![]() |
| |||||||
Basketbol icinde NBA oyuncuları ve hayatı konusu , Vince Carter Full Name: Vincent Lamar Carter Height: 6' 6" Weight: 225 lbs. Position: Guard/Forward Birth Place: Daytona Beach, Florida Birthday: Ocak 26, 1977 College: North Carolina '99 NBA Team: ...
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||
|
OutLaW
|
Vince Carter
Full Name: Vincent Lamar Carter Height: 6' 6" Weight: 225 lbs. Position: Guard/Forward Birth Place: Daytona Beach, Florida Birthday: Ocak 26, 1977 College: North Carolina '99 NBA Team: New Jersey Nets KONSER SALONUNDAN BASKETBOL ARENASINA Vince Carter, 26 Ocak 1977’de Florida Daytona Beach’de dogdu. 9 yasindayken katildigi 12 yas alti eyalet turnuvasinda kisa boyuna ve küçük yasina ragmen dikkatleri üzerine çeken Carter, 13 yasindayken de ilk smacini yapiyordu. Fakat baba Harry’nin Volusia’da bando ve orkestra direktörü olmasi Carter’i da müzige itti. 7 farkli enstrümanla ilgilenen Carter, 1995 yilinda Mainland Lisesini bitirdiginde basketbol ve voleybolculugunun yaninda, davul ve saksafon çalarken, okul orkestrasinda bariton solistlikte yapiyordu. Ama Carter, basketbol sahasinda bir maçta 47 sayi baska bir maçta da 17 blok rakamlarini erisip, okulunu da 36 maçta 34 galibiyet ile eyalet sampiyonu yapinca tercihini basketbolden yana kullandi. (Tabi 1981 Drafti ile NBA’e seçilen amcasi Oliver Lee’nin de Carter’in basketbolcü olmasinda büyük katkilari vardi.) Carter, lise’deki son yilinda forvet mevkiinde, Ron Mercer ve Shareef Abdul-Rahim’in ardindan Amerikanin en iyi lise oyuncularindan biri olarak gösterildi ve yilin en iyi ikinci besine seçildi. 1995 yazinda üniversite tercihini, iki yildiz oyuncusu Jerry Stackhouse ve Rasheed Wallace’i NBA’e kaptiran ve yeni bir takim kurmayi amaçlayan ülkenin en iyi basketbol programlarindan ve coachlarindan (Dean Smith) birine sahip North Carolina’dan yana kullandi. Iki yildizini kaybeden UNC üniversitesi yeni iki rookie oyuncu Vince Carter ve Antawn Jamison ile lige basladi. Guard’lar Jeff McInnis ve Dante Calabria, pivot Serge Zwikker ile birlikte iyi bir uyum yakalayan bu genç oyunculardan Carter, ilk yilinda 31 maçta forma giydi. Ilk yilinda hem guard hem de kisa forvet pozisyonlarinda oynayan Carter, 19 kere ilk 5’te sahaya çikarken, 10 maçta skorda çift haneli sayiya ulasti. Fakat maç basina sadece 18 dakika oyunda kalabildi ve 7.5 sayi, 3.8 ribaund, 1.3 asist ortalamalari ile ilk senesini tamamladi. Ayni yil, USA Junior Basketbol takiminin bir üyesi olarak, Atina’da düzenlenen dünya sampiyonasinda 7. olan takimda 8 maçta, 48 sayi, 32 ribaund, 11 asist ve 9 top çalma üreten Carter, tüm sezon boyunca açik sahada fast break organizasyonlarinda Tar Heel seyircilerine inanilmaz hava hareketleri seyrettirmeyi basardi. Üniversitedeki ilk senesinde muhtesem smaçlari ile büyük bir hayran kitlesi yaratan Carter, ikinci sezonunda büyük gelisme gösterdi. 1995-96 sezonunun ardindan NBA’e gitmeyi tercih eden McInnis’in (Denver tarafindan 2. tur 37. sirada draft edildi.) takimdan ayrilmasi, coach Smith’in Carter’in oyunda kaldigi süreyi maç basina 28 dakikaya çikarmasina neden oldu. Bu firsati iyi degerlendiren Carter 13.0 sayi, 4.5 ribaund, 2.4 asist ve 1.4 top çalma ortalamalari ile NCAA’ler deki 2. sezonu tamamladi. Playofflar da, çeyrek finalde Lousville maçinda 18 sayi üreterek, 15 sayi ile oynayan Jamison ile birlikte UNC’yi 14. defa Final Four’a sokmayi basaran Carter, yari finalde Arizona potasina 8 sayisi smaçtan olmak üzere 21 sayi gönderse de 66-58’lik yenilgiyi önleyemedi. Ayni yil NBA’de slam dunk sampiyonluguna ulasan Kobe Bryant’in yarisma içerisinde yaptigi bir çok hareketi, NCAA’de maç içinde rakip oyuncularin savunmalarina karsi yapan Carter, oynadigi süre ile orantili olarak artan hava hareketleri ile sadece okulunun degil Amerikanin ve dünyanin hayranlikla seyrettigi bir oyuncu olmustu. Ama o sadece ziplama kabiliyeti ile anilmak istemiyordu. Chicago sehrinin yetistirdigi en büyük smaç makinesi Ronnie Fields, gibi sadece smaçlari ile taninmak ve NBA’e gidemeyip CBA’de veya diger küçük liglerde kaybolup gitmek istemiyordu. Bu sebeple de 2. senesinin yazini bol bol sut idami yaparak geçirdi. 1997-98 sezonunda basari grafigini yükseltmeye devam eden Carter, %59 saha içi, %41 üç sayi yüzdeleri ile 15.6 sayi, 5.1 ribaund, 2.0 asist ortalamalariyla 3. yilini tamamladi ve John Wooden All-Amerika takimina seçildi. Ayrica normal sezonun ardindan stres dolu NCAA Turnuvasinda da harika maçlar çikardi. Ilk turda Navy’e 14 sayi, ikinci turda UNC Charlotte’a 24 sayi, 7 ribaund, sweet-16’da Michigan State’e 20 sayi, 10 ribaund, elite-8’de Conneticut’a 12 sayi atan Carter, UNC’yi ard arda 2.defa final four’a tasiyan oyuncularin basindaydi. Final Four maçinda Utah Üniversitesi karsisinda, sezonun en degerli oyuncusu seçilen takim arkadasi Jamison’dan daha basarili olan Carter, 65-59’luk yenilgiye mani olamadi. Üniversite kariyerindeki son maçinda sahanin en skorer oyuncusu olan Carter 21 sayi, 5 ribaund ve 3 blok ile NCAA kariyerine noktayi koydu. 