![]() |
| |||||||
Fenerbahçe icinde İSLAM ÇUPİ Köşesi konusu , PayLasım için saoL Hakan.....
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#13 | ||
|
SİTE KURUCUSU
|
Yazılarından birkaç alıntı ;
''Türkiye'de Fenerbahçe Amerika'dir,öbür kulüpler bütün dünya...Bütün dünyada darbeler bir kelle düşürüp yerine başka kelle koyabilir, sosyalizm, komünizm beklenmeyen yumuşama resitalinin tuşlarına doğru parmak uzatabilir, utanç duvari, özgürlük kuleleri, yıldızı tek ve kırmızı saraylar yerle bir edilebilir, dünya döner, yaşam bir başka biçimde çığlıklar atar sabahlara...Ama paranın tek sahibi giderse, hayat biter. O zaman dünya rekabeti değil, dünya mezarlığı kurulur bu yaşı başı belirsiz yuvarlak kürede...'' ****** 19 Eylul 1985 Bordeaux Stadi kapali tribünlerine göz attiginizda, belki 17. yuzyilin barok mimarisine benzeyen, sarkiklarla karsilasirsiniz. Bu sarkiklar, o tribunlerde oturan insanlar icin, kafalarinin ustundeki bir kabara civisidir. Batabilir, ama carsamba aksami Bordeaux karsisinda izledigim Fenerbahce, o barok mimarisinin sivri uclu, kabaralarina temas etmeyecek kadar, sahada bir oyun yumusakligi kurdu. Cok vuran Bordeaux forveti arasinda Yasar'in akil almaz mudahaleleri tribunlerde bir arastirma konusu olurken, Fenerbahce defansinda Yasar'in otesinde de kocamanlaşan devler vardi. __________________ | ||
|
|
|
|
|
#14 | ||
|
SİTE KURUCUSU
|
İslam Çupi Bordeux
"Giresse, Tigana...Ama ondan sonra F.Bahce'nin altinda karavana..." Municipale Stadi'ndan Istanbul'a donuyorum. Eli bos degil, Fenerbahce'nin Avrupa SAmpiyon Klupler Kupasi'nda ilk turda aldigi galibiyeti icine sindirerek, icimde yeserterek, Istanbul'a donuyorum. Bordeaux Stadi kapali trıbunlerine goz attiginizda, belki 17. yuzyilin barok mimarisine benzeyen, sarkiklarla karsilasirsiniz. Bu sarkiklar, o tribunlerde oturan insanlar icin, kafalarinin ustundeki bir kabara civisidir. Batabilir, ama carsamba aksami Bordeaux karsisinda izledigim Fenerbahce, o barok mimarisinin sivri uclu, kabaralarina temas etmeyecek kadar, sahada bir oyun yumusakligi kurdu. Cok vuran Bordeaux forveti arasinda Yasar'in akil almaz mudahaleleri tribunlerde bir arastirma konusu olurken, Fenerbahce defansinda Yasar'in otesinde de kocamanlasan devler vardi. Cem, Eiffel Kulesi'ne benzeyen Reinders'i onden arkadan soluksuz birakirken, macin ne kadar tek adami ise, Ismail'in Giresse, Mujdat'in Tigana uzerindeki ustunlukleri Turk futbolu icin anlatilacak gercek degil, masaldi. O bilardo masasina benzeyen zeminde o futbolu sanatlastirmaya uygun olan zeimnde Mujdat ve Ismail'in Bordeaux ustalarini ciraga ceviren oyunda Erdogan'in Pascal'i kontrol ederken gosterdigi komputera benzeyen sadakat ,Abdulkerim'in libero olarak tum Bordeaux kontrataklarina koydugu sogukkanlilik, Fenerbahce'nin zafer gecesini muthis hale getiren aktorlerdi. Mactan sonra, Bordeauxlu taraftarlar tarafindan alkisla yikanan Fenerbahce orta sahasiyla da Bordeaux'un karsisinda oturan bir dersti. Pesic, Onder, Ilyas sonra da Huseyin'in katilmasiyla gerek oyunu tutmadaki becerisi, gerek topu kullanmadaki ustaligiyla L'Equipe gazetesinin mansetindeki sanati simgelediler. "Giresse, Tigana...ama, ondan sonrasi