FRM PARK Dünden Bugüne!  

Forum Anasayfa R.Galerisi RADYO
Geri git   FRM PARK Dünden Bugüne! > EĞİTİM BÖLÜMÜ > ZOOLOJİ

Hayvanlar Hakkında Detaylı Bilgi MerkeziZOOLOJİ icinde Hayvanlar Hakkında Detaylı Bilgi Merkezi konusu , Mercan (koral) Mercanlar ( Anthozoa ), omurgasız hayvanların knidiler ( Cnidaria ) şubesinin denizlerde yaşayan bir sınıfı. Yumuşak mercanlar, boynuzsu mercanlar, dikenli mercanlar, gerçek mercanlar gibi çeşitleri vardır. Deniz şakayıkları .. Konu ile alakalı etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Hayvanlar Hakkında Detaylı Bilgi Merkezi

ZOOLOJİ icinde Hayvanlar Hakkında Detaylı Bilgi Merkezi konusu , Mercan (koral) Mercanlar ( Anthozoa ), omurgasız hayvanların knidiler ( Cnidaria ) şubesinin denizlerde yaşayan bir sınıfı. Yumuşak mercanlar, boynuzsu mercanlar, dikenli mercanlar, gerçek mercanlar gibi çeşitleri vardır. Deniz şakayıkları ...

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12-21-2009, 20:57   #21
SİTE KURUCUSU
Standart


Mercan (koral)


Mercanlar (Anthozoa), omurgasız hayvanların knidiler (Cnidaria) şubesinin denizlerde yaşayan bir sınıfı. Yumuşak mercanlar, boynuzsu mercanlar, dikenli mercanlar, gerçek mercanlar gibi çeşitleri vardır. Deniz şakayıkları da bu sınıftandır. Polip vücutlu bu canlıların mineral maddelerinden karışmış boynuzsu iskeletlerine de mercan denir. Mercan iskeletlerinin binlerce yıl boyunca belli bir bölgede toplanması sonucunda da, mercan kayalıkları meydana gelir. Yalnız veya koloniler halinde yaşarlar. Vücutları ışınsal simetrilidir. Ağız çevrelerinde uzantılı dokunaçları vardır. Ağız ve kolları kaslarla açılıp kapanabilir. Küçük canlılarla beslenirler. İskeletleri dış derilerinin salgısından meydana gelir.
Akdeniz, Kızıldeniz gibi sıcak deniz diplerinde bulunan büyük taşlara yapışık olarak yaşarlar. Pek nadir olarak serbest yüzenlerine de rastlanır. Her bir mercan veya mercan ünitesi kalkerli bir kabuk içinde birbirine sıkı sıkı bağlanmış mercan hayvancıkları ihtiva eder. Mercanın vücudu sütun şeklindedir. Bu sütunun üstünde, kavrama uzuvlarını ve merkezi ağzı taşıyan düz bir disk bulunmaktadır. Mercan, kabuğun içinde belli bir miktarda büzülebilir, ancak kabuğu terk edemez. Koloni fertlerinin kabukları birbirinden değişik şekillerdedir. Kalkerden meydana gelen kabuk kütlesi, sürgün şeklindeki üreme sonucu devamlı olarak büyür. Bu büyüme sırasında sadece kütlenin yüzeyindeki mercanlar canlı olarak kalır.
Hem eşeyli, hem de bölünme veya tomurcuklanma ile eşeysiz çoğalırlar. Eşeysiz olarak üreyenler ana koloniye bağlı kalırlar. Çoğu ayrı eşeylidir. Üreme hücrelerinin döllenmesi ana karnında veya suda olur. Döllenme sonucu meydana gelen kirpikli larva küçük bir kurtçuğa benzer. Kirpikleriyle bir müddet serbest yüzdükten sonra kendini bir kayaya tesbit eder. Gelişimini tamamlayarak polip haline gelir ve kalkerli bir iskelet salgılar. Tomurcuklanma ile üreyerek yeni polipler meydana getirir. Koloninin salgıladığı iskeletler yığın halini alarak, mercanlar hareket edemez olur.
Mercan katılıkta taş gibidir, denizin dibinde ise adeta bitki gibi biter. Denizin diplerinde rengarenk çiçek bahçelerini andırırlar. Suyun yüzünden yukarı çıkıp kuruyunca katılaşıp toprak olur. Bu özelliklerinden dolayı mercanlar uzun yıllar denizlerde büyüyen taş haline gelmiş çiçekler olarak sanıldılar. Günümüzde ise mercanlar, omurgasız hayvanlar sınıfında incelenmektedir.
Kaynaşan mercan iskeletlerinin zamanla deniz yüzeyine kadar yükselerek meydana getirdikleri uzun mercan kayalarına resif denir. Bazan da halka şeklini alarak ortası deniz olan adalar meydana getirirler. Bunlara da atol denir. Mercan kayalıklarının meydana gelebilmesi için suyun ılık olması lazımdır. Norveç batı sahillerinde olduğu gibi soğuk iklim bölgelerinde de mercan kayalıklarına rastlanmaktaysa da, mercan kayalıklarının en çok bulunduğu yerler; Afrika'nın doğu sahillerinden Pasifik OkyanusundakiHawaii Adaları arasındaki bölge ile Bermuda'dan Brezilya'ya kadar olan bölgelerdir. Akdeniz'de de çalı veya ağaç biçimli koloniler halinde, 200 metrelik derinlerde bulunurlar.
Üç tip mercan kayalığı vardır. Bunlardan birincisi sahile yakın bölgelerde bulunur. İkincisi sahilden uzakta açık denizde, üçüncü de sığ sularda bulunur. En meşhur mercan kayalıkları Avustralya'nın kuzeydoğu sahillerinde bulunan ve uzunluğu 2000 km olan Great Barrier Reef'tir. Mercanların renk ve görünüşleri çeşitlidir. Çimen, yelpaze, ağaç dalı şeklinde olanları vardır. Kırmızı, yeşil, turuncu, beyaz, çizgili ve desenli de olabilirler.
Çok eskiden beri mercan iskeletlerinden süs eşyası yapılmaktadır. Kolye, gerdanlık, küpe, tesbih gibi eşya imal edilir. Kırmızı mercan en meşhurlarıdır.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 20:58   #22
SİTE KURUCUSU
Standart