1997-98 NCAA sezonunun ardindan Maryland coach’u Gary Williams, Carter için “en iyi takim oyunu oynayan yildiz oyuncu” nitelemesini yapiyordu. Carter, NCAA Turnuvasinda oldukça basarili olup bir çok NBA menajerinin dikkatini çekince 4. seneyi beklemeden profesyonel olmaya karar verdi. Aslinda 3 yildir oynadigi oyunla bir çok menajer onu draftta seçilecek oyuncular arasina koymustu ama Final Four’daki oyunu degerini daha da arttirdi. Birde NBA’de seyirci sayisinin düsmesi, Michael Jordan’in basketbolü biraktiktan sonra yerine geçecek spektaküler ve örnek -üniversite tahsili almis, adi kavga, hirsizlik ve adi suçlara karismamis- bir oyuncunun NBA tarafindan hala lanse edilememesi, (Grant Hill, bu örnek oyuncularin basindayken sakatliklar sebebi ile beklentileri ne yazik ki karsilayamadi.) Carter’in yolunu biraz daha aralamisti. Evet Carter, 3 yil boyunca 103 maçta formasini giydigi ve 12.3 sayi, 5.1 ribaund, 2.0 asist, 1.1 top çalma, 0.8 blok ortalamalari ile oynadigi North Carolina Üniversitesine veda ederek 1998 NBA Draftina katildi. 1998 NBA Draftinda 5. sirada Golden State tarafindan seçilen Carter, ayni gece 4. sirada Toronto tarafindan draft edilen takim arkadasi Jamison’a karsilik Raptors’in yolunu tutuyordu. Fakat NBA komisyonu ile Oyuncular Komitesinin 1997-98 sezonun hemen ardindan anlasmazliga düsmesi ile ortaya çikan lokavt, Carter’in NBA liginde oynayacagi ilk sezonu tehlikeye soktu. Önce sezon öncesi hazirlik kamplari iptal edildi, ardindan da Kasim’in basinda start alacagi belirtilen lig durduruldu. Iki taraf arasindaki anlasma ancak Ocak ayinin sonunda saglanabildi. (Hatirlarsaniz Yunanistan’da, 1998 Temmuz Ayinda düzenlenen dünya sampiyonasina da NBA oyunculari istirak etmemis ve Amerika Milli Takimi ancak 3. sirayi alabilmisti.) Ama Carter bu bosluktan istifade edip özel antrenörler esliginde bol bol çalisti ve 5 Subat 1999 günü Boston Celtics takimina karsi ilk NBA maçina çikti. Maça ilk 5 baslayan Carter, ilk periyodunun 4 dakikasinda bir jump shot ile NBA kariyerinin ilk sayisini kaydetti. Ikinci periyodun 6 dakikasinda ise ilk muhtesem turnikelerinden birine imzayi atiyordu. Ama beklenen hareketi maçin son periyoduna saklamisti. Maçin bitimine 5:33 kala Charles Oakley’in pasi ile jeneriklere geçecek ilk smacini Paul Pierce’in üzerinden yaparken, Boston seyircisi bile bu hareketi ayakta alkisliyordu. Bu ilk maçta 30 dakika oyunda kalip 16 sayi, 3 ribaund, 2 asist ve 2 top çalma üreten Carter takimina 103-92’lik galibiyeti getiriyordu. Iki deplasman maçindan sonra sezonun 3. maçinda Toronto seyircisinin önünde çikan Carter, 5’i ikinci yarida olmak üzere 6 smaç ile tam bir show gerçeklestirirken maçi da 22 sayi ile tamamladi. Ligin 7. maçinda (yeni salonlari Air Canada’nin açilis maçi) ise 4’ü ikinci periyotta olmak üzere 5 smaç ile Vancouver’a karsi 27 sayi atmayi basardi. 25 Mart’ta Houston karsisinda 32 sayi ile ilk sezonunun en yüksek skoruna ulasan Carter, Mart ve Nisan’da ayin en iyi rookie oyuncusu, 22 Mart’ta da haftanin oyuncusu seçildi. Regular sezonda 50 maçin 49’unda sahaya ilk 5’te çikarken, 3 kez 30 sayi, 23 kez 20 sayi barajini geçmeyi basardi. Ayrica 6 kere de double-double yapti. Toronto 23 galibiyet, 27 maglubiyet ile %46’lik kazanma orani ile bir takim rekoru kirarken ne yazik ki playoff’lara kalamadi. Evet, Carter ilk senesinde jeneriklere geçen bir çok harekete imzasini atarken, maç basina ortalama 35 dakika oyunda kalarak 18.3 sayi, 5.7 ribaund, 3.0 asist, 1.54 blok ve 1.1 top çalma ortalamalari ile çaylaklar arasinda sayida ve blokta ilk sirayi alirken, sezonun en iyi rookie oyuncusu ödülüne de 118 oydan 113’ünü -hem de üniversite de hep gölgesinde kaldigi takim arkadasi Jamison’in önünde- alarak ulasti. Carter bir çok inanilmaz hava hareketi ile NBA Action’larin vazgeçilmez oyuncusu olmus, NBA’de aradigi kani bulmustu. Lokavt sirasinda iade edilen sezonluk biletler, Toronto’nun salonu Air Canada’da neredeyse yok satarken, deplasman maçlarinda da Carter’i izlemeye gelen seyirciler sayesinde NBA’in izlenme orani artiyordu. Carter 1999-00 sezonuna firtina gibi girdi. Ilk 8 maçta 25.7 sayi ortalamasini tutturdu. Sezonun 10. maçinda sampiyonluk adaylarindan Lakers’i deplasmanda 111-102 yendikleri maçta 34 sayi, 11 ribaund, 4 asist ile bir kez daha NBA seyircilerinin hayranligini kazandi. Genelde Toronto’nun maçlarini hiç yayinlamayan ulusal kanallar, artik gelen yogun istekleri karsilayabilmek için Carter’in maçlarini yayinlamaya baslamislardi. 