Fenerbahce'nin altinda karavana." Selcuk'la baslamak basarmak miydi? Basaramamak miydi? Bu soru Meszoly'nin kafasinda uc gun basinla karsi karsiya gelip, duvarlara vuran bir soruydu. Selcuk, bu soruya olaganustu bir ilk golle cok kesin bir cevap verdi... Oynamaliyim. Hucumda Senol'un bir traktore benzeyen homurtular icinde gittigi her noktadan ses cikarmasi Bordeaux tribunlerindeki seslerden cok daha carpiciydi. Attigi ikinci golun azim ve kuvvetten cikarilmis mayasi, Bordeaux cimlerine dusen bir baska gercekti. 3-2'lik Fenerbahce galibiyetinin hicbir dakikasinda ne sansa dayali, ne zaman calici, ne de oyunu geri paslarin tembelligine dayayan bir turk takimina tanik olmadik. Ilk defa bir Turk takiminin yenilgilerin sereflestirilmedigi, beraberliklerin kahramanlik gibi gosterilmedigi bir macin sonucunda bagira bagira bir 3-2'lik skoru Bordeaux sahasinda yazdigina tanik olduk. Besyuz Turk'u tribunlere kapamis o gecede, Fenerbahce'nin o besyuz Turk'u ellibin Turk yaptigi, Bordeaux gibi buyuk isime sahip bir takimi saf disi edisi, Avrupa ajansinin telekslerine buyuk bir supriz olarak takilacakti. Aslinda Fenerbahce'nin 3-2'lik galibiyeti sans olaylarinin ruletinden cikan bir skor degil, sahada ortaya konan gercek bir futbolun sonucuydu. Erdogan'in Pascal ile yaptigi mucadelelerde Fenerbahceli futbolcunun yasliligiyla rakibin gencligi arasindaki o buyuk farkin Pascal lehine degil, Erdogan'in ayaklarinda kalan bir kilit olduguna tanik olup, bu oyun delice alkislar atacaktiniz. Mactan sonra, 16 futbolcunun bindigi otobusun Bordeaux taraftarlari tarafindan cilgin alkislanisinin altinda (Bukemedigin bilegi opeceksin) gibi bir Turk atasozunun Fransizca'ya cevrilmis tercumesi vardi. 10 yildir maclardan cikan her Turk otobusu cenazeyi tasiyan bir arac sessizliginde yurur ve Turk takimlarinin bindigi vasitalar birer tabut eskizi cizerken, Bordeaux'daki otobusun icinde Fransizlarin dahi alkisladigi bir futbol hayati tasimak gercekten ilgi cekici. Fenerbahce bayraklari ve Fenerbahce rozetleri arkasindan bir samimi dliencilige cikan Bordeaux taraftarlarinin heyecanlarindaki temel istek suydu... "Fenerbahce'nin gucunu ve buyuklugunu kabul etmek" istegi. Avrupa'da nerede olursak olalim, vatandaslarimizin vizesiz adim atamadigi bir ortamda Fenerbahce'nin Bordeaux sahasinda adimlarini cok ustaca ve bilincli sekilde atisi da Turk insani icin baska bir gurur ve kisilik bulma belirtisiydi. Mactan sonra Bordeaux'un baskanindan teknik direktorune ,teknik direktorunden Giresse, Tigana gibi sohretlerine kadar uzanan bir itiraf Turk futboluna ve Fenerbahce'ye yakilmis olan en buyuk projektor isigidir. "Biz Bordeaux diyorduk. Bordeaux'da, Bordeaux'dan daha iyi oynayan bir takimla karsilastik. Fenerbahce, bize yeniden futbolu ogrenme konusunda bir dersin hocaligini yapti." Bordeaux sahasinda isiklar sondu. Carsamba gecesi muthıs aydinlik Bordeaux gecesi Fenerbahce'nin ani bir sigortaya parmak dokunmasiyla Avrupa Sampiyonu Fransa'nin Bordeaux denen pilonu sondu. Pilonu sonen Bordeaux'ya gecmis olsun da demeyelim, bu Bordeaux pilonunu saglam futbol soluklarıyla ufurup, sonduren Fenerbahce'ye de cok yasa demeyelim. Cunku 15 gun sonra Istanbul'da esrarengiz bir rovans var ve bu esrarengiz rovans Bordeaux'da kazanilan 3-2'lik galibiyetin bir vasiyetnamesi de olabilir. | ||
