FRM PARK Dünden Bugüne!  

Forum Anasayfa R.Galerisi RADYO
Geri git   FRM PARK Dünden Bugüne! > EĞİTİM BÖLÜMÜ > Lİseler Bölümü > Coğrafya /Uzay bilimleri

Gökbilim (Astronomi)Coğrafya /Uzay bilimleri icinde Gökbilim (Astronomi) konusu , Gökbilim Karanlık içindeki aydınlıklar: GÖKCİSİMLERİ Günümüzde, yıldızlı bir gökyüzü ancak şehir ışıklarından uzakta bir yerde, karanlık ve bulutsuz bir gecede görülebilse de bu binlerce ışık her çağda insanları etkilemiştir. Gökolayları .. Konu ile alakalı etiketler:, , , , , , , , , , , , , ,

Gökbilim (Astronomi)

Coğrafya /Uzay bilimleri icinde Gökbilim (Astronomi) konusu , Gökbilim Karanlık içindeki aydınlıklar: GÖKCİSİMLERİ Günümüzde, yıldızlı bir gökyüzü ancak şehir ışıklarından uzakta bir yerde, karanlık ve bulutsuz bir gecede görülebilse de bu binlerce ışık her çağda insanları etkilemiştir. Gökolayları ...

Yeni Konu aç Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12-26-2009, 13:52   #11
SİTE KURUCUSU
Standart


Gökbilim

Karanlık içindeki aydınlıklar:


GÖKCİSİMLERİ



Günümüzde, yıldızlı bir gökyüzü ancak şehir ışıklarından uzakta bir yerde, karanlık ve bulutsuz bir gecede görülebilse de bu binlerce ışık her çağda insanları etkilemiştir. Gökolayları otuz bin yıl önceki insanın bile ilgisini çekmiştir. O çağlarda yaşayan insanlar kemikler üzerine yaptığı oymalarda Ay'ın evrelerini çizmiştir.


Yazı: Prof. Dr. Serdar Evren (Ege Üniversitesİ Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü)

İllüstrasyon: Emre Erdur


Gökyüzündeki çevrimsel olayların anlaşılmaya başlanmasıyla tarımda ilerleme oluyor, daha gelişmiş takvimler hazırlanıyordu. Gün uzunluklarının değiştiği, Güneş'in gökyüzünde aynı yolu izlemediği fark ediliyor ve Güneş'in hareketleriyle mevsimler arasında bir ilişki olduğu anlaşılmaya başlıyordu. Güneş'in doğuş ve batış konumları gözlenerek bir yılın uzunluğu bulunmaya çalışılmıştı. Bu tür pratikler için en eski arkelojik kayıtlardan biri, meşhur İngiliz anıtı Stonehenge'e aittir. Birçok arkeologa göre Stonehenge, her yılın başlangıç kutlamaları için yapılmış bir seremoni merkezidir.
Dünyanın en büyük teleskobuna sahip, Keck Gözlemevi (Mauna Kea, Hawaii).
Modern teleskoplar
Gökbilim araştırmaları insanın dünya görüşünü değiştirdi. İnsanı, evrenin merkezi kabul eden kuram, yerini modern, çok büyük bir evren modeline bıraktı. Modern gökbilim tüm evreni ve onun farklı madde-enerji oluşumlarını araştırır. Gökbilimcilerin laboratuvarları gökyüzüdür. Gökyüzündeki cisimleri yeryüzünden teleskoplarla veya atmosfer dışından uydular ve uzay teleskopları kullanarak araştırır.


Güneş'teki patlama
Güneş sisteminde Güneş'in hükmü sürer. Enerjisini merkezindeki nükleer tepkimelerden üretir. Güneş bize en yakın yıldız olmasına rağmen aramızdaki uzaklık yaklaşık 150 milyon km'dir. Bu uzaklıktan yola çıkan ışık bize 8 dakika sonra ulaşır. Halbuki, Güneş'ten sonraki bize en yakın yıldıza (Proxima Centauri) ışık hızıyla gidilirse ancak 4.3 yılda varılabilir. Yanan bir gaz küre olan Güneş, hidrojen ile doludur ve yarıçapı 700.000 km'dir. 4.5 milyar yıldır gezegenlerarası ortama ışık yollamakta ve bir bu kadar yıl daha aynı enerjiyi salmaya devam edecektir. Normal yaşantısından sıkılan ısı ve ışık kaynağımız, bazen üzerinden yüksek enerjili dev alevler püskürtür.

En parlak ve en yakın açık yıldız kümelerinden biri,Ülker (Pleiades) açık yıldız kümesi.
Yıldız kümeleri
Yıldızlar uzaya düzgün olarak dağılmamışlardır. Birbirlerine yakın yerlerde doğmuş olanlar
"yıldız kümeleri"ni oluştururlar. Bazı durumlarda milyarlarca yıl beraber kalırlar. İçinde yüzlerce yıldız bulunduranlar "açık yıldız kümesi", binlerce yıldız bulunduranlar
"küresel yıldız kümesi" olarak adlandırılır.


Atbaşı bulutsusu.
Yıldızlararası uzay boş değildir. Atomlar, moleküller, en basit parçacıklar ve tozdan oluşan büyük bulutlar vardır. Yeni madde, patlayan ve genişleyen yıldızlar tarafından yıldızlararası uzaya atılır. Yeni yıldızlar yıldızlararası bulutların büzülmesinden oluşur. Bebek yıldızların oluşum yerleri veya ölü yıldızların geriye bıraktıkları kalıntılar en genel anlamda "bulutsu" olarak adlandırılır. Her biri değişik şekil ve renklere sahiptir.


Yıldızlar arasındaki alışveriş
Güneş gibi binlerce yıldız çıplak gözle gözlenebilirken küçük bir teleskopla milyonlarca yıldız gözlenebilir. Yıldızlar onların gözlenen özelliklerine göre sınıflandırılır. Çoğunluğu güneş benzeri yıldızlardır. Bununla beraber, bazı yıldızlar çok büyüktür. Bunlara, "devler" veya "süperdevler" adını verirken, çok küçük olanlara da "beyaz cüceler" ismini takarız. Aslında, "beyaz cüceler", "nötron yıldızları" ve "karadelikler" gibi gökcisimleri, ölmüş yıldızların geriye bıraktıkları kalıntılardır. Güneş, evrimini tamamlayıp öldükten sonra geriye bir beyaz cüce bırakacaktır. Yıldızların farklı türleri evrimlerinin farklı evrelerini temsil eder. Çoğu yıldız çift veya çoklu sistemlerin üyeleridir. Güneş, ender görülen tek yıldızlardan biridir. Birçok yıldızın parlaklığı da sabit kalmaz ve zaman içinde dönemli veya dönemsiz olarak değişir. Bunlara da "değişen yıldız" denir.


West kuyruklu yıldızı
Güneş sistemimiz içinde, dokuz gezegenden başka kuyruklu yıldızlar, Mars ve Jüpiter arasında dolaşan binlerce asteroid, Neptün ve Pluto arasında son on yıldır varlığı bilinen yüzlerce küçük gezegen ve sayısız göktaşı vardır. Davetsiz konuklar olarak kabul ettiğimiz kuyruklu yıldızlar güneş sisteminin oluşumundan geriye kalan ilkel güneş bulutsusunun artık maddelerini taşıyan kirli buz toplarıdır. Güneş'e doğru yaklaştıkça eriyerek, içlerindeki maddeyi gezegenlerarası ortama bırakırlar. Bu parçalar ve başıboş dolaşan göktaşları zaman zaman yer atmosferine yanarak girerler ve toz olurlar. Kısa süreli, yanarak kayan ve ışık saçan bu cisimler, halk arasında "yıldız kaydı" olarak yorumlanır. Bazı çok büyükleri ise yüzeye kadar ulaşıp tehlikeli olabilir ve çarpmanın şiddetine bağlı olarak krater adıyla anılan büyük çukurlar açarlar. Bu tür kraterlere yer benzeri katı gezegenlerin (Merkür, Venüs, Mars) ve Ay'ın üzerinde çok rastlanır. Dev gaz gezegenlere (Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün) çarpanlar ise onların atmosferi içinde yok olurlar.

Satürn
Dev gaz gezegeni: Satürn
Güneş sistemindeki gezegenlerin incelenmesi 1980'li yıllarda hızlanmıştır. Gezegenlerin yüzeyleri ve onların uyduları, uzay araçları tarafından incelenmiştir. Bazı uzay araçları Venüs ve Mars'ın yüzeyine yumuşak iniş yapmışlar, bazıları ise diğer gezegenlerin çok yakınından geçmiştir. Şu anda bile birçok uzay aracı görevlerini yerine getirmek için uçuşlarına devam etmekte, sürekli bilgi ve görüntü yollamaktadır. Örneğin, Cassini uzay aracı önümüzdeki yıllarda halkalı gezegenimiz Satürn'e ve onun uydusu Titan'a ulaşacaktır. Görevi ise Titan'ın atmosferini incelemektir. Çünkü, Titan şu anda ilkel Yer atmosferine sahip tek uydudur. Yaklaşık iki milyar yıl sonra belki de insanların yaşayabileceği bir atmosfere sahip olacaktır.

Samanyolu gökadasına benzer yapıdaki komşu gökadamız, Andromeda Gökadası.
Andromeda Gökadası
Gökyüzünde gördüğümüz tüm yıldızlar içinde yaşadığımız büyük yıldız topluluğu "Samanyolu" gökadasına aittir. Yaklaşık 200 milyar yıldız içerir ve sarmal yapıdadır. Işık, bizim gökadamızı bir ucundan diğer ucuna yüz bin yılda geçer. Komşu gökadalar "Andromeda", "Büyük ve Küçük Magellan Bulutları"dır. Andromeda'dan çıkan ışık bize iki milyon yılda gelir. Samanyolu, sayısız diğer gökadalardan yalnız birisidir. Gökadalar gökada kümelerini, bunlar da süper kümeleri oluşturabilir.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:53   #12
SİTE KURUCUSU
Standart


Güneş Sistemi

En az bir yıldız ve onun çekim alanı içinde dolaşan gök cisimlerinin (gezegenler, uyduları, astroidler, kuyruklu yıldızlar) oluşturduğu sistemlere güneş sistemi ya da gezegen sistemi denir. Özel ad olarak bu terim Dünya'nın da içinde bulunduğu, Güneş merkezli gezegen sistemi için kullanılır.