14 Ocak’ta 115-110 galip geldikleri Milwaukee maçinda 47 sayi ile ilk defa 40 sayi barajini geçen Carter, 13 Subat’ta ki All-Star maçina kadar oynanan 47 maçta 24.5 sayi ortalamasini tutturdu. Oakland’da düzenlenecek All-Star maçi seçimlerinde bütün NBA yildizlarini geçerek en fazla oyu alan Carter, maçtan bir gün evvel düzenlenen slam dunk yarismasinda da finalde kuzeni Tracy McGrady ve Steve Francis’i geçerek sampiyonluga ulasti. Ilk All-Star maçinda sahaya ilk 5’te çikan Carter, smaç sampiyonasindan enstantaneler sundugu maçta 28 dakika oyunda kaldi ve 12 sayi üretti. All-Star maçindan tam 2 hafta sonra 27 Subat’ta Phoenix’te 103-102 galip geldikleri maçta, 51 sayi ile kariyer rekorunu kirdi. Regular sezonda 25 kere 30 sayi, 63 kere de 20 sayi barajini geçti ve hiç bir maçta 10 sayinin altina düsmedi. Ayrica 9 kere double-double ve 10 Nisan’da Cleveland’a karsi 14 sayi, 11 ribaund ve 10 assist ile ilk triple-double’ini yapti. Sezon sonunda ortalama 38 dakika sahada kalarak çogu maçta hücum da sürükledigi takiminda, %46.5 saha içi, % 40 üç sayi yüzdeleri ile 25.7 sayi, 5.8 ribaund, 3.9 asist, 1.34 top çalma ve 1.12 blok ortalamalarini tutturdu. Bu basarili 82 maçlik regular sezon sonunda, Toronto 45 galibiyet 27 yenilgi ile Dogu Konferansinda 6. sirayi alip, play-off’lara kaliyordu. NBA kariyerinde ki ilk playoff maçini 23 Nisan’da New York’a karsi Madison Square Garden’da oynayan Carter 92-88 kaybettikleri maçta, 16 sayi ve 6 asist üretti. 2. maçta 27 sayi, 7 ribaund, 5 asist’lik performansi 84-83’lük yenilgiyi önleyemezken, Toronto’da oynanan 3. maçta 15 sayi, 8 asist ve 7 ribaund’a ragmen 87-80’lik skorla sezona ilk turda veda etti. Carter, basariya doyamadigi 2000 yilinin yazinda, Sidney’de Dream Team IV ile Olimpiyat Altin madalyasini boynuna takti. Shaq, Kobe, Duncan ve Iverson’dan yoksun bir kadro ile mücadele eden Amerika’nin 8 maç sonunda 118 sayi ile en skorer oyuncusu olan Carter, yari finalde zar zor 85-83 yendikleri Litvanya maçinda 18 sayi ile en skorer oyuncu oldu. Fransa maçinda Frederic Weis’in üzerinden yaptigi smaç ise aylarca konusuldu. Bir çok NBA yazari tarafindan gelmis geçmis en güzel basket olarak degerlendirilen bu smaçin yani sira bir çok muhtesem harekete de imza atan Carter, bu turnuva sayesinde tüm dünya tarafindan taninmaya basladi. Geçen sezon artan tecrübesi ile Toronto takimini regular sezonda bir klüp rekoru olan 47 galibiyete tasiyan Carter, maç basina 39 dakika oyunda kalarak %46 saha içi, %43 üç sayi yüzdeleri ile 27.5 sayi (lig 5.si), 5.3 ribaund, 3.9 asist, 1.54 top çalma ve 0.85 blok ortalamalari ile tamamladi. Bu ortalamalarla ligin en iyi ikinci takimina seçilen Carter, bir kez daha All-Star oylamasinda en fazla oyu alarak Washington’daki maçta Dogu takiminin ilk 5 inde yer aldi. Maçi 16 sayi ile Iverson ve Bryant’tan sonra en skorer oyuncu olarak tamamlayan Carter, sezon için de 4 kere 40, 31 kere de 30 sayi barajini geçerken, 18 Kasim’da Milwaukee maçinda 48 sayi ile sezonda kendisinin en yüksek skoruna ulasti. Play Off’lar da ilk turda New York’a karsi 5 maçta 22.8 sayi, 7.2 ribaund ortalamalari ile oynarken son 2 maçta muhtesem oyunu ile ilk defa tur atlama sevincini yasadi. Dogu Yari Finalinde rakip Iverson’li Philadelphia’ydi. Seri Iverson ile Carter’in düellosu seklinde geçerken, 1. maçta 35, 3. maçta 50 (13/9 üçlük), 6. maçta ise 39 sayi üretti. Fakat son maçta 20 sayi, 9 asist, 7 ribaund, 3 top çalma, 2 blogu galibiyete yetmedi ve Toronto 2001 NBA ligine Dogu Yari Finalinde elveda dedi. Gösterdigi performans ile bir çok eski NBA oyuncusu ile karsilastirilmaya baslanan Carter, ligin genç yildiz oyuncularindan biri olmustu. Agustos Ayinda 6 yilligina 94 milyon $’a takimi ile tekrardan anlasan Carter, Hakeem Olajuwan’in takima katilmasi ile bir yil evvelki basariyi tekrarlayacaklarini ve hatta geçebileceklerini söylüyordu. Bu sezon Carter için çok iyi baslamadi. Ilk maçta Orlando karsisinda 11/2 saha içi, 3/0 üçlük ve 7/7 faul ile sadece 11 sayi üretti ve 114-85’lik farkli maglubiyeti önleyemedi. Daha sezonun ilk maçi Carter’in artik siki savunmalarla karsilasacaginin bir belirtisiydi. Gerçekten’de su ana kadar oynanan 43 maçta eski sezonlara göre daha siki savunulan Carter, düsen sut yüzdesine ragmen, artan asist ortalamasi ile takimina 25 galibiyet getirmeyi basardi. 