Deri sırtlı deniz kaplumbağas

Fiziksel özellikler

Büyüklü


DSDK, varlığını sürdüren tüm kaplumbağa türleri içinde en büyük olanıdır:
  • Boyunun uzunluğu 2 metreye, ağırlığı ise 600 kilograma ulaşabilir.
  • Ön yüzgeçleri hem gövdeye oranla, hem de boyutları açısından, diğer deniz kaplumbağalarına göre çok daha büyüktür; erişkinlerde, uçtan uca uzunluk 270 santimetreyi bulabilir.
Dünyanın en büyüğü olarak kaydedilen DSDK, Galler'in Gwynedd bölgesindeki Harlech kasabası kumsalına Eylül 1988'de vurmuş, balık ağlarına takılarak boğulmuştur. 2,74 metre boyu ve 914 kilogram ağırlığı olan bu deri sırtlının, kaydedilmiş en yaşlı kaplumbağalardan biri olduğu düşünülmektedir. O günlerde hayvanın 100 yaşında olduğundan sözedilse de, deri sırtlılar için henüz kesin yaş belirleme teknikleri geliştirilmemiştir. Erken dönemdeki büyüme hızları da yüksek olduğu için, erişkin bireyler bile diğer kaplumbağa türleri kadar yaşlı olmayabilir.

Kabuk



Yumurta bırakmak için gece kumsala çıkmış bir deri sırtlı deniz kaplumbağası(Dermochelys coriacea).

DSDK'nın kabuğunda, diğer kaplumbağaların kabuğunda bulunan kemiksi levhalara (skutum; Lat., scutum) rastlanmaz; bu türün kabuğu, temel olarak, bağ dokudan oluşur.

Hayvanın düz yüzeyli, siyahımsı ve açık renk beneklerle bezeli sırt kabuğunda, baştan kuyruğa doğru uzanan kabarık çizgiler bulunur. Sırt kabuğunun karın kabuğuna
ulaşması da diğer kaplumbağalardaki gibi sert bir açıyla olmaz: iki kabuk yumuşak bir şekilde yuvarlanarak birleşir ve hayvana yarı silindir biçimli bir görünüm kazandırır.

Baş


DSDK'nın, denizanalarını ısırmasına yardımcı olacak şekilde, özellikle kıvrık bir gagası vardır. Boğazında bulunan arkaya dönük ve kancamsı çıkıntılar da avını yutmasını kolaylaştırır. Ancak bu kancalar, deniz kirliliği ile birlikte artan naylon torba ve benzeri nesnelerin takılmasıyla, ölüme varan sıkıntılara da neden olmaktadır:
  • Deri sırtlılar, sindirilmesi mümkün olmayan naylon torbaları denizanası zannederek yutarlar. Geri çıkaramadıkları torbaların boğazlarını tıkaması sonucu beslenmeleri bozulur ve sonunda ölürler.
  • Ölü deri sırtlılarda yapılan incelemelerde, midelerinde naylon torbalara, sert plastik parçalara ve misinalara rastlanmıştır.
Fizyoloji


DSDK'nın metabolizma hızı, kendi boyutlarındaki bir sürüngenden beklenenin yaklaşık üç katıdır. Yüksek metabolizma hızı, derisindeki ters akımlı ısı değiştiricimemeli gibi kendi beden ısısını üretebilme kapasitesine sahip olduğunu öne sürerler. Ama genel olarak sürüngenler soğuk kanlı canlılar olarak tanımlanırlar ve DSDK'nın da farklı olmadığı düşünülür. damar sistemi, yağlı gövdesinin sağladığı yalıtım ve büyük kütlesinin de yardımıyla, DSDK beden ısısını çevresindeki sudan 18°C'ye varan farklarla daha yüksek tutabilmektedir. Bazı bilimciler, DSDK'nın bir

Dağılım ve yaşam alanı


Deri sırtlıları Atlas, Pasifik ve Hint Okyanusları'nda; kuzeyde Labrador, Alaska ve Norveç'ten, güneyde Şili, Arjantin, Güney Afrika Cumhuriyeti ve Yeni Zelanda'nın güney uçlarına kadar geniş bir alanda görmek olasıdır. Yaz aylarında:
  • Atlas Okyanusu'nda yerleşik deri sırtlılar, en sık olarak, güneyde orta Florida sahillerinden kuzeyde Maine Körfezi'ne kadar bulunurlar ama Kanada'nın St. Lawrence Körfezi'ne kadar kuzeyde de gözlenmişlerdir.
  • Büyük Okyanus'un deri sırtlıları ise en çok, kuzeyinde toplandıkları bilinen Hawaii takımadalarının açıklarında izlenirler.
Genelde derin suları tercih etseler de çoğunlukla karadan görülebilirler. Yaz aylarında, en çok, deniz taşıtlarının pervaneleri ile yaralandıkları Long Island Boğazı'nda olmak üzere, yüzeye yakın güneşlendiklerine rastlanır.

Beslenme


Deri sırtlıların temel gıdaları denizanalarıdır, ama başka deniz bitki ve hayvanlarını da yerler.

Büyük deri sırtlılar her yıl Körfez Akıntısı'nı izleyerek Karayipler'den Birleşik Krallık'a, oradan da Avrupa'ya kadar uzun bir yolu, denizanası ile beslenebilmek için katederler.