== Güneş Sistemi'ndeki gezegenler ==

Bu resim yaklaşık olarak gezegenlerin büyüklüklerinin birbirlerine ve Güneş'e oranlarını göstermektedir.



Güneş Sistemi'nde on gezegen vardır, bunlar Güneş'e en yakın gezegenden başlayarak sırasıyla (yukarıdaki resimde soldan sağa) Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün, Plüton ve 2003-UB313*'dur. Gezegenlerin çeşitli özellikleri aşağıdaki çizelgede verilmiştir.


Güneş Sistemi'nin Yörüngesi

Güneş Sistemi, sarmal bir galaksi olan Samanyolu'nun bir parçasıdır. Samanyolu'nda yaklaşık 200 milyar yıldız olduğu tahmin edilmektedir; bunların arasında Güneş, Dünya'ya en yakın yıldız olması dışında, bir yıldızda bulunan ortalama özelliklere sahiptir.
Samanyolu'nun çapı yaklaşık 100 000 ışıkyılıdır. Güneş sisteminin Samanyolu'nun merkezinden 25-28 bin ışıkyılı kadar uzaklıkta olduğu sanılmaktadır.
Güneş sisteminin yörüngesi oldukça ilginç özelliklere sahiptir. Bu yörünge hem neredeyse çembersel, hem de sarmal kolların oluşumuna yolaçan basınç dalgalarıyla aynı hızdadır. Bu nedenle Dünya'da yaşamın varolduğu dönemde, Güneş Sistemi sarmal kolların içinde değil aralarında kalmıştır. Sarmal kollarda sık sık meydana gelen süpernova patlamalarından gelecek ışıma, kuramsal olarak, bir gezegendeki yaşamı ortadan kaldırabilir. Bu yörüngesi sayesinde, Güneş Sistemi hayatın ortaya çıkması ve süregelmesi için uygun şartlara sahiptir.
Güneş sistemindeki gezegenler her zaman aynı yörünge üzerinde aynı zaman içerisinde hareket ederler. Bunu bulan ilk kişi Kepler'dir. Bu yasaya sonradan Bode yasası adı verilmiştir.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:53   #13
SİTE KURUCUSU
Standart


Tarihte Gökbilime Yön Verenlerden bazıları



İlkçağlardaki gökbilim çalışmalarını kullanan Yunanlıların buluşları kayıtlara geçen ilk buluşlardır. Ne Yunanlı bilginler ne de onların sistematik gözlemleri Akdeniz bölgesinden dışarı çıkamadı. Soyut fizik kavramlarını düşünme fikri ilk defa evrenin doğasını ve kökenini izleyen evrenbilimciler tarafından oluşturuldu.

Yazı: Prof. Dr. Serdar Evren (E.Ü. Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü)
İllüstrasyon: Emre Erdur



Örneğin, bazı Mısırlı evrenbilimciler farklı tanrılara farklı roller yükledi. Böyle düşünceler gökbilime ilk adımların atılmasını sağladı. Yunanlılar MÖ 600 yıllarında gözlem yaparak ve mantık kullanarak evreni tanımaya başladılar. Yaptıkları çalışmalarda metafiziksel ilişkilerden daha çok fiziksel elemanları kullanmaya özen gösterdiler. Açısal ölçümleri içeren geometrik prensipleri kullanarak kozmik uzaklıkları ölçtüler. Bilinen ilk Yunanlı düşünürlerden biri Thales'tir. Thales Güneş tutulmasının olacağını önceden tahmin etmiştir. Thales'in okulu birçok düşünür yetiştirmiştir. Örneğin, Anaximander astronomik ve coğrafik bir takvim yapmış; Güneş'in, Ay'ın ve gezegenlerin bizden uzaklıklarını bulmuştur.

Pythagoras: Küresel ve Hareketli Yer (MÖ 500)




Pythagoras, deney yaparak çalışan ilk bilimcilerden biridir. Yer'in küresel yapıda olduğu fikrini vermiştir. Bu sonucu Ay'ın evrelerinden giderek bulmuştur. Ay'ın ışıklı ve ışıksız kısımlarını ayıran terminatör (sınır çizgi) eğriliğinin Ay'ın evreleri ilerledikçe değiştiğini gözlemiştir. Bu yüzden Ay, düz değil küreseldir. Buna göre, Yer ve diğer gökcisimleri de küresel olmalıdır. Pythagoras, güney İtalya’da bir okul kurarak birçok gökbilimci yetiştirdi. Kendisi Yer'i, evrenin merkezine koydu. Fakat, daha sonra öğrencileri, Yer'in Ay, Güneş, beş gezegen ve yıldızlarla birlikte uzaktaki bir merkezi "ateş" etrafında hareket ettiğini söylediler.


Aristotle: Tekrar Merkezde Yer (MÖ 350)




En etkili Yunan bilimci-filozof Aristotle'dur. Aristotle, Yer merkezli evrenin küresel ve sonlu olduğuna inandı. Aristotle, modern bilimsel buluşlar yapmakla ünlüdür. Önemli fikirleri arasında şunlar sayılabilir: Ay'ın küresel olduğunu düşündü. Güneş'in, Yer'e Ay'dan daha uzak olduğunu buldu. Yer'in küresel olduğunu düşündü. Çünkü, Ay'ın terminatörünün eğriliği onun disk şeklinde olmasını dışlıyordu ve Yer, belki bu yüzden Ay gibiydi. Bir gözlemci kuzeye doğru gittikçe, güney yarımküre yıldızları kaybolurken kuzey gökyüzünden yeni yıldızlar görür. Bu durum düz bir Yer üzerinde olmaz. Fakat, Aristotle Yer'in durağan olduğu sonucunu çıkardı. Yer hareket etseydi, değişik yıldızların göreli şekillerinde değişiklik görürdük. Eğer çok uzaktaki bir ağaç ile orta uzaklıktaki bir ağacı birleştiren bir doğru üzerinde yürürken bir tarafınıza bir adım atsanız, yakındaki ağaç uzaktakinin diğer tarafına kaymış olarak görülür. Hareketten dolayı bu kaymaya paralaks denir. Eğer Yer, uzaktaki bir merkez etrafında dolansaydı, yakın ve uzaktaki yıldızlar arasında dönemli bir paralaktik kayma görürdük. Fakat, yıldızların ve takımyıldızların zaman içinde böyle bir kayma gösterdiklerine dair bir delil yoktur. Sonuçta Aristotle'ya göre Yer hareket etmemelidir.
Aristotle'nun nedeni sağlamdı; ancak, yıldızlar bu paralaktik kaymayı çıplak gözle oluşturacak kadar yakında değil çok uzaktaydılar. Yıldız paralaksları yıllarca araştırıldı ve ancak 1838 yılında bulundu.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:53   #14
SİTE KURUCUSU
Standart


Atmosfer


Atmosferin tabakaları


Atmosfer, yerkürenin etrafını saran gaz örtüsüdür. Dünya'nın etrafında bir gaz örtüsünün bulunmasının temel nedeni de yerçekimi kuvvetidir. Atmosfer, yerkürenin katı bölümünü saran, çoğunlukla gaz ve buharlardan oluşan bir kılıftır. Toplam kütlesinin yaklaşık 5,1 x 1015 ton olduğu sanılmaktadır; bu da Dünya’nın toplam kütlesinin milyonda birinden daha azdır.




Yapısı

Atmosfer, kendini ısı farklılıklarıyla gösteren çeşitli bölümlere ayrılır. Aşağıdan yukarıya doğru sırasıyla atmosferin bölümleri: troposfer, stratosfer, mezosfer, iyonosfer ve en dış kabuğu da eksosferdir. Bunların en altta, yeryüzüne en yakın olanına troposfer denir. Troposferin bir sonraki katman olan stratosfere kadar yüksekliği kutuplarda 7-8 km’yi, Ekvator’da ise 16-17 km’yi bulur. En önemli özelliği yüksek ölçüde su buharı içermesi ve içinde havanın yatay olduğu kadar düşey hareketler de yapmasıdır. Yükseğe çıkıldıkça ısı da düşer; bu düşüş stratosfere kadar sürer. Bu katmandaki ısı Ekvator’da –80°C dereceyken kutuplarda –55°C derece dolayındadır.
Atmosfer tüm hava dolaşımı, bulutlar ve fırtınalar, kısacası meteorolojik olayların hepsi troposferde, yani en çok 8-13 km’ler arasında olur.
Troposferden sonra stratosfer gelir. O da ortalama 11-50 km’ler arasında yer alır. Sıcaklık troposfer ile stratosfer arasındaki bölgede –55°C ile –80°C derece arasında değişirken, stratosferin üst bölümlerinde +50°C dereceye kadar çıkar. Bunun nedeni morötesi ışınların bu bölgede emilmesidir. Ozon katmanının oluşması da zaten bu sürecin bir sonucudur. Yeryüzünde yaşam için gerekli olan ozon, stratosferin bu üst katmanlarında üretilir. Stratosferde gözlenen ısı değişmelerinin ise mevsimlere bağlı olduğu belirlenmiştir.
Stratosferden sonraki bölüme mezosfer adı verilir, o da 80 km yükseğe kadar çıkar. Mezosferde ısı yeniden –80 ile –130 dereceye kadar düşer. 80 km’den 1.000 km’ye kadar olan bölüme iyonosfer adı verilir. Burada ısı gene belirgin bir biçimde artar. Gündüz ya da gece olmasına göre 600 km yükseklikte 1.000°C ile 2.500°C derece sıcaklıklar vardır. Adından da anlaşıldığı gibi, atmosferdeki gazlar bu katmanda düzenli bir iyonlaşma süreci içindedir; iyonlaşma daha yüksek bölgelerde daha da yoğunlaşır.
Ekzosfer ise atmosferin son katmanını oluşturur. Burada artık belirgin bir sınır olmadan boşluğa geçiş vardır.