10 Kasim’da Utah’da 14/8 üçlük ile 43 sayi üreten Carter, 7 ve 9 Aralikta ard arda Denver ve Phoenix maçlarinda 42 sayi ile oynadi. Su anda 25.6 ile sayi kralliginda 5. sirada bulunan Carter, 10 Subat’ta Philadelphia’da düzenlenecek All-Star maçi oylamasinda da 1.287.003 oyla bir kez daha ilk sirayi aldi. Michael Jordan, NBA ligine geri döndü. Ama ne yazik ki eski hava hareketleri ile degil. Fakat Jordan’in eski muhtesem smaçlarinin, inanilmaz turnikelerinin, yakini ve belki de daha muhtesemleri, Toronto’nun 15 numarali oyuncusu Vince Lamar Carter ile devam etmekte. Bryant, Iverson, Duncan, Pierce, Garnett, gibi ligin yeni nesil oyuncularinin en basarilisi, henüz sampiyonluk veya bir MVP ödülü almamasindan dolayi belki Carter degil ama, kim ne derse desin ligin en spektaküler, en ilgi çeken ve en çok izlemekten zevk alinan oyuncusu Vince Carter. Yakin gelecekte takima katilacak tecrübeli (ama, Hakeem Olajuwan gibi -eskiden ne kadar basarili olursa olsun- kariyerinin son yillarini yasayan bir oyuncu degil) ve daha yetenekli 1-2 oyuncu ile Toronto, NBA Finaline ulasirsa bunda en büyük pay da Carter’in olacaktir. O da böylelikle gerekli ödüllere ve hatta NBA Sampiyonluk yüzügüne ulasabilir. Ayni Jordan’in ligde ilk 6 yil bekledikten sonra Pippen, Grant gibi oyuncularla sampiyonluga ulastigi gibi | ||
|
|
|
|
|
#2 | ||
|
OutLaW
|
Dwyane Wade
Dwyane Tyrone Wade Jr. 17 Ocak 1982'de Chicago'nun illionis eyaletinde dünyaya geldi. Babası Dwyane Sr. ve annesi o daha küçükken ayrıldılar. Wade 8 yaşına kadar Chicago'nun güneyinde annesi üvey babası ve üvey babasının iki kızıyla birlikte yaşadı. Wade 8 yaşına kadar Amerikan futbolu ve basketbolu sevse de profesyonel olarak spor yapmöayı düşünmüyordu. 8 yaşında babası, üvey annesi ve üvey annesinin üç erkek çocuğuyla birlikte yaşamaya b aşlayan wade'in fikri bu yaşta değişecekti. Wade'in babası hem bir mkatbaada çalışıyor hem de yakınlarda bulunan bir basketbol takımının koçluğunu yapıyordu, bu yüzden Wade mali açıdan çoğu zaman rahat olmuştur. Babasının koçluk yaptığı takımın lideri üvey kardeşi Demetrius'tu. Demetrius ve babasından öğrendikleri sayesinde bir bnasketbol hastası olan wade, o zamanlar Michigan State ve Chris (Kriz de diyebiliriz) Webber hayranıydı. Wade başarılı bir oyuncu olamıyordu ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Zayıf fundementalinin yarattığı sorunları gücü ve zekasıyla aşmaya çalışıyordu. Liseye geçtiğinde kardeşi Demetrius gibi H.L.Richards lisesine kaydoluyordu. Bu lisenin Amerikan futbolu programı ön plandaydı ama basketbola da önem veriyorlardı. Bunda da en büyük etken takımın yıldızı Demetrius'tu. wade lisede Amerikan futbolunda daha fazla dikkat çekse de içindekiş basketbol aşkı nedeniyle amerikan futbolunu seçmiyor, basketbola dewam diyordu. Wade takımda ön planda değildi ve sezon boyunca fazla şans bulamamıştı. Ön plana çıkmak takımın yıldızı olmak için yazın dış şutu ve top hakimiyeti için özel çalışma yaptı. Bu arada boyu da 1.91 olmuştu. Demetrius'un liseden mezun olması ve Wade'in yazın yaptığı çalışmaların etkisiyle Wade takımın en önemli oyuncusu oluyordu. Birebirde rakiplerini çok kolay geçen ve post up'ta rahatça sayı bulabilen Wade son saniyelerdeki başarısıyla da dikkat çekiyordu. Son saniyelerde top artık her zaman Wade'in elindeydi. 20.7 sayı 7.6 ribaund ortalamalarıyla Wade o sezon Chicago'da bayağı dikkat çekiyordu. AAU turnuvasında Illionis Warriors'un koçluğunu yapacak olan Larry Butler Wade'in adını duymuştu ve onun takımına liderlik yapmasını istiyordu. Wade'in Illıonis ile oynadığı maçlar onun adını duyurmasını sağladı ve üniversite koçları artık Wade'e programlarında bir yer açmasını sağladı. Wade lisedeki son senesine girerken Marquette, DePaul, ve Illionis State gibi üniversitelerden teklifler geliyordu. Wade lisedeki son senesinde 27 sayı 11 ribaund ortalamalarını tutturuyordu. Wade'in derslerdeki düşük notları üniversitelerin ona burs vermelerini engelliyordu. Çünkü üniversiteler Wade'in ne kadar başarılı bir basketbolcu olursa olsun üniversitelerde akademik açıdan tutunamayacağını düşünüyorlardı. Ancak onu Marquette üniversitesi kabul etti.Yalnız bir kural vardı. Düşük notları nedeniyle ilk sezon forma giyemeyecek, sadece antremanlara katılacaktı. Deplasmanlara gitmesi yasak olan Wade'e assitan koç bir cep telefonu almıştı ve Wade'i her deplasman maçından sonra takım arkadaşlarıyla konuşturuyordu. Yazın çok çalışan hatta vücuduna 9 kilo KAS ekleyen Wade yeni sezonu sabırsızlıkla bekliyordu. Üniversitedeki ilk 5 maçında 20.0 sayı 9 ribaund 4.8 asist ortalamalarını yakalayarak kendisine güvenenlerin güvenini boşa çıkarmamıştı. Wade'in sürüklediği Marquette üniversitesi March Madness adı verilen üniversiteler arası turnuvaya katılıyordu ancak ilk maçta şok bir sonuçla eleniyordu. Wade sezonu 17.8 sayı 6.6 ribaund 3.4 asist 2.47 top çalma 1.13 blok ortalamalarıyla bitiriyordu. Conference USA'nin en iyi