Üreme


Üreme olgunluğuna on yaşından sonra ulaşan deri sırtlılar, -yumurtadan çıktıktan sonra denize ulaşan erkek bireyler bir daha hiç çıkmadıkları için-, her zaman denizde çiftleşirler. Her 3-4 yılda bir çiftleşen dişi bireyler ise yumurtalarını bırakabilmek için, kendilerinin de yumurtadan çıktıkları kumsallara giderler. Bir dişi, üreme mevsiminde yaklaşık dokuzar gün arayla toplam 10 kereye kadar kuluçkaya yatabilir.

Üremeye elverişli olduğunu belirtebilmek için muhtemelen feromon salgılayan dişi DSDK ile karşılaşan erkek, dişinin kendisini kabul edip etmediğini anlamak için baş hareketleri, burun sürtme, ısırma, yüzgeç hareketleri gibi davranışlarla dişiye yaklaşır. Dişi erkeği kabul ederse, diğer deniz kaplumbağalarında olduğu gibi erkek arkadan dişinin üzerine çıkar ve iki bireyin cinsel uzuvları kenetlenir; döllenme, dişinin içinde gerçekleşir.


Genellikle, bir dişi birden fazla erkek ile çiftleşir. Dişinin çok eşli çiftleşmeye yönelik evrimi;
  • erkek kısırlığının ve sperm azlığının engellenmesi,
  • dişinin yüksek kaliteli spermleri seçebilmesi,
  • yavrular arasındaki genetik çeşitliliğin artması
gibi nedenlerle gelişmiş olabilir. Ancak çalışmalar, çok eşliliğin deniz kaplumbağalarında başarılı döllenmeyi azalttığını göstermiştir.


Bahsedilen çiftleşme şekli çeşitli güçlükler ve tehlike içerir:
  • Bazen, kabukların engel olması nedeniyle, cinsel uzuvların kenetlenmesi aşamasına geçiş güçleşir.
  • Çiftleşmek için çok istekli olan ve eş bulabilmek için uzun süre su altında kalan erkek, eşini bulup çiftleşmeyi tamamlayıncaya kadar, su altında yaklaşık bir saat daha havasız kalmak durumundadır.
Zigotun bölünmesi, döllenmeden sonraki birkaç saat içinde başlar ama gastrulaembriyonun gelişimi durur. Yumurtaların bırakılmasından kısa süre sonra embriyonun gelişimi kaldığı yerden devam eder ama kuluçka döneminin, embriyo zarlarının geliştiği ilk 20-25 günü boyunca, yuvadaki embriyoların harekete aşırı duyarlılığı ve buna bağlı yüksek ölüm olasılıkları devam eder. Bu dönemi, organlarda ve bedende yapısal farklılaşma (organogenez) dönemi izler. Diğer bazı sürüngenlerde olduğu gibi, deri sırtlılarda da gelişmekte olan yavruların cinsiyetini yuvanın ortam sıcaklığı belirler. evresine ulaşıldığında, dişinin yumurtaları bıraktığı süre boyunca harekete karşı çok duyarlı olan

Deri sırtlıların yumuşak kabukları kayalık zeminde zarar görmeye açık olduğu için, yuvalandıkları kumsallardaki kum yumuşak olmalıdır. Ayrıca, kumsalın denize olan eğimi de dar açılı olmalıdır, aksi halde, kumlar erozyona uğrayarak denize akar ve kaplumbağalar da bundan zarar görebilir. Dişiler, gelgit hattının üst sınırından daha yukarıda, yüzgeçleriyle bir yuva kazıp, içine yaklaşık 110 tane yumurta bırakırlar. Yumurtaların yaklaşık 70 tanesi büyük ve doğurgan, geri kalanı ise küçük ve kısırdır. Yuvayı yeniden dikkatle kapatan dişi, üzerindeki kumları da gelişigüzel dağıtarak, yumurtaları saldırganlardan saklamaya çalışır.


Yaklaşık 60 günlük sürenin sonunda, kumun altındaki yumurtalar çatlamaya başlar. Gecenin gelmesiyle birlikte, yumurtadan çıkmış olan yavrular üzerlerindeki kumu kazarak yüzeye çıkıp denize yönelirler. Denize ulaşan yavrular, genellikle erişkinliğe ulaşana dek bir daha görülmezler ve hakkında çok az şey bilinen bu süreci de çok azı tamamlayabilir:
  • Yavruların çoğu, henüz denize bile ulaşamadan, kuş, sürüngen ve benzeri avcılara, önemli bir kısmı da denizdeki çeşitli hayvanlara yem olur.
  • Eğer yerleşim yerlerinin ışıkları görülüyorsa, yuvadan çıkan yavrular bu ışıklara ve denizden uzağa yönelerek, şu ya da bu şekilde mutlak ölüme giderler.
Deri sırtlıların, bulundukları okyanuslara göre yuvalandıkları yerler şöyledir:
  • Atlas Okyanusu'nun deri sırtlıları, şubat ve temmuz ayları arasında, ABD'nin Georgia (ABD) eyaletinden Karayipler'deki Birleşik Devletler Virgin Adaları'na ve Surinam'dan Guyana'ya kadar olan sahillerde yuvalanırlar.
  • Büyük Okyanus'un deri sırtlıları ise birkaç yıl öncesine kadar Malezya'dan Kosta Rika'ya kadar olan sahillerde yuvalanıyorlardı. Ancak 2001'den itibaren sayıları belirgin ölçüde düşmüştür ve soyları tükenmenin eşiğine gelmiş olabilir.