Bileşimi

Atmosfer, renksiz, kokusuz, tatsız, çok hızlı hareket edebilen, akışkan, elastik, sıkıştırılabilir, sonsuz genleşmeye sahip, ısı geçirgenliği zayıf ve titreşimleri belli bir hızda ileten bir yapıya sahiptir. Tam olarak yüksekliği saptanamamıştır. "Homojen atmosfer" olarak isimlendirilen ve yoğunluğun hemen hemen aynı olduğu alt bölümün yüksekliği beş mil civarındadır. Bu seviyeden sonra yoğunluk yükseklikle azalır ve seyrek gaz kütleleri şekline dönüşerek uzay boşluğuna kadar uzanır ki bu bölge de "heterojen atmosfer" olarak isimlendirilir. Belirgin olan bir şey; atmosferin üst seviyesinin 20 mil civarında son bulduğudur. Bu seviyeden sonra da hava bulunduğunu söylemek doğrudur fakat bu bölümün meteoroloji ile bir ilişkisi yoktur. Şöyle ki 50 mil yukarıda güneş ışınlarını yansıtabilecek kadar hava, 200 mil yukarıda meteorların atmosfere girişinde sürtünme nedeniyle ışık verebilmesi ve hatta 375 mil yukarıda aurora'ların gözlenmesi buralarda da az da olsa atmosferin olduğu yönünde ipuçları vermektedir.
Atmosferin yeryüzüne yakın katmanlarının yüzde 75,5’i azot, yüzde 23,1’i de oksijenden oluşur. Su buharı da, mevsimlere ve bulunulan yere göre değişiklikler göstermesine karşılık, atmosferin önemli bir parçasıdır. Atmosferde ayrıca argon, karbondioksit, neon, helyum, metan, kripton, hidrojen, ozon ve ksenon bulunur; bunlara toz ve duman gibi maddeler de katılır.
100 km yükseğe kadar azot-oksijen oranında önemli bir değişiklik olmaz, yalnızca 20-30 km arasındaki yüksekliklerde bir ozon yoğunlaşması gözlenir. Bu ozon katmanının önemli bir işlevi vardır, çünkü güneşten gelen morötesi ışınların büyük bir bölümü bu katman tarafından süzülür. Ama buradaki ozon hem miktar, hem de yüzde olarak çok fazla değildir.
100 km’nin üzerinde hızlı bir ısı düşmesi gözlenir. Buradaki gazlar artık çok ince katmanlar biçimindedir. Daha çok da hafif gazlar bulunur. Bu gazlar morötesi ışınların etkisiyle ayrışır ve böylece burada oksijen serbest atomlar halinde bulunur. Işılayrışma dene bu olay 200 km yükseklikte daha da yüksek bir düzeye çıkar.
600-1,500 km arasında atmosferdeki oksijenin yerini, güneşteki lekelerin durumuna göre değişen bir biçimde, helyum alır, bunun üstünde de bir hidrojen katmanı bulunur. Onun için burada yerküreyi çepeçevre saran bir hidrojen tacından söz edilebilir.
Subuharı, yer ve zamana göre değişen biçimde, atmosferin alt katmanlarına karışmış olarak bulunur ve yaklaşık 10-15 km yükseklikten sonra azalmaya başlar. Yeryüzünün iklim ve meteoroloji koşulları üstünde bu su buharının önemli bir rolü vardır, çünkü bulutlara asılı olan su buharı yağış olarak yeryüzüne düşer.

Atmosfer kendini oluşturan gazların yanında az da olsa su buharı ile sıvı ve katı parçacıkları da içerir. Su buharı sayılmazsa, yeryüzüne yakın katmanlarda atmosferi oluşturan gaz ve oranları şöyledir (yüzde olarak):
  • Nitrojen 78.09
  • Oksijen 20.95
  • Argon 0.93
  • Karbondioksit 0.03
  • Neon 0.0018
  • Kripton 0.0001
  • Helyum 0.00053
  • Hidrojen 0.00005
  • Ksenon 0.000008
  • Ozon 0.000001 (bu oran değişebilir).
Yerçekimi nedeniyle dünya ile beraber dönmesi ve dünyanın eksenindeki yatıklık nedeniyle atmosfer içinde "merkezkaç kuvveti" oluşur.
Basıncın birimi: Normal atmosferde, 0°C'de, 760 mm.lik bir cıva kolonunun yarattığı basınca eşittir.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:54   #15
SİTE KURUCUSU
Standart


Hipparchus: Yıldız Haritaları ve Presesyon (MÖ 130)





Hipparchus, Rodos adasındaki kendi gözlemevinden gökcisimlerininkonumlarını gözledi ve 850 yıldızlık bir katalog hazırladı. Teleskopsuz yaptığı gözlemlerle en mükemmel sonuçları elde etti. Herhangi bir tarih için Güneş ve Ay'ın konumlarını doğru olarak önceden belirledi. Hipparchus, eskinin en büyük gökbilimcisi olarak bilinir. En büyük buluşu "presesyon"dur. Kendinden önce yapılan yıldız konumlarıyla kendi ölçümlerini karşılaştırarak, ardalan yıldızlarına göre kuzey gök uçlağının (kutbunun), ilkbahar ve sonbahar ılım noktalarının konumlarındaki kaymaları ortaya çıkardı. Modern gökbilimde presesyonun nedeni olarak: Güneş ve Ay'dan kaynaklanan kuvvetlerden dolayı Yer'in yalpalayarak dönmesi gösterilir. Şu anda dünyanın dönme ekseni doğrultusuna denk gelen Kutup Yıldızı (Polaris, a UMi, küçükayı takımyıldızının en parlak yıldızı) 26 000 yıllık bir dönem boyunca, farklı yıldızlara karşılık gelecektir.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:54   #16
SİTE KURUCUSU
Standart merkür


Merkür

Güneş sistemi'nin Güneş'e en yakın gezegenidir. Büyüklük açısından 9 gezegen arasında sekizinci sırayı alır, yalnız Plüton Merkür'den daha küçüktür. Adını Roma mitolojisinde ticaret ve yolculuk tanrısı ve tanrıların habercisi olarak bilinen Merkür'den alır. Çıplak gözle izlenebilen 5 gezegenden biri (diğerleri Venüs, Mars,Jüpiter ve Satürn, ) olarak eski çağlardan beri insanoğlunun dikkatini çekmiştir. Yer benzeri ya da 'kaya' yapılı gezegenler sınıfına girmektedir. Güneş'e yakınlığı nedeniyle yeryüzünden izlenmesi güçtür ve hakkında bilinenler sınırlıdır. Uydusu bulunmamaktadır.

Yörünge

Merkür, Güneş'e uzaklığı yaklaşık 46 milyon ile 70 milyon kilometre arasında değişen oldukça eliptik bir yörünge izler. Plüton'dan sonra Güneş sistemi'nin gezegenleri arasında gözlenen en yüksek dışmerkezlik değerine sahip bu yörüngenin milyonlarca yıllık bir çevrim içinde zaman zaman daha da basıklaşarak dışmerkezlik derecesinin günümüzdeki 0,21'den 0,5 düzeyine dek yükselebildiği sanılmaktadır.
Tüm gezegenlerin yörüngelerinde gözlenen günberi noktasının yer değiştirme hareketinin, Merkür yörüngesi sözkonusu olduğunda klasik mekanik kuramının öngördüğünden daha hızlı olduğu farkedilmiştir. Bu farklılık Einstein'ın görelilik kuramı ile açıklanabilmiş ve bu kuramı destekleyen bulgulardan biri olarak kabul edilmiştir.


Fiziksel özellikler


Merkür, Güneş sistemi'nin iç gezegenler olarak adlandırılan diğer dört üyesi gibi katı bir yapıya sahiptir. 5,43 g/cm3 olan yoğunluğuYer ile karşılaştırılabilecek denli yüksektir ve Yer'den sonra Güneş Sistemi'nde karşılaşılan en büyük değerdedir. Merkür Güneş'e yakınlığı nedeniyle güneş ışınlarının güçlü etkisi altındadır ve sıcak bir gezegendir. Yüzey ısısı uzun süren Merkür günü sırasında 450oC üzerindeki düzeylere çıkabilirken, etkili bir atmosferin yokluğu nedeniyle gece -170oC'ye kadar düşmektedir. Gezegenin koyu bir yüzeyi vardır, ve 0,11 düzeyindeki beyazlık derecesi ile üzerine düşen güneş ışınlarının ancak onda birini yansıtır.