beşine seçilmişti. Wade ayrıca o sezon okul tarihinde bir sezonda en fazla sayı atan sophomore oyuncu oluyordu. Wade o yaz baba olmuştu. Zaire isimli bir çocuğu olmuştu Wade'nin. O artık daha fazla sorumluluk alması gereken bir oyuncuydu. Wade üniversitedeki üçüncü sezonunda bir süperstar olma yolunda ilerliyordu. Mart ayına gelindiğinde Wade yine erken elenmek istemiyordu. Ecel terleri dökmelerime rağmen ilk turdaki rakiplerini geçiyorlardı. İkinci maçlarında ise Wade'in üstün performansıyla kazanan Marquette son 16 takım arasına kalıyordu. Sıradaki maçı zor da olsa kazanan Marquette 26 yıl sonra final-four'a kalıyordu. Rakip Kirk Hinrich ve Nick Collison.2un sürüklediği Kansas'tı. Wade iyi oynamasına rağmen takımının kötü oyuınu Marquette'e mağlubiyeti getiriyordu. Amerikanın en iyi üniversite beşine seçilen Wade 21.5 sayı 6.3 ribaund 4.4 asist 2.12 Top çalma 1.30 blokla oynamıştı. O yaz Drafta girmeyi kafasına koyan WaDe'in ilk 10 sıradan seçilmesine kesin gözüyle bakılıyordu. Draft günü Cavaliers beklendiği gibi LeBron'u ilk sıradan seçti. Onun arkasından da BÜYÜK YETENEK DARKO MILICIC!!!!!! Detroit tarafından seçiliyordu. Denver da Carmelo'yu seçti. Torontonun Wade;'i seçebileceği düşünülürken onlar uzun açıklarını kapatmak için Chirs Bosh''u seçtiler. Miami'nin oyun kurucu alması bekleniyordu. Wade ise sutör Guard'dı. Ama Pat Riley Wade'i seçti. Takımda Caron Butler, Eddie Jones ve Brian Grant vardı. Pat Riley Wade'in oyun kurucu oynayacağını ve rakibe eşleşme problemi yarataxcağını söylüyor ayrıca büyük bir yıldız kazanacaklarını da sözlerine ekliyordu. Takıma Clippers'tan Lamar Odom da alınmıştı ancak tam taşlar yerine oturdu derken Pat Riley koçluktan istifa ettiğini açıklıyor ve takımın başına Stan Van Gundy'i getirdiğini açıklıyordu. Miami ligdeki ilk 7 maçını mağlubiyetle kapattı. Takımlar Wade'in birebirde etkili olduğunu bildikleri için yarı saha oyununda Wade'i bir iki adım geriden savunarak onu şut atmaya zorluyorlarduı ve Wade iyi şut sokamıyordu. Wade'in ayrıca fast-break'larda çok etkili olduğunu gören ancak pozisyonları bitiremediğini gören asistan koç Wade'e özel bir çalışma yaptırdı. Uzun ve geniş sopaları potanın etrafına yerleştirerek Wade'e bunlara çarparak, bunların üstünden sayı bulmaya çalıştırıyorlardı. Wade'in bugünlerdeki müthiş zorlama, drive etme, savunmanın üzerinden sayı bulma yeteneğini o zamanlarda geliştiriyorlardı. 21 Aralıkta Golden State'e karşı ilk sezonunun en yüksek rakamı olan 33 sayıya ulaşan Wade sakatlıkları nedeniyle Ocaktaki bütün maçları kaçırdı. Sakatlıktan döner dönmez ilk maçta 27 sayı 10 ribaund'la oynayan Wade bir sonraki maçta da takımın bir maçta bir çaylağın yakaladığı en fazla şut isabet rekorunu kırarak 15 şu isabetiyle oynuyordu. Çaylaklar maçında da 22 sayı 4 asist 3 ribaund ile oynayan Wade yılın çaylağı oylamasında Carmelo ve LeBron'un arkasından üçüncü sırayı alıyordu. Çaylak sezonunu 16.2 sayı 4.0 ribaund 4.5 asist 1.41 top çalma ortalamalarıyla sezonu tamamlarken Sam Cassell'in ardından en yüzdeli şut sokan guard olmayı başarıyordu. son 21 maçın 17sini kazanan MiaMi playoff'a 5. sıradan giriyordu. İlk turda New Orleans'la eşleşen Heat Mashburn'un sakatlığı ve Davis'in de yaşadığı bel problemleri yüzünden seriyi 5 yada 6 öaçta bitirebileceğini düşünüyordu. Seri 3-3 lük eşitlikteydi. Wade inanılmaz performanslarla herkesi şaşırtmaya devam ediyordu. Son maçı kazanan Miami J-O'neal'lı Indıanaya 4-2 ile eleniyorlardı. Büyük bir takas gerçekleşmişti!!! Shaq MiaMi'deydi. Gerçi takımın yarısı gitmişti ama... Lakers bu takasta Wade'i alamadığı için çok eleştirildi. Herkes en iyi uzun-kısa kombinasyonunun yao T-Mac olacağını düşünürken Miami'liler de Wade - Shaq diyorlardı.Sezona fırtına gibi giren Heat Wade'in asıl pozisyonu olan şutör Guard'a dönmesiyle daha da başarılı oluyordu. Wade içeriye penetre ediyordu ordan ya sayı çıkıyordu ya Shaq'a bir asist yada dışardaki Damon jones'e bir üçlük asisti oluyordu. Sezonu mükemmel bir yüzdeyle bitiren Heat ilk sıradan playoff'lara kalıyorlardı. İlk seride Shaq etkili olamazken Wade'in önderliğinde seriyi 4-0'la kazanıyordu. Washington Wizards ile eşleşen Heat iki maçta Shaq'ı dinlendirirken Wade artık bir süperstar olduğunu 4 maçı da kazandırarak gösteriyordu Sırada Detroit vardı. Detroit ilk maçı deplasmanda kazanarak kısa süreli bir şok yaşatıyordu herkese. Ancak ikinci maçı evinde Wade'in üstün performansıyla kazanan Heat deplasmandaki ilk maçı kazanıyordu. Wade yine üstün bir performans sergilemişti. Heat deplasmandaki ikinci maçı ise kaybediyordu. Wade o maçta %25 gibi çok kötü bir yüzdeyle oyuyordu. Sonraki maçta Wade'in maçın başlarında sakatlanmasına rağmen kazanan Heat Wade'Siz çıktığı Detroit deplasmanında bozguna uğruyordu Son maçta sakat sakat oynamasına rağmen son saniyelerde fevri kullandığı bir top nedeniyle maçı kaybettiren Wade oluyordu. Wade'in bir t-mac Kobe olacağı söyleniyor. Carmelo'yu geçti zaten. LeBron'la birlikte 2003'ün en iyi iki çaylağı olacağı düşünülüyor. Neden olmasın? Wade'in onlardan ne eksiği var ki??? | ||