Tehditler ve koruma



Erişkin deri sırtlılar büyük hayvanlar oldukları için, doğal düşmanları pek yoktur. Daha çok yumurtalar ve yumurtadan yeni çıkmış yavrular saldırıya açık olurlar:
  • Kuşlar, köpekler ve diğer fırsatçılar yuvaları kazarak yumurtalarla beslenirler.
  • Yumurtadan yeni çıkmış yavrular ise, hem yuvadan denize ulaşmaya çalışırken hem de denizin içinde, çeşitli avcılara av olurlar ve çok azı erişkinliğe ulaşabilir.
İnsanların kumsallardaki varlıkları deri sırtlıları çeşitli şekillerde tehlikeye atar:
  • Porto Riko, çevre adalar ve muhtemelen de başka yerlerde, yasak da olsa DSDK yumurtaları toplanmaktadır.
  • Kumsalların imarı, deri sırtlıların yuvalanmak için ihtiyaç duyduğu yaşam alanlarını bozar; gelişen yerleşimlerin ışıkları, yumurtadan yeni çıkan yavruların şaşırıp denizden uzaklaşmasına neden olur.
  • Kumsalların insanlar tarafından kullanılması ile yuvalar bozulabilir, yumurtalar ve yenidoğan yavrular ezilir ya da yumurtalar yenidoğanların yüzeye çıkamayacağı derinliklere gömülebilir.
  • Meraklı insanlar, yuvalamakta olan dişileri rahatsız edebilir.
Denizdeki erişkinlere karşı tehditlerin de tamamı insanlara bağlıdır:
  • Plastik, lastik, zift, akaryakıt ve diğer sentetik maddeleri yutan erişkin deri sırtlılar ciddi şekilde yaralanmakta ya da ölmektedir.
  • Özellikle sığ sularda, teknelerle çarpışmaya bağlı olarak çok sayıda DSDK kaybedilmektedir.
  • Ticari balıkçılıkta kullanılan misina, , ip ve kablo gibi malzemeler, deri sırtlıların boğulmasına yol açmaktadır. Her ne kadar ağlarda kaplumbağa dışlama düzenekleri bulunmak zorundaysa da bu düzenekler erişkin deri sırtlılar gibi büyük hayvanların kaçmasını her zaman sağlayamaz. ABD'nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi (National Oceanic and Atmospheric Administration, NOAA), her yıl yaklaşık 640 DSDK'nın ticari balıkçılığa bağlı olarak öldüğü tahmininde bulunmaktadır.
  • Porto Riko'nın bazı bölgelerinde, yasa dışı olmasına rağmen, diğer kaplumbağa türleri için denize ağ atılmaktadır. DSDK avı için olmasalar da zaman zaman deri sırtlılar da bu ağlara yakalanırlar.


Ernst Haeckel'in Kunstformen der Natur (1904) adlı kitabındaki 89. levhada, sol üstte bir deri sırtlı deniz kaplumbağası (Dermochelys coriacea) olmak üzere, o dönem için hepsi Chelonia olarak sınıflandırılmış kaplumbağalara ait çizimler görülüyor. Kaplumbağaların eski ve güncel bilimsel adlandırılmalarını görebilmek için resmin üzerine tıklayın.

DSDK'nın üyesi olduğu Dermochelyidae familyasına ait, soyu tükenmiş( kısa: st ) türleri de içeren ayrıntılı sınıflandırma aşağıda sunulmuştur:
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 20:58   #23
SİTE KURUCUSU
Standart


Tavşanlar
Tavşanlar, büyük gözleri ve çok büyük kulakları ile hayvanlar aleminde beslenme piramidinin altında yer alan tipik bir 'av' hayvanı özelliği taşır.
Diş yapıları kemirgenlere benzer, ancak üst çenede arkada iki küçük kesici diş daha bulunur. Çiğneme kaslarının ve kan plazmalarının yapı farkı nedeniyle, kemirgenlerden ayrı bir grup olarak incelenirler.
Toprak üzerinde bizzat kazdıkları oyuklarda, bitki yiyerek yaşarlar. Çok fazla çoğalma yetenekleri vardır. Bir defada 15’e kadar yavru doğurabilirler.
Dünyada 2 aileye bağlı, 67 tür tavşan vardır. Türkiye’de tek bir aileye bağlı, 2 tür tavşan yaşar.
  • 1. Aile: Tavşangiller (Leporidae): Kuyrukları uzun kıllarla örtülüdür. Kulaklar ve arka bacaklar uzamıştır. Bir kısmı toprak altında oyuklarda yaşar. Türkiye'de sadece bu aile görülür.
  • 2. Aile: Islıklı tavşangiller (Ochotonidae): Kuyrukları kısa ve yuvarlaktır. Ön ve arka üyeleri eşit uzunluktadır. Geceleri aktiftirler ve ıslık şeklinde sesler çıkarırlar.
Tavşanların gözleri, başın iki tarafına konumlanarak onlara 360°C’ye yakın bir görüş alanı kazandırır. Kulaklarını iki yana çevirerek çeşitli sesleri algılayabilirler.
Bir yaban tavşanı, yaklaşan bir tehlike gördüğü zaman yere yapışık ve kulakları tamamen inik durumda farkedilmemeye çalışarak bekler. Kamufle özelliği de bu sırada çok işine yarar. Tehlike devam eder ve düşman 3 metreye kadar yaklaşırsa tavşan birden ani bir biçimde zıplayarak bütün hızıyla koşmaya başlar. Koşarken hızı kısa mesafelerde saatte 65-85 km.’ye ulaşır ve düşmanını şaşırtmak için sürekli zikzaklar çizer. Bir sıçrayışta 3 metre atlayabilir.
Bir ada tavşanı kolonisi içinde hiyerarşiyi belirlemek üzere yapılan kavgalar çok ciddi hasarlar oluşturmaz. Ancak bir koloninin yaşam alanını savunmak için diğer bir koloni ile yaptığı kavgalar ciddi yaralanmalarla sonuçlanabilir. Erkek tavşanlar, ayaklarını yere vurarak, gözdağı verirler. Koloninin sınırları, dallara, taşlara v.b. sürtünerek, yanaklarındaki bezlerden salgılanan koku ile işaretlenir. Ayrıca yumuşak tüyleri ve şirin ve sakin mizacı ile çok sevilen bir hayvandır.Hatta dışkıları çok temiz olduğundan Tavşan ***u deyimi ne yararı ne zararı olan şeylere söylenir