İç yapı

Yüzey şekilleri ve Merkür 'yerbilim'i


Merkür yüzeyinin en dikkat çeken özelliği tüm gezegen üzerine dağılmış irili ufaklı çarpma kraterleridir. İlk bakışta Ay yüzeyine benzetilebilecek bu görünümün, daha dikkatli bir incelemede bir çok farklılıklar içerdiği anlaşılır. Ay'da olduğu gibi kraterlerin yoğun bir şekilde iç içe geçtiği alanlar arasında, krater yoğunluğunun çok düşük olduğu, yumuşak engebeli geniş düzlükler yer alır. Bu bölgeler kraterlerin sık olduğu bölgelere göre daha alçakta yer alırlar ve Ay'daki 'deniz'lere benzer şekilde, büyük çarpmalar sonucunda gezegen içinden yüzeye çıkan lav akıntıları ile oluştukları sanılır. Gerek bu oluşumların, gerekse büyük kraterlerin çoğunun, Güneş Sistemi içinde büyük çarpışmaların sürdüğü 4,5 ile 3,8 milyar yıl öncesini kapsayan dönemde meydana geldiği düşünülür. 3,8 milyar yıl öncesinden günümüze, Güneş Sistemi büyük çarpışmaların sıklığının azaldığı, nisbeten sakin bir döneme girmiştir. Merkür üzerindeki en büyük çarpışma izi, 1300 km. çapındaki Caloris Havzasıdır. Bu dev lav denizi 100 km. çapında bir gökcisminin çarpması ile gezegenin manto tabakasından yüzeye çıkan sıvılaşmış materyel ile oluşmuş, bu arada şok dalgalarının gezegen boyunca yayılarak diğer yüzünde odaklanması sonucunda Caloris Havzasının tam karşı kutbunda 500.000 km.2 lik bir alan son derece engebeli bir hal almıştır. Ayrıca düzlükler üzerinde yüzlerce kilometre uzunluğunda ve yüksekliği 2-3 km.yi bulan kırıklar dikkati çeker. Bunlara, gezegenin soğuması sırasında küçülen hacminin neden olduğu sanılmaktadır. Kırıkların bazı kraterlerin içinden de geçmeleri krater oluşum döneminden daha sonra meydana geldiklerini düşündürür.
Gezegen yüzeyinin en dışta kalan bir kaç metre kalınlığındaki kısmının, Ay yüzeyindekine benzer biçimde çok küçük göktaşlarının milyarlarca yıldır süren bombardımanı sonucunda ince bir toz haline gelmiş regolit tabakası olduğu varsayılır. Aynı Ay'da gözlendiği gibi az sayıdaki genç kraterin, ışınsal olarak kendilerini çevreleyen parlak beyaz çizgilerin ortasında yer aldığı görülür. Bu çizgiler, çarpma sırasında 'kirli' regolitin üzerine sıçrayan taze materyel ile ilişkilidir.

Merkür'de su?

Radar incelemeleri Merkür'ün kuzey kutup bölgesinde yansıtıcılık derecesi beklenmedik derecede yüksek alanlar ortaya çıkarmıştır. Bu bulgunun, güneş ışınlarının ulaşamadığı krater yamaçlarında buz halinde korunmuş su varlığına işaret ettiği iddia edilmiş, ancak bu varsayım kanıtlanamamıştır. Merkür'ün oluştuğu koşullarda suyun yoğunlaşması mümkün olamayacağından, eğer bu varsayım doğruysa, suyun sonradan gezegene çarpan göktaşı ve kuyrukluyıldızlar tarafından taşınmış olması gerekir

Atmosfer

Merkür'ün yüzeydeki kurtulma hızı gezegenin düşük kütlesi nedeniyle Yer'in ancak % 40'ı kadardır. Bu düzeydeki bir çekim gücü, gezegen yüzeyindeki 400oC yi aşan sıcaklıklar karşısında gazların uzaya kaçmasına engel olamayacak denli güçsüzdür. Bu nedenle Merkür'ün çoğunlukla orta ağırlıktaki elementler içeren (oksijen, sodyum, potasyum) son derece seyrek bir atmosferi bulunmaktadır. Bu atmosfer durağan olmaktan çok, Merkür'ün konumunda etkisi güçlü olan güneş rüzgarı ve yüksek yüzey ısıları nedeniyle gezegen yüzeyinden koparılan ve kısa sürede uzay boşluğuna kaybedilen atomlardan oluşmuş, sürekli yenilenen bir yapıdadır. Bu şekliyle, Merkür atmosferini Yer'in egzosferi ile karşılaştırmak olasıdır.


Manyetosfer

Merkür'ün küçük boyutuna oranla önemli sayılabilecek bir manyetik alanı bulunmaktadır. Ekseni Merkür'ün dönüş eksenine 11o eğimli, kutupları Yer'in manyetik kutuplarına göre ters yerleşmiş durumda, yani kuzey manyetik kutbu gezegenin coğrafi güney kutbuna komşu olan ve gezegen yüzeyinde Yer manyetik alanının % 1'i kadar güçlü bu alan, Merkür çevresinde küçük bir manyetosfer oluşturmaya yeterlidir. Manyetosfer, Güneş rüzgarı adı verilen ve güneş kökenli hızlı parçacıkların oluşturduğu plazma akımının, gezegenin manyetik alanın etkisi ile saptırılarak engellendiği bölgedir. Manyetosferin en dışında, plazma akımının yavaşlayarak hızının ses hızının altına indiği ve yön değiştirdiği bir şok dalgası gözlenir. Merkür'ün manyetik alanı güneş rüzgarı ile gelen parçacıkları yakalayıp gezegen çevresinde tutacak kadar güçlü olmadığı için, Van Allen kuşakları yoktur.
Küçük bir gezegen olan Merkür'ün çekirdek sıcaklığının bir manyetik alan oluşturmak için gerekli olan sıvı demir kütlesini barındırmaya izin vermeyecek kadar düşük olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle, bugün gözlenen manyetik alanın gezegen içindeki aktif bir manyetik dinamo tarafından sağlanmak yerine, çok önceleri mıknatıslanmış olan katı haldeki çekirdek tarafından sürdürüldüğü görüşü ortaya atılmıştır.

Merkür'ün kendi ekseni etrafında dönüşü

Gözlem koşullarının güçlüğü, Merkür'ün teleskopla ayırdedilebilen yüzey yapılarının hareketlerine dayanarak dönüş periyodunun hesaplanmasını zorlaştırmıştır. 1960'lı yıllara gelinceye dek gezegenin kendi ekseni etrafında dönüşünün, Güneş çevresindeki hareketi ile 'kilitlenmiş' şekilde 88 günde tamamlandığına inanılıyordu. Gezegenin bir yüzünün sürekli karanlıkta kalarak çok düşük sıcaklıkta bulunması ile sonuçlanacak bu durum, 1962 yılında radyo gökbilim tekniklerinin Merkür'ün gece yüzünde sıcaklığın hiç bir zaman -160oC nin altına düşmediğini ortaya koyması ile tartışmalı hale geldi. 1965 yılında radar incelemeleri, gezegenin dönüş hızının yaklaşık 59 günlük bir devir ile uyumlu olduğunu gösterdi. İtalyan gökbilimci Giuseppe Colombo bu sürenin Merkür'ün yörünge periyodunun 2/3 ü kadar olduğuna dikkati çekerek, gezegenin alışılmamış bir dönüş-yörünge kilitlenmesi olabileceğini bildirdi. Bu, Mariner 10 uzay sondasının 1974 yılında Merkür'ü ziyareti sırasında doğrulandı. Bugün, Merkür'ün kendi etrafındaki dönüşünü 58,65 günde tamamladığı bilinmektedir. Yörünge ve dönüş periyodlarının bu şekilde 3:2 oranındaki senkronizasyonu, gezegenin oldukça eliptik yörüngesinin yol açtığı önemli yörünge hızı değişimleri ile daha uyumlu görülür. Bu şekilde, 1:1 oranındaki bir kilitlenmenin özellikle günberi dönemindeki hızlanma sırasında yol açacağı librasyon hareketleri ve buna bağlı güçlü gel-git etkileri ve iç gerilimler önlenmiş olmaktadır.
Merkür'ün bu dönüş biçimi ilginç sonuçlar doğurur. Gezegen kendi ekseni etrafında bir dönüşünü tamamladığı 58,65 günlük süre içinde Güneş çevresindeki dönüşünün de üçte ikisini gerçekleştirdiği için, güneşin görünür hareketi çok daha yavaş olmaktadır. Merkür'ün herhangi bir noktasında güneşin iki doğuşu arasında geçen süre dünya ölçülerine göre 176 gündür; diğer bir deyişle gezegenin bir günü iki yılına eşittir. Bunun yanı sıra aşırı eliptik yörünge nedeniyle değişen yörünge hızı, gezegenin güneş çevresindeki açısal hızının bazen kendi etrafındaki açısal hızı aşmasına, yani güneşin görünür hareketinin ters yöne dönmesine yol açar; gezegenin bu eliptik çizgi üzerinde güneşe yaklaşıp uzaklaşmasıyla güneşin görünür boyutunun da değişmesi tabloya eklendiğinde Merkür üzerinde geçen bir günün öyküsü iyice renklenir:
Caloris Havzası, güneşin meridyenden yani öğle noktasından geçişi ile günberi geçişinin aynı zamana geldiği bir konumdadır. Merkür'ün her iki yılında bir, bu bölge öğle ile yaz ortasını bir arada yaşayarak gezegenin (ve Güneş Sistemi'nin) en sıcak yeri olur. Caloris Havzası'ndaki bir gözlemci güneşin doğudan yükseldikçe büyüdüğünü ve doğudan batıya doğru hareketinin yavaşladığını görür. Güneş en yüksek noktayı geçtikten ve alçalmaya başladıktan kısa bir süre sonra durur ve geriye doğru hareket etmeye başlar. En yüksek noktadan bu kez ters yönde ikinci geçişinde en büyük görünür çapa ulaşır ve batıdan doğuya alçalırken yeniden küçülmeye başlar. Bir süre sonra tekrar yavaşlayarak durur ve doğudan batıya alışılmış hareketine döner. Batı-doğu doğrultusundaki bu geriye hareket dünya ölçüleriyle bir kaç gün sürmüştür. Güneş öğle çizgisinden üçüncü kez geçer ve batıya doğru alçalırken küçülmeye devam eder. Güneş battığında bir Merkür yılı dolmuştur. İkinci yıl Caloris Havzasının gecesi boyunca geçer, güneş doğudan yükselmeye başladığında yeni bir yıla girilmiştir.
Caloris Havzasının 90 derece doğusunda bulunan bir gözlemci için gün çok farklı başlar. Büyük ve sıcak bir güneş doğudan yavaşça yükselmeye başlar, ancak bir süre sonra durarak yeniden alçalır, batarken en büyük çapa ulaşır, dünya ölçüleriyle 2 gün sonra tekrar doğar ve yükseldikçe görünür büyüklüğünün azaldığı gözlenir. Öğle çizgisinden geçerken en küçük halini almıştır, batıya doğru alçaldıkça tekrar büyümeye başlar. Batıdan battıktan kısa bir süre sonra aynı noktadan tekrar en büyük şekliyle doğduğu gözlenir, batı ufkundan bir süre yükseldikten sonra yeniden alçalır ve bir Merkür yılı boyunca görünmemek üzere batar.