|
|
|
|
|
#15 | ||
|
SİTE KURUCUSU
|
İslam Çupi 05-09-2000
Futbol Federasyonu üç yıl önce ihale ile Teleon'a verdiği Türkiye liglerinin naklen yayın hakkını aradan bu kadar süre geçmesine rağmen, şamatasız bir rotaya oturtamadı. Gün geçmiyor ki, bir taksit gecikmesi olmasın, veya mukavele gereği olarak öteki kanallara vermesi gereken görüntü özetlerinde mahkemeye düşecek şekilde ihtilaflar belirmesin. Üç yıl önce futbol federasyonunun açtığı ihalede birinci lig yayın haklarını Teleon, o zaman rekor denecek bir fiyatla kazanmış herkesin kıskançlığını çekmekle kalmamış, bu işin altından nasıl doğrulacağını dosta düşmana merak ettirmiştir. Aradan iki ay geçmeden umulan dekoder sayısının çok altında kalan Teleon, ihale gereği yerine getirmesi gereken yasal yollardan ayrılarak öncelikle diğer kanallara vereceğini taahhüt ettiği özet görüntüleri durdurmuştur. RTÜK'e yapılan şikayetler, futbol federasyonuna intikal ettirilen sözlü ve yazılı yakınmalar, diğer mahkemelerin bu konuda verdiği olumlu kararlara rağmen, Teleon inadını ve kanunsuzluğunu sürdürmüştür. Teleon ile diğer TV kanalları arasında yayından başlayan ve etrafı iyice geren anlaşmazlık, ihale ile beliren taksitlerin ödenmemesi ile kulüplerin bütçelerine kadar sıçramış ve yayın ihalesinin tekrar yapılması noktasına getirmiştir işi... İki Galatasaraylı evlat Cem ve Hakan Uzan üç yıl önce bu ihaleye girerken Fenerbahçeli babaları Kemal Uzan'a bu futbol ticaretinin her şeyini sormuşlar, konuyu her bakımdan didiklemişler, ölçüp biçmişler, ama serginin para edecek malını bulamamışlardır. Bu mal Fenerbahçe idi. Galatasaray UEFA kupasını, Galatasaray arkasından süper kupayı kazanabilir. Sarı - Kırmızılı ekip Türkiye ligini üst üste dört kez müzesine götürerek güç bir yerli rekor kırabilir. Beşiktaş ve Trabzonspor bir takım yararlı futbol değişiklikleri yapabilir. Öteki lig takımları ne yaşar, ne yaşamaz. Asansördür Türkiye'de, biri iner biri çıkar. Türkiye'de, Fenerbahçe Cumhuriyeti sağlıklı başarılı ve ilkse bu ülkede her şey mutlu ve huzurludur. Esnafın yüzü güler, parakendeci ve toptancıların tezgahında mal kalmaz. Tiyatrolar, sinemalar, sazlar, barlar meyhaneler fuldur. Stadlar Türkiye'nin her vilayetinde lebaleptir. Fenerbahçe gittiği her kente kendi ile birlikte büyük bereketini götürür, i...ler diye uğurlanmasına rağmen. Fenerbahçe Cumhuriyeti ortalıkta yoksa, Türkiye yoktur, futbol yoktur, bolluk yoktur, insanlar yoktur, canlılar güç nefes alır ve bu ülke kısa süre sonra yaşayan yer olmaktan çıkıp, mezarlık olur. Fenerbahçe büyüklüğü ne şampiyonluk büyüklüğü, ne kupa büyüklüğüdür. Onun büyüklüğü başka bir büyüklüktür işte, adı konamaz. Futbol federasyonu Teleon'un hiçbir vecibeyi yerine getirmeyişini kulüpler birliğine danışacağına yürürlükteki mukaveleyi geçersiz saymalı ve yeni bir ihale tarihi ve yeri ilan etmelidir. Çünkü Fenerbahçe Cumhuriyeti, Galatasaraylı Cem ve Hakan Uzan'ın üstüne lanetlerin en sunturlusunu atmıştır. __________________ | ||
|
|
|
|
|
#16 | ||
|
SİTE KURUCUSU
|
Spor Basınının "Yaşayan Efsanesi"ydi..