Ada tavşanı

Evcilleştirilmiş tavşanların atası olan ada tavşanları, Türkiye’de ve dünyada en sık görülen tavşan türüdür. Boy 35-45 cm., ağırlığı 1-2.5 kg. arasındadır. Yabani tavşana göre daha küçük olan kulaklarının ucunda benekler vardır. Arka ayaklar daha büyük ve güçlüdür. İlk olarak Güney Fransa, İber Yarımadası ve bir olasılıkla Kuzeybatı Afrika’da yaygın olan bu tür, besin kaynağı ve eğlenmek için avlanmak amacıyla diğer bölgelere insanlar tarafından yerleştirilmiştir.
Üç metre derinlikte, 45m. uzunlukta, 15 cm. çapında oyuklar kazarlar. Bu dehlizlerde, yuva olarak kullandıkları bölgeler, 30-60 cm. yükseklikte ve otla döşelidirdir. Ana girişin ağzında toprak yığılıdır. Akşam ve sabah karanlığında aktiftirler. Koloni halinde yaşarlar. Koloni içinde dominant hiyerarşi vardır. Kısmen göç ederler. 9 yıl kadar yaşarlar.
Ot ve diğer bitkilerle beslenir. Bunları bulamadıklarında ise kabuk ve filizleri kemirirler. Tarlalardaki ürünleri de yerler. Sıcak mevsimlerde çoğalılar. Gebelik 28-33 gündür. Yavrular, 1 aylıkken sütten kesilirler ve anneden ayrılıp koloniye katılırlar. Bundan sonra anne, yeniden bir yuva kazar ve yeni yavrularını burada büyütür.
Ada tavşanları postları ve etleri için avlanırlar. Türkiye’de avı serbesttir. Kırmızı listede soyları tehlikede olmayan hayvanların yer aldığı nt statüsündedir. Evcil türleri denek olarak kullanılır

Yaban tavşanı
Boyu 70 cm.e varabilen ve kısa mesafede çok hızlı koşabilen bir otçulmemeli türü. Ağırlığı 2-7 kg. arasında değişir. 10 cm. kadar bir kuyruğu olur. Türkiye’deki yabani tavşanlar, Avrupa’dakilerden biraz daha küçüktür. Kulakları çoğu kez arka ayakları kadar, bazen daha uzundur. Kulaklarını etrafa çevirebilirler. Yılda iki kez kıl değiştirirler. Yazın kahverengi ya da kahverengimsi gri, kışın daha açık ya da beyaz olurlar. Ortalama ömürleri 10 yıl kadardır.
Otluk, ormanlık ve açık arazilik yerlerde, bataklık çevrelerinde ve 1500 m.’ye kadar dağlarda yaşarlar. Küçük toprak oyukları ve çalıların altına yerleşirler. Orta ve (İber Yarımadası hariç) Güney Avrupa’dan, Çin’e kadar görülebilen yaban tavşanları, Türkiye’nin her bölgesinde boldur.
Ancak kısa aralıklarla (ve gözleri açık olarak) uyurlar. Yabani tavşanlar genelde yalnız yaşamakla birlikte hemcinslerine karşı hoşgörülü davranırlar. Sürekli kullandıkları patikaları yanak ve anal bölgelerindeki salgıbezlerini kullanarak işaretlerler. Yazın yeşil bitkiler, mantarlar, meyveler, kışın ağaç kabukları ve kuru bitkileri yerler. Yılda birkaç kere (genelde 2), 2-6 yavru doğururlar. Yavrular gözleri açık doğar ve bir kaç saat içinde koşmaya başlar. Doğumdan önce birkez daha çiftleşen dişilerde, üst üste gebelik görülür. Erkekler, dişiler için kavga ederler. Bu kavga yumruklaşmayı andırır.
Yaban tavşanları, postları ve etleri için avlanırlar. Türkiye’de avı sezonluk olarak serbesttir. Kırmızı listede soyları tehlikede olmayan hayvanların yer aldığı ‘’’nt’’’ statüsündedir. Ancak sayıları azalmaktadır.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 20:58   #24
SİTE KURUCUSU
Standart


KÖSTEBEKLER




Ördek köstebeği olarak adlandırılan Ornitorenkler'in ilginç özelliklerinden
biri dişilerinin 7.5-10.5 m. uzunluğunda, dönemeçli yuvalar kazmalarıdır. Hayvan tünelin ucuna bir yuva odacığı kazar ve bu bölmeyi öncelikle ıslak ot ve yapraklarla astarlar. Dişi, ot ve yaprak yığınlarını kuyruğu ile taşır. Islak otlar yumuşak kabuklu yumurtaların kurumasını engellemeye yarayacaktır. Çiftleştikten iki hafta sonra, dişi Ornitorenk yumurtlamak için yuvaya çekilirken, tünele yer yer toprak engeller yapar. Kalınlığı 20 cm. kadar olan bu engelleri kuyruğuyla bastırarak sağlamlaştırır. 7 ila 10 gün süren kuluçka döneminde yuvasından ender çıkar; her çıkışında toprak engelleri yeniden yapar. Bu engeller Ornitorenkler için bir savunma aracıdır.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 20:59   #25
SİTE KURUCUSU
Standart