Merkür'ün tanınmasının tarihçesi
  • Eski çağlardan günümüze ulaşan kaynaklarda Merkür Ay, Güneş, Venüs, Mars, Jüpiter, ve Satürn ile birlikte, görünür hareketlerinin diğer yıldızlardan farklılığıyla tanınan 7 gökcisminden biri olarak gösterilir. Bu yönüyle, antik gökbilim için olduğu kadar astroloji açısından da önem taşıyan gezegen, birçok dilde haftanın yedi gününe adını veren gökcisimlerinden biri olarak, tarihöncesinden günümüze insan kültüründe yerini korumuştur. Eski Yunan'da sabah yıldızı olarak görüldüğünde Hermes, akşam yıldızı olarak görüldüğünde ise Apollo olmak üzere iki ayrı ad taşımaktaydı. Pisagor sayesinde bu iki yıldızın aslında aynı gökcismi olduğunu öğrenen ilkçağ dünyası, Merkür ve Venüs'ün Güneş çevresinde döndüğünü ileri süren Heraklit ile ilk kez güneşmerkezli görüş ile tanıştı. Romalılar ise gezegene Hermes'in Roma mitolojisindeki eşdeğeri olan ayakları kanatlı haberci tanrı Merkür'ün adını verirken büyük olasılıkla Merkür'ün sabah ufku ile akşam ufku arasındaki hızlı geçişlerinden etkilenmişlerdi.
  • 1639'da İtalyan gökbilimciGiovanni Battista Zupi basit bir teleskop yardımı ile Merkür'ün evreleri olduğunu farketti. Gezegenin Güneş etrafında döndüğünü bildirdi.
  • 1880'lerde İtalyan gökbilimci Giovanni Schiaparelli atmosferin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek amacıyla, Merkür'ün gökyüzünde yüksekte bulunduğu gündüz saatlerinde teleskopla yaptığı gözlemlerle, Merkür yüzeyindeki koyu ve açık renkli bölgeleri gösteren ilk 'albedo haritası'nı çizdi ve Merkür'ün dolanma süresi ile kendi etrafında dönme süresinin eşit olduğunu iddia etti.
  • Yunan asıllı ve Türkiye doğumlu Fransız gökbilimci Eugène Michel Antoniadi 1934 yılında yayınladığı kitabında Merkür'ün o zamana kadar yapılmış en ayrıntılı albedo haritasını sundu ve gezegenin dikkate değer bir atmosferi bulunduğunu öne sürdü.
  • 1962 yılında Michigan ÜniversitesindenW.E. Howard, gezegenin kızılötesi ve radyo ışınımları ölçümlerine dayanarak Merkür'ün gece yüzünün hiç bir zaman güneş ışığı almayan bir yüzeyden beklendiği kadar soğuk olmadığını, bu nedenle 88 günlük dönüş süresi iddialarının akla yakın olmadığını ileri sürdü.
  • 1965'te Gordon H. Pettengil ve Rolff B. DycePorto Rico'daki Arecibo radyoteleskopu yardımıyla yaptıkları radar incelemeleri ile gezegenden yansıyan ışınların Doppler kaymasını ölçerek Merkür'ün kendi ekseni etrafındaki dönüşünü yaklaşık 59 günde tamamladığını hesapladılar. Bu bulgu üzerine İtalyan bilim adamı Giuseppe Colombo bugün kabul edilen 3:2 yörünge-dönüş senkronizasyonu görüşünü ortaya attı.
  • 1991 yılında Arecibo radyoteleskopundan yapılan radar gözlemlerinde gezegenin kutup bölgelerinde donmuş halde su bulunabileceğini düşündüren bulgular elde edildi.
Mariner 10 uzay sondası

Bugüne dek Merkür'e gönderilen tek uzay aracı 1973 yılında fırlatılan Mariner 10 uzay sondasıdır. Sonda, Şubat 1974'te Venüs yakın geçişini gerçekleştirdikten ve gezegenle ilgili bilimsel gözlemler yaptıktan sonra, Güneş çevresinde Merkür yörüngesi ile kesişen ve yörünge dönemi Merkür'ün periyodunun tam iki katı olan eliptik bir yörüngeye girerek bu çizgi üzerinde her 176 günde bir Merkür'le karşılaşmaya başladı. 29 Mart 1974, 21 Eylül 1974 ve 16 Mart 1974 tarihlerinde gerçekleşen üç yakın geçişte gezegen hakkında çok değerli bilgiler elde edildi:
  • Merkür'ün kütlesi, çapı, dönüş süresi duyarlı olarak ölçüldü.
  • Gezegenin daha önce bilinmeyen manyetosferi keşfedildi, ince atmosferi hakkında veriler toplandı.
  • Ayrıntılı fotoğraflar çekildi, gezegenin yüzey haritası çıkarıldı. Ancak sondanın her geçişinde Merkür aynı konumda bulunduğundan, yüzeyin ancak yarıya yakın bölümü haritalanabildi.
Üçüncü geçişte gezegene 327 km. yaklaşan sonda, bu geçişten kısa bir süre sonra yakıtının bitmesi ile görevini sonlandırdı. 1975 yılından bu yana bağlantı kurulamayan Mariner 10, sabit yörüngesinde her iki Merkür yılında bir gezegenle aynı noktada buluşmaya devam etmektedir.


MESSENGER uzay sondası

Yer'den Merkür'e gönderilen uzay araçları, gezegenin Güneş'e yakın konumu nedeniyle, gezegen çevresinde yörüngeye girebilmek için çok yüksek enerjiye gereksinim duymaktadır. Bu nedenle, Mariner 10 programında, gözlemler için çok az zaman tanıyan hızlı yakın geçişler ile yetinmek zorunda kalınmıştır.
1980'lerin sonlarına doğru NASA bilim adamlarından Chen-Wan Yen, bir uzay sondasını Merkür çevresinde yörüngeye sokmaya olanak tanıyabilecek ekonomik uçuş yolları tasarladı. MESSENGER bu plan üzerine kurulmuş karmaşık ve uzun bir rota izleyerek Mart 2011'de Merkür etrafında yörüngeye girmek üzere, 3 Ağustos 2004'te fırlatıldı. Gelişmiş bilimsel aygıtlarla donatılan sonda, yörüngeye girmeye uygun bir açı ve hız elde edebilmek için gerekli kütleçekim yardım manevralarını 1 kez Yer, 2 kez Venüs ve 3 kez de Merkür yakın geçişi ile gerçekleştirecektir. 1 yıl sürmesi planlanan yörünge etkinlikleri şu konular üzerinde yoğunlaşacaktır:
Merkür'ün tüm yüzeyinin yüksek çözünürlüklü (250 metre/piksel) görüntülerinin elde edilmesi En azından gezegenin bir bölümünün topografik haritasının çıkarılması Yüzey bileşenlerinin gezegen üzerinde dağılımı Çekim alanının ayrıntılı haritası Manyetik alanın 3-boyutlu modeli Çeşitli elementlerin yüksekliğe göre dağılımı Kutuplarda kraterlerin güneş almayan alanlarında korunmuş uçucu bileşenlerin araştırılması


BepiColombo programı

ESA (Avrupa Uzay Ajansı) tarafından 2012 yılında fırlatılması planlanan ve Merkür'ün kendi ekseni etrafında dönüşünü aydınlatan Giuseppe Colombo'nun onuruna adlandırılan BepiColombo uzay aracı iki ayrı sondadan oluşacaktır. Merkür çevresinde iki değişik yörüngeye oturtulması planlanan sondalardan birinin gezegenin manyetosferi, diğerinin ise yüzey ve atmosferi ile ilgili gözlemler yapması öngörülmektedir.

Adlandırma

Uluslararası Gökbilim Birliği (IAU), Merkür üzerindeki yüzey şekillerine verilen adların belli kurallara göre seçilmesini önermektedir:
  • Kraterler: Ölmüş sanatçıların (besteci, ressam, yazar) adları
  • Dağlar: 'Caloris' (Latince 'sıcak' sözcüğünden)
  • Sırtlar: Merkür araştırmalarına katkıda bulunmuş ölmüş bilim adamları
  • Ovalar: Merkür gezegeninin veya tanrı Merkür'ün çeşitli dillerde adları
  • Uçurumlar: Keşiflerde veya bilimsel araştırmalarda kullanılan ünlü gemilerin adları
  • Vadiler: Radyoteleskop adları
Gözlem koşulları