İslam Çupi'nin Milliyet'te etrafını çeviren şoförler ve garsonlardı... İslam Ağabey, kendisini kuşatmaya alan "gazete proletaryası" ile son derece ciddi spor kritikleri yapardı. Milliyet gazetesi Spor Servisi"nde bir "aziz" gibi dolaşırdı. Arkaya taralı bembeyaz saçları aydınlık yüzünü daha da aydınlatırdı. Servisin "baba"sıydı... İslam Çupi de birlikte çalıştığı genç arkadaşlarını evlatları gibi görürdü. Sıkı "Fenerli"ydi... VİP takılmazdı Fenerbahçe'nin mağlup olduğu günlerde ona takılmak , ayrıcalıklı bir zevk haline gelmişti. İslam Ağabey, gerçek bir halk adamıydı. Eski gazeteci kuşağının son temsilcilerinden olduğu için "VİP" takılmazdı. Gazete proletaryası ve Çupi Gazete içinde onun en çok sohbet ettiği insanlar, öğle yemeklerini birlikte yediği şoförler ve etrafını çeviren garsonlardı... İslam Ağabey, kendisini kuşatmaya alan "gazete proletaryası" ile son derece ciddi spor kritikleri yapardı. Onların bir gün önceki futbol karşılaşması hakkında söylediklerini ciddi ciddi dinler , karşı görüşünü ortaya koyardı. Bu arada işin suyunu çıkarıp, sadece Fenerbahçe'ye yüklenmek için ipe sapa gelmez tarzda "fikir" beyan eden olursa, onun da hakkını vererek "okkalı bir küfür" savururdu. Onların şakalarını karşılıksız bırakmak istemezdi. Yaşayan efsane İslam Çupi ile Milliyet'in "iç yayını" olan aylık Biz Gazetesi için çok uzun bir röportaj yapmıştım. Bu röportajın başlığını da "Spor basının yaşayan efsanesi" olarak atmıştık. İslam Ağabey gerçekten de bir efsaneydi... 22 Aralık 1932 yılında Arnavutluk 'un başkenti Tiran 'da doğmuştu. Altı yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye 'ye geliyorlar. İlkokulu İstanbul'un Şehremini semtinde Pazartekke Taş Mektep 'te okuyor. 1950'de Vefa Lisesi 'ni bitirip askere gidiyor. Yeşilçam'a uğrayış ve Babıali Dönüşte Yeşilçam 'a uğruyor. Reji asistanlığı ve senaryo yazarlığı yapıyor. Sonra bir gün gazetede ilan görüyor. Bir gazete spor muhabiri aramaktadır. İslam Ağabey ilanı takip ederek gittiği günlük Spor Gazetesi'nde 12 Nisan 1957'de Babıali'ye giriyor. Gazetenin sahibi eski basketbolcü ve işadamı Osman Kermen'dir. Kendisi futbol alanında yazmak istiyor ama, "haberin çok muhabirin az" olduğu bir dönemde bulundukları için, her konuda yazıyor. Jack London ve İslam Ağabey Bütün spor branşlarında kalem oynattıktan sonra Jack London'un yerine roman bile yazıyor!.. Nasıl mı ? Kendisi anlatsın: "Jack London'un bir romanı tefrika ediliyordu. Bir boksörün hayatını anlatıyordu. Kitabın ismini hatırlamıyorum. Roman bitti, fakat okuyucunun ilgisi sürüyor. Bana 'sen devam et' dediler. Ben de yazmayı sürdürdüm. Yani Babıali'nin ilk Jack London'u benim..!" "İyi gazeteci evlenmemeli" İslam Ağabey'in gazetecilik ve evlilik üzerine ilginç fikirleri vardı... Örneğin şöyle diyordu: "Gazetecinin iyisi evli olmaz... Çünkü gazetecinin bohem yaşantısı olmalı. Böyle olunca da evlilik yürümüyor. Bence iyi gazeteci evlenmemeli..." Son ödül Şu kadere bakın ki, İslam Çupi'nin son kez "Yılın Gazetecisi" seçildiği 5 Şubat 2001 gecesi, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin (TGC) verdiği ödülü, eşi Ayşe Çupi alıyordu. İslam Çupi efendi ve bilge kişiliği, spor yazılarına getirdiği farklı üslubu ve parlak kalemiyle basın tarihimizdeki özel yerini çoktan almıştı. Gerçek bir "yaşayan efsane" olmuştu. Babıali'nin "unutulmazlar galerisine" doğru yola çıktı... Güle güle İslam ağabey! | ||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Dondurmam Gaymak (MegaTR Farkı İLe)...:) | MUZO | NOKİA Temalar | 5 | 12-09-2006 03:12 |
| Dünyanın en büyük derbisi | MUZO | Fenerbahçe | 0 | 12-03-2006 17:13 |
| Haydi Süper Derbiye | poyr@z | Basketbol | 0 | 12-03-2006 14:54 |