Ağaçkakan,





Picidae (ağaçkakangiller) familyasını oluşturan ağaçların kabuklarını gagalayarak altlarında gizlenmiş tırtıl ve böceklerle beslenen, sivri gagalı hoş renkli kuş türlerine verilen ad.
Kutuplar, Avustralya, Madagaskar ve Okyanusta'ki bir kaç ada hariç, dünyanın her yerinde yaşar.
Ayakları dörder parmaklıdır. İkisi öne ikisi arkaya yönelmiştir. Keskin ve çengelli tırnaklarıyla ağaç gövdelerine sımsıkı tutunur. Dik ve sivri tüylerden meydana gelen, kıvrılmayan güçlü kuyruğunu da destek olarak kullanır. Kısa sıçramalarla ve hızla ağaç gövdelerine tırmanırlar.
Renkleri çeşitli olup, boyları cinslerine göre 9 ile 50 cm arasında değişir. Çok ürkek olduklarından tenha orman, park ve bahçeleri tercih ederler. Çoğunlukla ağaçlarda gagaları ile oydukları yuvalarda barınırlar.
Ağaçkakanların boyun kasları çok gelişmiştir. Beyinleri, güçlü kafatası kemikleriyle örtüldüğünden, gagalarıyla yaptıkları darbe sarsıntılarından korunurlar. Uzun, sert ve kuvvetli gagalarını bir keski (iskarpela) gibi kullanarak, ağaç kabuklarını didiklerler. Kabukların altında yaşayan tırtıl ve böcekleri bulup yerler. Ağaçkakanların dili uzun ve solucana benzer olup, hızla, gaga ucundan daha uzağa uzanabilir. Dilin dibi, ileri gidip gelebilen kıkırdaklı bir kısma bağlıdır. Bunun sayesinde dil rahatça ileri uzanıp çekilebilir. Ucu yapışkan ve kancalı olan dili ile, tırtıl ve böcekleri zıpkınlayarak kabuk altındaki galerilerinden çekip alırlar. Bazı çeşitlerinin dil ucunda ince, sert, dikencikler de vardır.
Ağaçkakan, gagasıyla ağaç gövdesine belli aralıklarla vurur. Yansıyan sesleri değerlendirerek kabuğun hangi noktasında tırtıl bulunduğunu keşfeder. Böylece boşuna delme zahmetinde bulunmaz. Ağaçkakanların kabuk altlarındaki böcekleri görmeden yerlerini kesin olarak tespit edebilmeleri merak konusudur.
Eşleşme devrelerinde kuru ağaç dallarını gagalayarak çıkardıkları tik-taklarla karşı cinslerini çağırırlar. Dişileri, 2-3 adet beyaz yumurta yumurtlarlar. Eşler, 16-18 gün kadar sırayla kuluçkaya yatar. Yavruların bakımıyla daha çok erkek ağaçkakan ilgilenir.
Ağaçlara zarar veren tırtıl, böcek ve kurtçukları yedikleri için çok faydalı olan bu hayvanlar, ilkbaharda yeşeren ağaçların kabuklarını odun kısımlarına kadar çember şeklinde didiklerler. Bu da ağaçların kurumasına sebep olduğundan, bahçıvanlar tarafından kovalanırlar. Bu kuşların bir de ceviz, badem gibi sert kabuklu ve iri taneli meyveleri ağaçların, kabuk çatlaklarına sıkıştırıp sonra da içlerini yemek gibi adetleri de vardır.
Ağaçkakanların en meşhur ve en güzel türü olan yeşil ağaçkakan, Anadolu ve İran'da yaşamaktadır. Yeşil rengin hakim olduğu tüyleri, parlak ve çok güzeldir. Boyları 30 cm kadar olup, başlıca besinleri karıncadır. Yaban arılarının balını yemeyi de çok severler. 6-7 yumurta yumurtlarlar. Erkek ve dişi sırayla 16-18 gün kadar kuluçkaya yatar.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 20:59   #26
SİTE KURUCUSU
Standart


Kelebekler


Kınkanatlılardan (Coleoptera) sonra en kalabalık takımdır. Kanatlar üzerinde, yassılaşarak içine pigment birikmiş olan keratin yapılardan pullar oluşmuştur. Kanatların dışında, gövde ve bacaklar da tamamen pullarla kaplıdır.


Cossus spp.

Bacaklar koşucu-yürüyücü, ağız ise emici tiptedir. Ağız parçalarından "galea" adı verilen kısmın uzamasıyla hortum yapısı meydana gelmiştir. Besinler, tat alma organları yardımıyla seçilir. Antenler genellikle tüy şeklindedir (Bipektinat), ancak farklı anten tipleri de görülür. Holometabol canlılardır. Larvalar tırtıl şeklindedir. Pupa hallerine "krizalit" adı verilir.


Bir kelebek tırtılının pupa haline geçişi

İpek ve mum bezleri bulunur. Koku bezleri veya pulcukları da, özellikle üreme döneminde karşı cinsi cezbetmekte görevlidir. özellikle dişilerde bulunan bu yapılardan, "feromon" adı verilen çekici kokular salgılanır.

1. Subordo (Alt takım): Homoneura




Hepialus spp.


Micropterix spp.

2. Subordo (Alt takım): Heteroneura




Zeryn
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 21:00   #27
SİTE KURUCUSU
Standart


Afrika yaban köpeği (Lycaon pictus)
köpekgiller (Canidae) familyasından Afrika'da yaşayan vahşi bir köpektürü.
Büyük Sahra'nın güney ve doğu kesimlerinde yaşar. İri ve yuvarlak kulaklı, postu siyah, sarı ve beyaz benekli alacalı, son derece yırtıcı bir hayvandır. Yiyebileceğinden çok daha fazlasını öldürür.

Özellikleri

Bilimsel ismi Lycaon pictus "alacalı kurt" anlamına gelir ve bu adı postunun çok alacalı olmasından alır. Temel rengi siyah olmasına rağmen ,bütün vücudu kahverengi, sarı, beyaz ve kırmızımsı lekelerle kaplıdır. Post rengi her bireyde farklı dağılım gösterir. Böylelikle hiç bir köpek eşit olarak görünmez. Kürkü kısa, yer yer dökülmüş olduğundan, bazı yerlerinde çıplak et görünebilir.
Kafası dahil uzunluğu 90 cm'dir. Buna ek olarak 35 cm kuyruk gelir. Yerden omuz yüksekliği 70 cm'dir. Ağırlığı ise yaklaşık 25 Kg tutar. Bu ebatları ile çakal ile kurt arasında bir yer edinir.