Merkür, Güneş çevresinde yaklaşık 88 gün süren dolanma süresi ve 116 günlük kavuşum dönemi ile, gökyüzündeki görünür hareketini yılda üç kez yineler. Bir alt gezegen olması nedeniyle ile her zaman Güneş'e yakın konumdadır ve gözlenmesi Güneş'in parlak ışığı nedeniyle oldukça güçtür. -1,9 kadir derecesine varabilen parlaklığı ile en parlak yıldızlardan ve bazen Satürn, Mars ve hatta Jüpiter'den daha ışıklı olabilmesine karşın hiç bir zaman karanlık bir zemin üzerinde izlenemediği için, her kavuşum döneminin en fazla bir kaç gün süren bir kısmında, en yüksek batı ya da doğu uzanımı esnasında çıplak gözle görülebilir. Bu gözlem koşulları, doğu uzanımı için güneşin batışını izleyen, batı uzanımı için ise güneşin doğuşundan az önceki kısa bir süre için gerçekleşir. Bu nedenle her 116 günlük dönemde Merkür bir kez 'akşam yıldızı', bir kez de 'sabah yıldızı' olarak izlenir. En yüksek uzanım, yörüngedışmerkezliğinin yüksek olması nedeniyle 18o ile 28o arasında değişir, ancak 28o bile rahat bir gözlem için yeterli değildir. Özellikle tutulum düzleminin ufka daha yakın olduğu yüksek enlemlerden gezegenin görülmesi çok zordur. Gözlem noktası Yer ekvatoruna yaklaştıkça Merkür'ün sabah ya da akşam alacakaranlığında ufuktan yüksekliği artacağı için çıplak gözle görülebilmesi daha kolay olur. Merkür'ün oldukça eliptik yörüngesinin uzun ekseninin Yer yörüngesine göre konumuna bağlı olarak, dünyanın güney yarıküresinin sonbahar başlangıcına denk gelen döneminde, gezegenin olası en yüksek batı uzanımı ile 7olik yörünge eğikliğinin üst üste gelmesi sayesinde Merkür için en uygun gözlem koşulları oluşur. Aynı şekilde olası en yüksek doğu uzanımı ile yörünge eğikliği açısının birbiri üzerine eklenmesi, yine güney yarıküreden bu kez kış aylarında gezegenin rahat gözlenmesine olanak sağlar. Yüksek dışmerkezlik nedeniyle yörünge hızı dolanma sırasında çok değişir ve kavuşum süresi Yer'in Merkür yörüngesine oranla konumuna göre bir kaç gün kayabilir.
Yer atmosferinin olumsuz etkilerini en aza indirebilmek amacıyla, teleskop kullanılarak yapılan profesyonel gözlemler Merkür'ün ufuktan iyice yüksekte bulunduğu gün ortası saatlerinde gerçekleştirilir. Tam güneş tutulmaları çok kısa süre için de olsa güneşe çok yakın konumdaki gezegenin gün ortasında çıplak gözle izlenebilmesine olanak sağlar.
Kısıtlayıcı etmenler nedeniyle, yeryüzünden yapılan gözlemler en güçlü teleskoplar kullanıldığında dahi Merkür'ün yüzey şekilleri hakkında yeterli bilgi sağlayamamış ve elimizdeki bilgilerin büyük kısmı Mariner 10 uzay sondası tarafından sağlananlarla sınırlı kalmıştır.

Evreler

Bir teleskopla izlendiğinde Merkür'ün Ay ve Venüs gibi evreleri olduğu görülür. Gezegenin yeryüzüne en uzak ve Güneş'in arkasında bulunduğu üst kavuşum anında görünen yüzeyinin tümü aydınlandığından ışıklı bir daire şeklinde 'dolun' evresi söz konusudur. Bu aynı zamanda uzaklık nedeniyle Merkür'ün görünür çapının en az olduğu dönemdir. En iyi gözlem koşullarının oluştuğu en yüksek uzanım anında gezegen bir yarımdaire şeklinde görülür. Güneş ile Yer arasında kaldığı dönemlerde ise karanlık yüzünü göstererek bir 'hilal' şekli alır. Hilalin en ince olduğu dönemler gezegenin dünyaya en yakın olduğu ve görünür çapının en büyük olduğu dönemlerdir, ancak bu esnada güneş ışınları gezegenin görülmesini engeller.

Merkür'ün Güneş geçişleri

Merkür her yıl ortalama üç kez alt kavuşum konumundan geçtiği halde, yörüngesinin tutulum düzlemine 7 derecelik bir açı yapması nedeniyle güneş diskinin önünden geçişi nadiren gerçekleşir. Merkür yörüngesinin tutulum düzlemini kestiği noktalar, yani yörüngenin çıkan ve inen düğümleri ile Güneş ve Yer'in düz bir çizgi üzerinde yer almasını gerektiren bu durum her yüzyılda 12-14 kez ve yalnız Mayıs ve Kasım ayları içinde gözlenir. Güneş diski üzerinde küçük bir siyah beneğin ilerlemesi şeklinde izlenen bu olay, Merkür'ün yörünge hızının daha düşük olduğu günöte noktasına daha yakın olan Mayıs geçişlerinde daha yavaş olur ve 9 saat kadar sürebilir.


Güneş Sistemi'nde Merkür'ün özel yeri

Bazı özellikleri, Merkür'ü eşsiz kılmaktadır:
  • Güneş Sistemi'nin Güneş'e en yakın gezegenidir
  • En büyük çekirdeğe sahip ve demir oranı en yüksek gezegenidir.
  • Yüzeyinde sıcaklık farklarının en büyük olduğu gezegendir.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:54   #17
SİTE KURUCUSU
Standart


Astoloji...Ve Kader...Arasındaki ilişki

KADER NEDİR..? AYTLERLE KADER AÇIKLAMALARI.!
Asırlar boyudur kolay kolay anlaşılamamış bir konu bu!..

Hemen herkes bu konuda aklına geleni konuşmuş. Ama genellikle kimse de, bu hususu konuşmadan evvel acaba Kur’ân-ı Kerîm’in ve Rasûl-i Ekrem’in kader hakkında dedikleri nedir, diye araştırmamış.

İŞTE AYET VE HADİSLER:

1- ALLAH İSTEMEDİKÇE SİZ İSTEYEMEZSİNİZ!.. (İnsan-30)

2- HALBUKİ SİZİ DE YAPAGELDİĞİNİZ ŞEYLERİ DE ALLAH YARATMIŞTIR!.. (Saffat-96)

3- "YERYÜZÜNDE VEYA NEFİSLERİNİZDE SİZE İSABET EDEN BİR MÜSÎBET, BİZİM ONU YARATMAMIZDAN EVVEL, MUTLAKA BİR KİTAPTA YAZILMIŞTIR.
BUNU, ÖNCEDEN MUKADDER VE YAZILI OLDUĞUNU BİLİP; ELİNİZDEN ÇIKAN ŞEYLERDEN DOLAYI ÜZÜLMEMENİZ VE ELİNİZE GİREN İLE DE SEVİNİP ŞIMARMAMANIZ İÇİN (açıklıyoruz)!.. ALLAH, DÜNYALIKLA BÖBÜRLENENİ SEVMEZ" (Hadîd-22/23)

4-DE Kİ: HEPSİ DE KENDİ PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDA 5-BİZ HER ŞEYİ KADERİYLE HALKETTİK!.. (Kamer-49)

6-HER BİR NEFSE VE ONU DÜZENLEYENE, SONRA DA ONA HEM KÖTÜLÜĞÜ, HEM KORUNMASINI İLHAM EDENE. (Şems-7/8)

Rasûlullah şöyle buyurmuştur:

-Şüphesiz Azîz ve Celîl olan Allah rahime bir melek tevkil etmiştir.

Melek, "Ey rabbım bir nutfedir; ey rabbım bir kan pıhtısıdır; ey rabbım bir çiğnem ettir" der. Allah bir mahlûk hükmedip yaratmak istediğinde Melek,

"Ey Rabbım erkek midir yahut dişi midir; şâkî (iman etmeyen)midir yahut saîd(iman eden)midir; rızkı nedir; ecelî nedir?" sorularını sorar. BUNLAR ANASININ KARNINDA İKEN BÖYLECE YAZILIR!.."

Bakın bir Rasûlullah öğretisi daha:

-Sizden hiçbir kişi ve yaratılmış hiçbir nefis müstesna olmamak üzere, muhakkak cennetteki ve cehennemdeki yerine Allah yazmıştır!.. Ve herkesin şakî veya saîd olduğu muhakkak yazılmıştır!..

Bunun üzerine sahabîlerden bir kimse şöyle sordu:

Ya Rasûlullah, öyle ise bizler âmeli terkedip, bu yazımız üzerine kalalım mı?..

Rasûlullah şöyle buyurdu:

-Saîd olan kimse, saadet ehlinin ameline ulaşacaktır. Şakî olan kimse de, şekâvet ehlinin ameline ulaşacaktır. Sizler amel edip çalışın!.. Çünkü herkese kolaylaştırılmıştır!.. Said olan Saadet ehlinin ameline KOLAYLAŞTIRILIR, şakî olan da şekâvet ehlinin AMELİNE KOLAYLAŞTIRILIR.(Kader mevzuu çok derin bir konu olduğu için bu konu başlığında daha fazla irdelemiyorum.. ancak arzu edenler ö.m atarak kaderle ilgili bi konu açmamıda diLeyebilir, yahutta yine ö.m la sorularını iletebilirler.. vaaz olarak anlaşılamsın.. bilgi paylaşıyoruz..!)
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:55   #18
SİTE KURUCUSU
Standart


Messier Gökcisimleri Kataloğu

M91 Sarmal Gökada
(NGC 4548)
Tür SBb Coma Berenices Takımyıldızında

Virgo Kümesi'nin çubuklu sarmal gökadasıdır. Çubuğu çok ilgi çekicidir. Bu çubuklu yapının küçük teleskoplarla bile görülebildiği söylenmektedir.Uzaklaşma hızı 400km/s'dir. Kümenin uzaklaşma hızının 1100 km/s olduğu bilindiğine göre 700 km/s'lik bir hızla bize doğru yaklaşmaktadır.
M92 Küresel Küme
(NGC 6341)
Sınıf IV Hercules Takımyıldızında

26.000 Işıkyılı uzaklıktadır. Komşusu M13'den daha az parlaktır. M92'nin tahmini yaşı için 16 milyar yıl vermektedir. Gerçek çapı 85 ışıkyılıdır. Yaklaşık 330.000 güneş kütlesine sahiptir. Yaklaşma hızı 112 km/s'dir. Küme içinde 16 değişen yıldız bulunmuştur.
M93 Açık Küme
(NGC 2447)
Tür 'g' Puppis Takımyıldızında