|
|
|
|
|
#3 | ||
|
OutLaW
|
Carmelo Anthony
![]() ![]() Carmelo Anthony'nin Hayat Hikayesi 29 Mayıs 1984 te Carmelo ve Mary Anthony nin çocuğu olarak dünyaya geldi. Carmelo adını aldığı babasını 3 yaşında kaybetti. Robert ve Witfort adında iki erkek Michele ve Daphne adında iki kız kardeşi vardı. Abisi Robert in basketbol oynadığı sokak aralarında basketbola ısındı. Hatta 5 yaşındayken abisinin maçını daha rahat izlemek için ağaca çıkmaya çalışırken düşp sağ kaşının üstünü yardı(Bu iz dikkat ederseniz hala durmaktadır.) Anne Mary ailede evlenmemiş tek çocuk olarak Carmelo kaldığında (doğal olarak 9 yaşında çünkü) New York a göre daha rahat yaşayabilecekleri Baltimore şehrine taşınmaya karar verdi. Baltimore şehrinde uyuşturucular kol geziyordu. Anne Carmelo nun bu yollara sapmaması0 için ona basketbolu aşılıyordu. Hatta ceza vermek söz konusu olduğunda bile basketbolu da içine katıyordu. Carmelo da sokakta iyi basketbol oynamaya başlamıştı. Hatta ablası Michelle onun için bir ponpon kız grubu kurup Melo'yu destekliyordu. Annesinin yoğun isteğiyle otobüsle ancak 45 dakikada gidebildiği dini eğitim veren Towson Katolik Lisesi ne kaydolduğunda takıma kolayca gireceğini düşünmüştü. Ancak kadroya giremeyince evine dönen Carmelo bir sonraki yaz takım arkadaşlarının yanına 16 cm. uzamış olarak döndüğünde oyununu da koçuna inat edercesine bayağı geliştirmişti. Carmelo sokakta oyun kurucu oynuyordu. Burada öğrendiği süper top sürme yeteneğine bir de uzak mesafe şutlarını ekliyordu şimdi. Carmelo nun lisedeki ikinci yılı basketbolunda yükseliş derslerinde düşüş olarak tanımlanabilir kısaca. 14 sayı 5 ribaund 4 asistlik performansı0 ile takımına eyalet şampiyonasında 3.lüğü getiriyordu. Bir sonraki yaz ise 6 cm. daha uzayarak 2.00 boyuna ulaşan Carmelo hem eski zamanlardan kalan oyun kuruculuk yeteneğiyle hem de yeni yeni geliştirmeye başladığı penetreleri ile de can yakmaya başlamıştı. 3. senesinde ortalamalarını 27.0 sayı 8.0 a çıkartan Carmelo bu sefer eyalet şampiyonasında dördüncülükle yetinmek zorunda kalıyordu. Bunlara rağmen sezon sonunda Baltimore şehri ve eyaleti Yılın Oyuncusu , All Metropolitan Ligi yılın oyuncusu , Baltimore Katolik Liginde yılın oyuncusu seçiliyordu. Ancak derslerindeki başarısızlık ve disiplinsizliği nedeniyle iki kez okuldan uzaklaştırma cezası alıyordu. Annesi ve Carmelo üniversitede okuyabilmesi ve derslerini düzeltebilmesi için başka bir okul seçmeye karar verdi. Carmelo ülkenin en iyi basketbol programlarından birine sahip olan ve bazı Nba yıldızlarını yetiştirmiş olan (Jerry Stackhouse, Rod Strickland, Ron Mercer) Oak Hill Akademisini seçti. Carmelo o günlerde katıldığı kamplar ile kendini ülkede duyurmaya başlıyordu. Carmelo Oak Hill Lisesinde de eski Lisesinde olduğu gibi başarılı oluyordu. O sene Lisesini 32-1 gibi tek mağlubiyetli bir dereceye ulaştırıyordu. USA Today dergisi tarafından All-America takımına seçilen Carmelo sezonu 22.0 sayı, 7.1 ribaund, 3.0 asist, 1.8 top çalmayla oynadı. 2000-2001 sezonunda gerçekleşen Carmelo-LeBron eşleşmesi o zamanlar da büyük merak uyandırmıştı. LeBron'un takımı (St.Vincent-St.Mary Lisesi) ile Carmelo'nun (Oak Hill Lisesi) takımı arasındaki maç tam bir LeBron-Melo düellosu gibi geçiyordu. Kişisel savaşı LeBron (36 sayı galibiyeti Carmelo (34 sayı alıyordu. Bu arada Carmelo üniversiteye gitmeye karar verdi. Herkes ona deli gözüyle bakıyordu. Çünkü eğer drafta liseli olarak girmiş olsa yukarılardan seçilme şansı çok yüksekti. (zaten yukardan seçildi ama neyse...) Carmelo New York'a geri döndü ve Syracuse üniversitesinde okumaya karar verdi. Carmelo ilk maçında ilk sayısını smaçla atıyor toplamda da 27 sayı atıyordu ama takımını yenilgiden kurtaramıyordu. Takımı daha sonra inanılmaz bir çıkış gösterip 24-5 derecesini yakalayınca NCAA turnuvasına katılmaya hak kazanıyordu. Ayrıca Carmelo en yüksek sayı ortalamasını tutturan freshman(üniversitede ilk senesinde okuyan) ünvanını ele geçiriyordu. NCAA turnuvasında takımı imkansızı başararak şampiyon olduğunda ise Carmelo birçok rekoru ele geçirmişti bile... Draftta Cleveland LeBron'u seçeceğini aylar öncesnden duyurdu. Detroit ise geleceğe yatırım yaparak(!) Melo'yu değil de Darko Miliçiç'i seçti ve Carmelo da Denver'a kaldı. Carmelo NBA'de ilk maçında 12 sayı ile oynuyordu. Ve daha sonrasını hepimiz biliyoruz.