__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 21:00   #28
SİTE KURUCUSU
Standart


Akrepler Akrep , (Scorpiones) takımını oluşturan genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yaşayan, vücutları sert kitin bir tabaka ile örtülü, kıvrık ve kalkık kuyruğunda zehir iğnesi bulunan eklembacaklılara verilen ad.
Taşların altında, duvar yarıklarında, kurumuş ağaç kabukları altında veya yer altında kazdıkları dehlizlerde rastlamak mümkündür. Karlı bölgeler hariç hemen hemen her yerde yaşarlar. Yalnız yaşamayı severler. Yassı halkalardan teşekkül eden vücut; başla kaynaşmış bir gövde, karın ve kuyruk (telson) olmak üzere üç bölümden meydana gelir. Gövdede önden arkaya doğru büyüklükleri artan, uçları çift çengelli dört çift yürüme bacağı bulunur. Gövdeye bağlı karın kısmı ise 7 geniş halkadan meydana gelmiş, alt yüzeyinde birinci halkada kapaklı bir adet cinsiyet açıklığı, ikinci halkada dokunum ve iz bulma görevi yapan bir çift tarak organı, 3, 4, 5 ve 6. halkalarda "kitap trakeleri" adını alan solunum organına ait birer çift olmak üzere toplam dört çift solunum deliği (stigma) vardır. Karın kısmından sonra 6 adet dar ve yuvarlaksı halkalardan meydana gelen ve bir yay gibi sırta doğru bükülebilen akrebin kuyruğu, eğrilmiş bir zehir iğnesi veya mızrağını taşıyan şişkin halka ile biter. Akrep, yürüdüğünde kuyruğunu kaldırır. Düz ve kaygan yüzeylere tırmanamaz. Halk arasında vücudunun son bölümü her ne kadar akrebin kuyruğu olarak biliniyorsa da, gerçekte karın kısmının daralan uzantısıdır. Çünkü içinden bağırsak geçmekte olan telsonun sondan bir önceki halkasında dışkılık son bulmaktadır.


__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 21:00   #29
SİTE KURUCUSU
Standart


Bal arıları Bal arıları (Apis) topluluk yaşamı sürdüren sosyal böcekler olarak, herhangi bir yuvada aile (koloni) oluştururlar. Bal arısı kolonisi, bir kraliçe (Ana arı), birkaç yüz erkek arı ve 10-80 bin işçi arıdan oluşur. Görünüş olarak birbirinden farklı olan bu üç arıdan kraliçe arı ve işçi arılar dişidir

Bal arısı (Apis mellifera) 1,2 cm uzunluğundadır. Baş ve göğüs bölümü az çok kıllıdır ve genellikle sarı tonlardaki rengi soydan soya değişir. İki büyük bileşik göz, ve üç basit göz, başın tepesinde yer alır. Koku alıcı iki duyarlı anten de keskin görme duyusuna yardımcı olur.
Bal arıları toplu halde yaşayan canlılardır ve kovanda yaşamın devamlılığını sağlamak için hep birlikte çalışırlar.
Bir kovanda işçi arılar, ana arı ve erkek arılar bulunur. İşçi arılar kovandaki bütün işleri üstlenmişlerdir ve büyüdükleri hücreden çıktıkları andan itibaren gelişimleri ile orantılı olarak kovan içindeki görevleri de değişir. İşçi arılar yaşamları boyunca kovan içindeki her türlü işle ilgilenmiş olurlar. İlk üç günleri kovan temizleyicisi olarak geçer.
Kraliçe ve işçi arıların iğnesi olduğu halde bal yapmayan erkek arılar iğnesizdir. Erkek arıların spermiyle döllenen Kraliçe yumurtalarının gelişmesiyle dişi arılar, işçilerin yumurtalarından ise erkek arılar oluşur. Kraliçe arı larva halinden itibaren işçi arıların tükürük bezlerince salgılanan arısütüyle beslenerek anaarı haline gelir.



Ana Arı


Anaarı


Kraliçe olarak ta bilinen ana arı, ana arı hücresine bırakılan döllü bir yumurtanın larva döneminde, işçi arı olacak larvaya göre daha sık ve daha zengin gıda (arı sütü) ile özel beslenmesi sonucunda yumurtadan yetişkine toplam 16 günde oluşur.Arı kolonilerinin her birinde sadece bir kraliçe bulunur ve bu kraliçe arı diğer dişilere göre daha büyüktür. Temel görevi ise yumurtlamaktır. Üreme sadece kraliçe arı vasıtasıyla olur, onun dışında diğer işçi arılar erkeklerle çiftleşemezler. Kraliçe, yumurtlamadan başka, koloninin bütünlüğünü ve kovandaki sistemin işleyişini sağlayan önemli maddeler de salgılar. Kaliteli ve genç bir ana arı, diğer kovan içi ve kovan dışı şartlar da elverişli ise günde 2000 dolayında yumurta yumurtlayabilir.

İşçi Arı


Kovan temizliği arıların ve larvaların sağlığı açısından çok önemlidir. Arılar kovanda gereksiz gördükleri herşeyi dışarı taşırlar, taşıyamayacakları kadar büyük olan ve kovana dışarıdan giren böcekleri de öldürürler ve propolis ile kaplayarak bir nevi mumyalama işlemi yaparlar. Propolisin özelliği, içinde bakteri barınamamasıdır. Yani mumyalama işi için ideal bir maddedir.

Bal petekleri


Arılar 3. günden sonraki bir hafta boyunca ise adeta dadılık yaparlar. Vücutlarındaki bazı salgı bezlerinin harekete geçmesi üzerine, larvaların bakımı işine yönelirler. Larvaların bütün bakımıyla 3 ila 10 günlük arılar ilgilenirler. Larvaların kimini arı sütüyle, kimini de bal ve çiçek tozu karışımıyla beslerler.
10. gününden itibaren işçilerin karnındaki balmumu bezleri gelişmeye başlar ve balmumu yapacak hale gelirler. İşçi arılar artık balmumuyla petek inşa eden inşaat işçileridirler.
Arılar 10 gün boyunca petek üretimine devam ederler. Ama doğumlarının 20. gününde yine görev değiştirirler. Bu kez kovan girişinde gardiyanlık yaparlar. Arıların vücudunda yine bir değişim olur ve iğne bezleri zehir üretmeye başlar ve gardiyan olan arılar kovan kapısında nöbet tutarak davetsiz misafirlerin içeri girmesini engellerler.