Oldukça küçük ancak parlak bir açık kümedir. 22 yaydakikası çaplı alan içine saçılmış 80 üyesi vardır.3600 ışıkyılı uzaklıkta olup en parlak yıldızı B9 tayf türünden mavi dev yıldızdır. Yaşı kabaca 100 milyon yıl tahmin edilmektedir.
M94 Sarmal Gökada
(NGC 4736)
Tür 'Sb' Canes Venaciti Takımyıldızında

Parlak iç bölgesi yüzünden 'Sab' olarak sınıflanmıştır. Bu parlak dairesel disk aktif yıldız oluşum bölgesi ile çevrelenmiştir.Bu gökada yıldız oluşumlarının iki öbeğini de içerebilir. Uzaklığı iyi saptanamamıştır.
M95 Sarmal Gökada
(NGC 3351)
Tür 'SBb' Leo Takımyıldızında

Hubble Uzay Teleskobu tarafından Hubble sabitini belirlemekte kullanılan gökadalardan biridir. Gökada içindeki Cepheid değişenleri bu teleskopla gözlenerek gökadanın uzaklığı araştırılmaktadır. Sonuçlara göre uzaklık 35.5 + 3.1 milyon ışıkyılı kadardır.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:55   #19
SİTE KURUCUSU
Standart


Güneş'in Son Sırları
Tarık ÇELİK


Güneş nurani bir ağaçtır, gezegenler onun hareketli meyveleri...
Ağaçların aksine Güneş silkinir, ta o meyveler düşmesin.
Eğer silkinmezse düşüp dağılacaklar.
Evet Güneş bir meyvedardır; silkinir; ta düşmesin
müncezib seyyar olan yemişleri.
Eğer sükutiyle sükunet eylese, cezbe kaçar
ağlar fezada muntazam meczupları.


İnsanlık tarihi boyunca Güneş, gökyüzünün en çok dikkati çeken yıldızlarından biri olmuş, üzerinde pek çok araştırma yapılmıştır.



Güneşin kendi kütlesi Dünya kütlesinin 332270 katıdır. Çapı 1,4 milyon km’ dir. Dünya-Güneş uzaklığı ise bilindiği gibi 149 milyon km’ dir. Güneşin dış gaz tabakaları çok fazla bir sahaya yayıldığından bu gök cisminin nerede sınırlandığını bilmek zordur, belki de dünyamız bile güneşin en dış ve en ince gaz tabakaları içinde yer almaktadır. Bugün artık güneş lekelerinin manyetik tesir neticesinde oluştuğu ortaya konmuştur.
Güneş tacının sıcaklığı hakkındaki bilgiler peyklerden elde edilen fotoğraflarla sağlanabilmektedir. Bu fotoğrafta mavi kısım en sıcak, sarı renk ise daha soğuk kısmı belirtir. Zaman zaman tekerrür eden patlamalar da taca ayrı bir mana kazanrırır.
Güneşin sathında halkalar şeklinde manyetik sahaların teşekkül etmesi süper sıcaklıktaki elektrik yüklü gaz parçacıklarının içten dışa akışının engellenmesiyle güneş lekeleri ortaya çıkar. Bu sebeple lekeler 6000 derece sıcaklık yerine 3000 °C dir. Şimdiye kadar ölçülen en büyük güneş lekesinin çapı 300.000 km.yi bulmuştur. Yani yerküresinin tam 47 katı bir büyüklük, 1960’da keşfedilen bir başka husus da güneşin bir çan gibi genleşip salınmasıdır. Vak’a, her beş dakikada bir tekrarlanmakta, güneşin sathı bu esnada 300 m/sn bir hızla bize doğru ilerleyip sonra geri dönmektedir. Bu duruma Asrın Beyin Yapıcısı şu teşbihle dikkati çekmektedir: Güneş nurani bir ağaçtır, gezegenler onun hareketli meyveleri.. Ağaçların aksine Güneş silkinir, ta o meyveler düşmesin. Eğer silkinmezse düşüp dağılacaklar. Son tesbitlere göre Güneş’in periyodik hareketleri (beş dakika salınımı) on milyon farklı akustik dalganın armonik ahengiyle doğmaktadır. Güneş müziği de denilen bu dalgalar, insan kulağı tarafından duyulmaz. Çünkü feza boşluğu ses nakline imkân tanımaz. Ayrıca bu sesler insan kulağının alabileceği frekansta değildir. 1976’da Rus astronomlarının bildirdiklerine göre güneş aynen bir kalp gibi 160 dk. lık bir sürede genişlemekte ve tekrar büzülmektedir. Güneşin bu esnadaki genleşmesi tam 3 km.’ yi bulmaktadır.
Güneşin birçok davranış hususiyetleri Manyetogram dediğimiz kampüter çizimleriyle incelenmektedir. Resimde görülen manyetik çizgileri gözümüzün görmesine imkân olmadığı halde milyonlarca kilometrelik manyetik çizgiler ve güneş üzerindeki dağılışları, bu çizgileri Çizen Nakkaşı göstermez mi?
Toplam genişleme güneşin çapının 10 000’de 2’sidir. Ölçmelerde bir hata olup olmadığını anlamak için, bir Fransız araştırma ekibi, eksi 30 °C’ de Güney kutbunda, 120 saat süren bir araştırma yapmış, neticede güneşin gerçekten bir kalp gibi attığı kesinlik kazanmıştır. Güneşteki helyum çekirdeklerinin hidrojen atomları tarafından meydana gelişi ve kütle kaybı üzerinde de durulmuştur. Bilindiği gibi, güneşte hidrojen atomları helyuma çevrilmektedir. Dört yapıtaşı olan bir helyum çekirdeği bir protonlu dört hidrojen çekirdeğinden daha hafiftir. Bu kütle farkı ise enerjiye dönüşmektedir. Bugünkü tesbitlere göre çekirdeklerin erimesinde ortaya çıkan sert ışın parçacıklarının güneş sathına ulaşmaları, bir milyon sene sürmektedir. Satha eriştiklerinde ise hidrojen atomlarının ışıldamasına sebep olur, hayatımızın vazgeçilmez bir unsuru olan güneş ışığını oluştururlar.

Ancak bir milyon sene gibi uzun bir sürede meydana gelen bu ışık acaba insanoğluna neler hatırlatmakta... Burada Rahmeti Sonsuz’un işaretlerini görmemek Güneşten bizlere ulaşan ışıkları bilmemek gibi abestir. Oysa körler bile güneş ışıklarının sıcaklığını yüzlerinde hissederler. 1951’de Pasifikte tecrübe edilen hidrojen bombasından sonra, güneşin bazı özellikleri hesaplanabilmiştir. Mesela Güneş 3,8 trilyon megawat gücünde bir hidrojen sobasıdır. Fezanın her yerinde olduğu gibi Güneş 220 milyar barlık bir basınçla gravitasyon tarafından sıkıştırılmaktadır, bu da sıcaklığın 16 milyon dereceye çıkmasına sebep olmaktadır.

Füzyon halinde meydana gelen enerji, dışa doğru basınç yapar. Aynı şekilde dıştan da içe doğru gravitasyon tesiriyle bir basınç olduğundan sistem dengelenmiş olur. Fezada güneş enerjisi 150 milyon km. kadar yayılabilir. Dünyamızın güneşe olan hassas ve ölçülü uzaklığı sayesinde hayatiyet devam etmektedir. Güneş her saniye bir milyon ton madde kaybına uğramaktadır.

Güneş, ışıkları gibi, insanlığın ufkunu aydınlatacak daha pek çok müjdeyi bağrında saklamaktadır.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Alt 12-26-2009, 13:55   #20
SİTE KURUCUSU
Standart


GÖKCİSİMLERİNİN ADLARI

Eski çağlardan bu yana insanlar, gökyüzüne bakmış, onun güzelliği ve ulaşılmazlığına ilgi duymuşlar. Eski Yunanlılar ilk yıldız atlaslarını oluşturmuş, gökcisimlerine çeşitli adlar vermişler. O zamanlardan günümüze değin pek çok yıldız atlası oluşturulmuş. Bugün biz de modern bir yıldız kataloğuna ya da gökyüzü haritasına baktığımızda, değişik adlandırmalarla karşılaşırız. Bunlar biraz karmaşık görünseler de temelleri aslında daha önce kurulan adlandırma sistemlerine dayanır.


Bir yıldız kataloğuna ya da gökyüzü haritasına baktığımızda, pek çok adlandırmayla karşılaşırız. Takımyıldızlara verilen adlar, genellikle Eski Yunanlılar’ın verdikleri adlardır. Eski Yunanlılar, gökyüzünü belli bölümlere ayırmış, ilk yıldız kataloglarını oluşturmuşlar; her takımyıldıza ayrı bir ad vermişler. Bu ilk yıldız atlasları 48 takımyıldızdan oluşmaktaydı. Bugünkü gökyüzü atlaslarıysa çeşitli biçimlerde ve büyüklükte 88 takımyıldız içeriyor. Bu takımyıldızların adları, birtakım canlı varlıklardan, günlük hayatta kullanılan araç ve gereçten ya da mitolojiden gelmektedir. Bugün, modern gökbilimde kullanılan takımyıldız adları çoğunlukla Latince’dir.

Yıldızların parlak olanlarına verilen adlar genellikle Arapça’dan gelmedir. 1982 yılında hazırlanmış olan Yale Parlak Yıldız Kataloğu’nda 835 yıldızın adı yer almış. Tüm bu adları ezberlemek olanaksız olmakla birlikte, çıplak gözle görebildiğimiz yıldızların sayısı 4000’i aşmaktadır. Günümüzde ise çok gelişmiş teleskoplar sayesinde, gözlenebilen gökcisimlerinin sayısı milyonlarla ifade ediliyor.