| ||
|
|
|
|
|
#4 | ||
|
OutLaW
|
Kevin Garnett
Tam ismi: Kevin Maurice Garnett Boy: 6" 11 (2.11 m) Agirlik: 220 lbs. (100 kg) Pozisyon: Small Forward Dogum Yeri: Mauldin, South Carolina Dogum Tarihi: Mayis 19, 1976 Bitirdigi Okul: None NBA Team: Minnesota Timberwolves ![]() ![]() ------------------------------------ Adam Olacak Çocuk Kevin Maurice Garnett, 19 Mayis 1976’da Mauldin-Güney Carolina’da dogdu. KG çocukken birazcik sokakta gezen belali tiplerden de olsa (Okulda beyaz bir çocugun bileginin kirildigi bir kavgaya karistigi için tutuklanmisti) genelde vaktinin çogunu idolü Magic Johnson gibi iyi bir basketbolcu olabilmek için Springfield Park’ta basketbol oynayarak geçiriyordu. Hatta Kevin, kendisini basketbola o kadar kaptiriyordu ki yaninda biri olsun ya da olmasin çogu kez gece yarisina kadar parkta kalarak sut atmaktaydi. Kevin’in öz babasi O’Lewis McCullough da tam anlamiyla bir basketbol delisiydi. KG’nin üvey babasi ise onun basketbol oynamasina pek de sicak bakmiyordu. Annesi Shirley Irby Garnett de çocugunun basketbol gibi “bos isler” ile ugrasacagina oturup ders çalisarak üniversiteye gitmesini arzulamaktaydi. Ama KG’nin okul ve derslerle arasi pek iyi degildi. Onun tek yapmak istedigi basketbol oynamakti. Bu yüzden Kevin, herkesten gizli olarak lisesinin basketbol takimi Mauldin Mavericks’te oynamaya basladi. Kevin’in ailesinin ise bundan haberi yoktu. Ögrendiklerinde de çoktan is isten geçmis ve Garnett maçlara çikmaya baslamisti. Artik Kevin’in basketbol oynamasinin engellenemeyecegi asikardi. Üstelik Kevin, bu oyunu gayet de iyi oynuyordu. Lisedeki ikinci yilinda KG’nin ünü giderek yayilmaya basladi. Garnett’in maçlarini kaçirmak istemeyen insanlar Mauldin Lisesi’nin salonuna akin ederek onun basketbol sovunu izliyordu. KG, o günlerde basketbol vasitasiyla Stephon Marbury isminde New York’lu bir genç ile tanisiyor ve ikilinin arasindaki dostluk, kisa zamanda adeta iki kardesin iliskisine dönüsüyordu. KG, Güney Carolina’da Mauldin Lisesinde “Mr.Basketball” seçildikten sonra son sinifta Chicago, Illinois Eyaleti’ndeki Farragut Akademisi’ne geçmek zorunda kalmisti. 1995 sezonunda %66.6 sut yüzdesi ile 25.2 sayi, 17.6 ribaund, 6.7 asist ve 6.5 blok ortalamariyla oynayarak, spektaküler smaçlari ile adini duyuran ama ne yazik ki kötü bir trafik kazasi sonucunda bir lise efsanesi olmaktan öteye gidemeyen Ronnie Fields (1996’da Amerikanin en iyi bes lise oyuncusundan biri olarak seçilmisti) ile birlikte takimini 28-2’lik bir seride sirtlayan oyuncu olurken Amerika’nin en yüksek tirajli gazetelerinden USA TODAY tarafindan yilin basketbol oyuncusu olarak seçilirken, Parade ve Slam Dergilerince de Amerika’daki en iyi bes lise oyuncusundan biri olarak gösterildi. Kevin’in Brooklyn’li kankasi Steph ise Parade tarafindan 1995 yilinin en iyi lise oyuncusu seçilmisti. Garnett, Springfield'da düzenlenen birinci Nike Hoop Summit turnuvasinda, Amerikan Genç Milli takima davet edildi ve ilk defa Amerikan Ulusal formasini giydi. Yapilan maçta Amerikan Genç Milli Takimi, uluslararasi oyunculardan olusan karma takimi zor da olsa 86-77 maglup ederken KG, 10 sayi, 10 ribaund ve 9 blokla triple-double'i kil payi kaçiriyordu. (1999'da KG, Porto Riko’da düzenlenen Amerika Kitasi Olimpiyat elemelerinde ikinci kez milli formayi giyme sansini yakaladi. KG'li Amerikan Milli takimi, 11 günde çiktigi 10 maçin 10'unda da galip gelerek altin madalyaya uzanirken, Garnett 11.9 sayi, 7.0 ribaund, 1.9 asist, 2.2 blok ve 1.7 top çalma ortalamalari ile Gary Payton, Tim Duncan ve Jason Kidd ile birlikte takima kattigi yüksek enerji ve nefes kesen smaçlariyla seyircilerin begenisini toplamisti) Tekrar KG’nin Lise son siniftaki son günlerine dönelim. KG, Ron Mercer, Shareef Abdur-Rahim ve Stephon Marbury gibi ülkenin en iyi lise oyuncularini karsi karsiya getiren St.Louis’deki 1995 McDonalds All-American maçinda 18 sayi, 11 ribaund, 4 asist ve 3 blok üreterek, Most Outstanding Player ödülünü kucaklarken (1995 McDonalds All-American maçinda oynayan ve simdi NBA’de forma giyen diger oyuncular: Kobe Bryant, Vince Carter, Paul Pierce, Chauncey Billups, Antawn Jamison ve Robert Traylor) ardinda toplam 2533 sayi, 4807 ribaund ve 739 blokluk bir lise kariyeri birakiyordu. Normal sartlar altinda Kevin Garnett çapinda bir oyuncuyu kapmak için çogu NCAA takimi kiyasiya bir yarisa girerdi (KG’nin NCAA’de oynayamiyacagi belli olmadan önce Michigan, Michigan State, DePaul, North Carolina ve Illinois üniversiteleri ile görüstügü söyleniyordu) ama Kevin, son SAT sinavinda kaldiginda artik koleje kabul edilme ihtimali ortadan kalkmisti. Iste bu yüzden artik sansini NBA’de denemeye karar verecekti. Kuzu Postuna Bürünen Timberwolves’un Hain Plani!!.. 1995 NBA Draftina; Jerry Stackhouse, Rasheed Wallace, Antonio McDyess, Joe Smith, Damon Stoudemire ve Michael Finley gibi bir çok bomba isim katildigindan Kevin Garnett’in kaçinci siradan seçilecegi merak konusuydu. Çünkü 1975 Draftinda Philadelphia tarafindan 5.siradan seçilen Darryl Dawkins’den tam 20 yil sonra ilk defa bir Lise oyuncusu NBA draftinda seçilme sansina sahipti. (NBA tarihinde, üniversitede oynamadan liseden direk lige katilan ilk oyuncu efsanevi Moses Malone’dur. NBA Draftinda 1.siradan seçilen ilk liseli oyuncu ise 2001’de Washington Wizards tarafindan seçilen Kwame Brown’dur) Bu sirada Minnesota’nin basketbol faaliyetlerinden sorumlu baskan yardimcisi eski Celtics efsanelerinden Kevin McHale ve takimin coach’u Flip Saunders, Timberwolves için ilginç bir draft stratejisi belirlemisti. Ortaliga Kevin Garnett’in bulunmaz bir Hint kumasi olduguna ve onu