Erkek Arı

Dişilerden iridirler ama ne iğneleri vardır, ne de kendileri için besin toplayabilecek organları. Tek fonksiyonları kraliçeyi döllemektir. Kovanda petek örme, yiyecek toplama, arı sütü üretme, kovan ısısını düzenleme, temizlik, savunma gibi akla gelebilecek tüm işleri ise işçi arılar yaparlar.
Bir kolonide sayıları 10.000 ile 80.000 arasında değişen arı yaşar. Birarada yaşayan arı sayısının fazlalığına rağmen aralarındaki kusursuz iş bölümü ve disiplin sayesinde, kovandaki işlerde hiçbir aksama olmaz ve kovan içinde hiçbir kargaşa da yaşanmaz.
Dış görünüş olarak arılar birbirlerine çok benzerler. Bu benzerliğe rağmen kovana giren herhangi bir yabancı arı tanınır ve kovandan dışarı atılır ya da öldürülür. Her kovanda kraliçenin salgıladığı kimyasal bir madde vardır ve bu madde kovandaki bütün arılar tarafından bilinir. Ayrıca kovandaki bütün arılar da bu maddeyi kraliçeden alırlar yani kraliçe ile aynı kokuya sahip olurlar. İşte bu madde sayesinde aynı kolonideki bütün bireyler birbirlerini kolaylıkla tanırlar.
Arılar toplam altı haftalık hayatlarının kalan bölümünde çiçekleri araştıran birer balözü toplayıcısı olurlar.
İşçi arılar kovandaki bütün bu işleri yaparken kraliçe arıya düşen görev sadece üremektir. Kraliçe arı bütün ömrü boyunca hiç durmadan yumurtlar, ve bütün ihtiyaçları işçi arılar tarafından karşılanır.

Anaarılar 16 günde, işçiler üç haftada, erkek arılar ise işçilerden günlerce sonra erişkin dumuna gelebilir. Daha sonra erişkin anaarılar, içlerinden yalnızca bir tanesi kovanda kalıncaya değin kıyasıya dövüşürler. Bu yeni anaarı kovanın eski anaarısına saldırır. O da yeni bir koloni kurmak üzere bir sürüyle birlikte kovanı terk eder. Buna arıcılıkta oğul verme denir. Bu şekilde arı kolonisi ikiye bölünmüş olur.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-21-2009, 21:01   #30
SİTE KURUCUSU
Standart


KOALA
Avustralya'da Okaliptüs ağacının 600'den fazla türü olmasına karşı, koalalar bunların sadece 35 kadarını kullanırlar. Okaliptüs ağacı bir koala için yalnız barınak değil, aynı zamanda önemli bir besin kaynağıdır. Hatta okaliptüs yapraklarının koalanın yegane gıdası olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Okaliptüs yaprakları koalalar için hem bir besin hem de iyi bir ilaçtır:
Okaliptüs yaprakları bir dizi tıbbi etkiye sahiptir. Yapraklar eterik yağ içeririler. Bu yağ birçok hayvan için öldürücü nitelik taşıyan kimyasallar taşır. Buna karşın koalanın karaciğeri bu maddenin zehrini tesirsiz hale getirir. Koalaların sahip oldukları karakteristik kokunun da kaynağı bu yağdır. Tüm vücuda sürülen yağın bir kısmı uçmakta bir kısmı ise vücut içine girmektedir. Böylece hayvanın vücuduna musallat olan parazit haşereler kürk içerisinden yere dökülür. Fakat Koalanın şaşırtıcı özellikleri bu kadarla kalmaz. Eğer vücut sıcaklığını düzenlemesi gerekiyorsa o zamanda bitkinin hangi yapraklarını tercih etmesi gerektiğini biliyormuşçasına hareket eder: Vücut sıcaklığı düşükse, yani üşüyorsa o zaman "phellandren" yağı içeren yaprağı; bunun tersinde ise ateşi varsa "cineol" içeriği yüksek yaprakları çiğ- neyerek vücudunun serinlemesini sağlar. Bunun dışında okaliptüs yapraklarında bulunan diğer yağlarda kan basıncını düşürür ve kaslarının dinlenmesine neden olur. 1 Okaliptüs yapraklarının barındırdığı kimyasal maddeler ağaçtan ağaca değiş- mektedir. Hatta bir okaliptüs ağacında, iki farklı tipte yaprak mevcuttur. Koala bir tıbbi eğitim almış olamayacağına göre, İhtiyacı duyduğu maddenin, hangi tür okaliptüs ağacında olduğunu nasıl anlayabilmektedir?
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

« - | Zooloji Dalları »
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni mesaj gönderme yetkinizAktif Değil'dir
Mesajlara yanıt verme yetkinizAktif Değil'dir
Eklenti ekleme yetkinizAktif Değil'dir
Mesajınızı değiştirme yetkinizAktif Değil'dir

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Botanik Tarihi MUZO BOTANİK 0 12-20-2009 16:49


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 14:18 .


Dikkat : Üyelerimiz görüşlerini önceden onay olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, frmpark yoneticileri itina ile icerik kontrolleri yapmaktadir, yine de frmpark' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız İLETİŞİM buradan bildiriniz. Gereği yapılacaktır.
English Explanation: Our users can give their opinions without getting any approval in our site, all the responsibilities which can rise from these articles belong to these users, the managers of frmpark control the contents very carrefully, but if you find any item opposite to the rules CONTACT


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sanalda1numara

MODPARK

FORUM PARK | FRMPARK