Günümüze değin hazırlanan çeşitli yıldız kataloglarında farklı adlandırmalara gidilmiştir. 1600’lerin başlarında, Johann Bayer adlı bir gökbilimci, hazırladığı Uranometria adlı yıldız atlasında, yıldızları tanımlamak için Yunan alfabesindeki harfleri yıldızın bulunduğu takımyıldızın başına getirdi. Örneğin, Cygnus (Kuğu) Takımyıldızı’nın en parlak yıldızını Alfa Cygni, ikinci parlak yıldızını Beta Cygni olarak adlandırdı. Yunan alfabesindeki 24 harfin bazı takımyıldızlardaki tüm parlak yıldızları adlandırmakta yetersiz kaldığı durumlarda, birbirine yakın konumda yer alan yıldızları adlandırırken, aynı harf, yanına bir sayı eklenerek kullanılıyordu. 1 Orionis, 2 Orionis gibi...


1712 yılında, İngiliz gökbilimci John Falmsteed, takımyıldızlardaki yıldızları batıdan doğuya doğru, sağ açıklık yönünde numaralandırdı. Bu yöntem, harita üzerinde bir yıldızı bulurken büyük kolaylık sağladı. Falmsteed kataloğundan bir örnek verecek olursak, 80 Virginis (Virgo=Başak), 79 Virginis’in hemen doğusunda, 81 Virginis’in hemen batısında yer alır. Falmsteed bu biçimde 2682 yıldızı numaralandırdı. Günümüzdeki modern yıldız haritalarında, parlak yıldızların hem Bayer harfleri, hem de Falmsteed numaraları verilir.
19. yüzyılda, gittikçe daha büyük teleskopların yapılmaya başlanması ve gözlenebilen gökcisimlerinin sayısının yüz binleri bulması sonucu, artık bu yıldız katalogları ihtiyacı karşılamıyordu. 1859 yılında, Bonn Üniversitesinde bir gökbilimci olan F.W.A. Argelander, gökyüzünü dik açıklık yönünde her biri bir derece genişliğinde olan ve boylu boyunca sağ açıklık yönünde uzanan ince bantlara böldü. Her bandın içinde kalan yıldızları, içinde bulundukları takımyıldızların ne olduğuna bakmadan, sağ açıklıklarına göre numaralandırdı. Örneğin, gökyüzünün en parlak yıldızlarında Vega, bu katalogda BD +38°3238 olarak adlandırılmıştır. (BD, Bonner Durchmusterung sözcüklerinin baş harflerinde oluşur ve “Bonn Araştırma” anlamına gelmektedir.) Buna göre Vega, +38 ve +39 dik açıklıklar arasında, 0h sağ açıklıktan sonra, 3238. yıldızdır. BD kataloğunun aslı 324 188 yıldız içerir ve gökkürenin yarısından biraz fazlasını (-2° dik açıklığa kadar) kapsar. Daha sonra, bu katalog genişletilerek, tüm gökküreyi kapsayan ve toplam 1 071 800 yıldız içeren bir katalog oluşturulmuştur.
Bugün en çok kullanılan yıldız kataloğu ise Annie J. Cannon’un 1911 - 1915 tarihleri arasında hazırladığ ı Henry Draper (HD) yıldız kataloğudur. Yıldızların sağ açıklıklarına göre sıralandığı bu katalog, 225 000 yıldız içeriyor ve her birinin tayf türü veriliyor.
Bugüne kadar hazırlanmış en kapsamlı katalog ise, Hubble Uzay Teleskopu için oluşturulan Hubble Space Telescope Guide Star Catalog’dur (HST GSC). Bu katalog 19 milyona yakın gökcismini içeriyor. Bunların yaklaşık 15 milyonunu yıldızlar, geriye kalanın çoğunluğunu da gökadalar oluşturuyor. Bu katalogda GSC 1234 1132 olarak adlandırılan bir gökcismi, gökyüzündeki 9537 küçük bölgenin 1234’üncüsünde yer alan 1132’inci gökcismidir.
Değişen yıldızların adlandırması ise tümüyle kendine özgü bir sistemle oluşturulmuş. Bu sistem, Argelander tarafından kurulmuş. Argelander’in sistemine göre, bir takımyıldızda keşfedilen ilk değişen yıldız, içinde bulunduğu takımyıldızın başına R harfi getirilerek adlandırılmış. İkinci keşfedilene S, üçüncüye T getirilir ve bu Z’ye kadar devam eder. Z’den sonra RR, RS, ...., RZ, SR, SS, .... SZ, ...., ZZ, AA, AB, ...., AZ, BB, ...., BZ, ...., QZ’ye kadar gider. Bazı takımyıldızlarda bu 334 tanımlama yetersiz kalmaktadır. Bu durumda, QZ’den sonra adlandırma basitçe V335, V336, .... olarak devam eder. Biraz karmaşık da olsa, değişen yıldızları adlandırmakta kullanılan yöntem bu.
Yıldızların adlandırmalarına ve yıldız kataloglarına kısaca değindikten sonra, gelelim yıldız kümeleri, bulutsular ve gökadaların adlandırmalarına. Bu gökcisimleri için hazırlanmış birçok katalog olmasına karşın, özellikle amatör gökbilimciler tarafından en çok kullanılanları Messier Kataloğu ve NGC’dir (New General Catalogue).
Charles Messier, 1700’lü yıllarda yaşamış bir Fransız gökbilimcidir. Bir kuyrukluyıldız avcısı olan Messier, öteki gökcisimlerini, yani yıldız kümeleri, gökadaları ve bulutsuları, kuyrukluyıldızlarla karıştırmamak için bir katalog hazırladı. Messier Kataloğu olarak bilinen bu katalog, 110 gökcisminden oluşuyor. Bu katalog, çoğunluğu kuzey yarıkürede yer alan bulutsu, yıldız kümesi ve gökada gibi çeşitli, en parlak gökcisimleri yer alıyor. Aslında, Charles Messier’in amacı, bu yıldız kümeleri, bulutsular ve gökadaları gözlemek değil, kuyrukluyıldızlarla karıştırmamak amacıyla onların yerlerini belirlemekti. Çünkü, bu gökcisimleri, özellikle de küçük teleskoplarla bakıldığında kuyrukluyıldıza benzetilebilir.
Messier, 15 kuyrukluyıldız keşfine imza attı; ancak, bunların çoğu bugün anımsanmıyor. Messier Kataloğu, yaklaşık iki yüzyıl önce hazırlanmış olmasına karşın, içerdiği gökcisimleri, amatör (bazen de profesyonel) gökbilimcilerin en çok gözledikleri gökcisimleridir.
Messier kataloğundaki gökcisimlerinin sırası, sağ açıklık sırasına bağlı değildir. Messier onları, keşif sırasına göre numaralandırmıştır ve numaranın önüne bir “M” harfi koymuştur. Örneğin, Andromeda Gökadası Messier Kataloğu’nda M31 olarak adlandırılmıştır. En ünlü Messier cisimleri arasında, Ülker Açık Yıldız Kümesi M45, Herkül’deki küresel Küme M13, Orion Bulutsusu M42 vardır. Uygun gözlem koşullarında, Messier Kataloğundaki gökcisimlerinin çoğu, 7x50’lik bir dürbünle gözlenebilmektedir. 70-80 mm çaplı bir teleskoplaysa, bu gökcisimlerinin hepsi görülebilir.
Sadece yıldız kümeleri, bulutsular ve gökadalar için hazırlanmış kataloglar arasında, Messier kataloğundan çok daha kapsamlı olanı, Danimarkalı gökbilimci John Dreyer tarafından hazırlanan NGC’dir. Adında “New” yani “Yeni” sözcüğü bulunmasına karşın, bu katalog 110 yıl önce hazırlanmıştır. NGC’deki gökcisimleri, sağ açıklıklarına göre sıralanmışlardır. Başlangıçta 7840 gökcismi içeren katalog, daha sonra yine Dreyer tarafından yeniden düzenlenerek Index Catalogues (IC) adını aldı. IC ile 13 226 gökcismi kataloglandı. NGC kataloğu, günümüzde de yeni düzenlemeleriyle kullanılmaktadır. Özellikle de amatör gökbilimciler, Messier Kataloğu çok az gökcismi içerdiğinden, bu katalogdan sonra, NGC’yi kullanırlar. 7x50’lik bir dürbünle, NGC’de yer alan gökcisimlerinin parlak olanlarını görmek mümkün. 200 mm çaplı bir teleskopla bu katalogda yer alan gökcisimlerinin tümü görülebilir.
__________________
MUZO Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Yeni Konu aç Cevapla

Bookmarks

Etiketler
astronomi, aygit astronom kozmik, gökbilim | astronomide kullanilan araclar, gunesin capi nasil olculur

Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Yeni mesaj gönderme yetkinizAktif Değil'dir
Mesajlara yanıt verme yetkinizAktif Değil'dir
Eklenti ekleme yetkinizAktif Değil'dir
Mesajınızı değiştirme yetkinizAktif Değil'dir

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Radyo Astronomi MUZO Coğrafya /Uzay bilimleri 0 12-26-2009 13:44
Astronomi (Uzay) Sözlüğü MUZO Coğrafya /Uzay bilimleri 0 12-26-2009 12:17


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 21:52 .


Dikkat : Üyelerimiz görüşlerini önceden onay olmadan anında yazabilmektedir, bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir, frmpark yoneticileri itina ile icerik kontrolleri yapmaktadir, yine de frmpark' da yasalara aykırı unsurlar bulursanız İLETİŞİM buradan bildiriniz. Gereği yapılacaktır.
English Explanation: Our users can give their opinions without getting any approval in our site, all the responsibilities which can rise from these articles belong to these users, the managers of frmpark control the contents very carrefully, but if you find any item opposite to the rules CONTACT


Powered by vBulletin® Version 3.8.2
Copyright ©2000 - 2012, Jelsoft Enterprises Ltd.
SEO by vBSEO

Sanalda1numara

MODPARK

FORUM PARK | FRMPARK