kesinlikle kaçirmayacaklarina dair söylentiler yayacaklardi. Böylelikle spekülasyonlara aldanip panige kapilan takimlardan birinin “Bu adamlarin kesin bir bildigi vardir!! Biz elimizi bunlardan önce tutalim da su çocugu alalim” diye Garnett’i seçecegini ümit ediyorlardi. Hayallerindeki oyuncu ise North Carolina’da Michael Jordan’in tahtina aday gösterilen skorer guard- forvet Jerry Stackhouse idi. McHale ve Saunders planlarinin tikir tikir isleyecegini, bu sekilde de diger takimlari “kekleyerek” Stack’in dogrudan kucaklarina düsmesini saglayacaklarini hesaplamaktaydi. ***“Flip eger bu çocuk basaramazsa ikimiz de kovuluruz!!” Kevin McHale Ama Garnett, Minnesota’nin planlarini çöpe atan isim oldu. O güne kadar bir tek Minnesota yetkilisi bile Garnett’i izlemeye gitmemisti. Bu yüzden KG’nin nasil bir oyuncu olduguna dair en ufak bir fikirleri bile yoktu. Garnett, Chicago’da çiktigi bir work-out’ta öyle bir basketbol sovu sundu ki Saunders ve McHale salondan ayrilirken ikisinin de agzi açik kalmisti. Tam salonun disina çiktiklarinda Saunders döndü ve McHale’e sunlari söyledi: “Kevin bu çocugu alacagimizi kimse bilmemeli!! Eger onu 5.sirada alabilirsek sansliyiz.” Bir önceki sezonda ancak 21 galibiyet alabilen Timberwolves için yazarlar, takimi çekip çevirebilecek ve kendisini NCAA’de ispatlamis Damon Stoudemire gibi bir guard’a ihtiyaç duyuldugunu yazmaktaydi. Birakin Garnett gibi daha olgunlasmamis bir lise oyuncusunu Jerry Stackhouse’un bile bir kumar olabilecegini iddia ediyorlardi. Yani Garnett gibi uzun yillara yayilmasi gereken bir draft planinin baslangici, degil kumar oynamak intiharin ta kendisiydi!! Drafttan evvel McHale, Saunder’s söyle dedi: “Flip eger bu çocuk basaramazsa ikimiz de kovuluruz!!” Draft gecesinde Maryland’li Joe Smith (ki gelecek yillarda Minnesota’yla usulsüz anlasma yaparak Timberwolves’un basini oldukça agritacakti) 1.sirada Golden State tarafindan seçiliyordu. Clippers hakkini Antonio McDyess’dan, Sixers Jerry Stackhouse’tan ve Washington da Rasheed Wallace’tan yana kullanmisti. Besinci siradaki Timberwolves’ta ise McHale ve Saunders, Garnett’i kaçirmamanin getirdigi rahatlikla oldukça derin bir nefes aliyordu. Minneapolis Lakers’tan Minnesota Timberwolves’a… Minnesota, 1989-90 sezonunda Orlando Magic’le beraber NBA’e katildiginda, Minneapolis ikinci kez bir NBA takimina ev sahipligi yapma sansini yakalamisti. Sehrin ilk NBA takimi ise daha sonra Los Angeles’a tasinacak olan ve George Mikan ve Elgin Baylor gibi efsanevi isimlerin oynadigi Minneapolis Lakers idi. Timberwolves bir anda Minnesota’ya yeni bir heyecan getirdiyse de takimin aldigi kötü sonuçlar ve genelde sezonu hep 3 asagi 5 yukari 20 galibiyet alarak tamamlamalari neticesinde heyecan duygusu yerini hayal kirikligina birakti. Minnesota o kadar kötü bir takimdi ki hatirlarim babam, ben 12-13 yasimdayken bana televizyona baglanan oyunlardan almisti. Tabii o zamanlar simdiki gibi playstation falan yok. Benim de favori oyunum binbir güçlükle buldugum “dandik” bir NBA oyunuydu. Oyunun tasarimcisi Çinli programci, fanatik bir Knicks taraftari ve Starks hayrani oldugu için John Starks oyundaki en iyi oyuncu olarak tasarlanmisti. Ben de New York Knicks’in karsisina “ezik” Minnesota’yi alip John Starks’a 50 üçlük attirmaya ya da Patrick Ewing’e 40 blok yaptirmaya ugrasirdim. Iste Kevin Garnett geldikten sonra Minnesota’nin oyunlara bile yansiyan bu makus talihi tersine döndü. Dikkat Koca Köpek Var!! Garnett gerçek anlamda ilk profesyonel maçina Milwaukee Bucks karsisinda çikti. KG bu maçi söyle anlatiyor: “Ilk maçimda karsimda Glenn “Big Dog” Robinson vardi. Baslarda maç oldukça keyifliydi. Çünkü posterleri odamin duvarlarini süsleyen biri karsisinda oynamak bana heyecan veriyordu. Ama maç ilerledikçe çabuk ögrenmek zorunda kaldim. Big Dog bazi pozisyonlarda gerçekten bana günümü gösterdi. Ama ikinci karsilasmamizda intikamimi aldim. Çünkü bu kez hazirlikliydim. Rövansta 6 kez Bucks potasina bastim. Ayrica koca köpegi de %34 sut yüzdesiyle oynattim. Daha ne isteyebilirdim ki!!” Garnett kariyerinin ilk üç ayina takimin yedek kisa forveti olarak basladi. (Bu aradaGarnett’e de kisa forvet diyoruz ya insaf, adam 2.11!!) Bu 3 aylik sürede ise 6.2 sayi ve 3.8 ribaund ortalamalari ile oynuyordu. Hatirlayacaksiniz, geçtigimiz aylarda Kenny Smith ve Charles Barkley’in Yao Ming hakkinda girdikleri iddia ve Sir Charles’in bir essegin oldukça nazik bir kismina buse kondurmasiyla neticelenen olaylar, Smith’in Ming hakkinda yorum yaparken KG’nin de ilk aylarinda pek parlak bir performans ortaya koyamadigini ama sonra kendisini yavas yavas toparladigini hatirlatmasiyla baslamisti. Gerçekten de Garnett, kendisine ilk beste yer bulmaya basladigi Ocak ayinda aniden ortalamalarini 14.0 sayi ve 8.4 ribaund’a çikardi. All-Star haftasonunda çaylaklar takimina da seçilen KG, Bati takimi hanesine 8 sayi, 6 asist, 4 ribaund eklerken Dogu takiminda Damon Stoudemire ve Jerry Stackhouse etkili oyunlariyla takimlarini 94-92’lik skorla Bati karsisinda galibiyete tasiyordu. KG çaylak sezonunda 10.4 sayi ve 6.3 ribaund ortalamalari ile oynayip NBA’in en iyi ikinci çaylak takimina (All Rookie Second Team) seçildi. Ama Minnesota KG’nin katkisina ragmen bir kez daha 20’li galibiyetlerden kurtulamamisti. “Kevin hep 2.13’e ulasirsa onu pivot olarak oynatip Shaq gibi uzunlarin üzerine salacagimi zannettigi için boyunun birazcik daha uzamasindan ödü kopuyordu. Onu 3 numarada oynatip rakiplere kan kusturmak varken hiç pivot oynatacak kadar budala olabilir miyim??” Flip Saunders | ||
|
|
|
|
|
#7 | ||
|
OutLaW
|
M.J.
Michael Jordan basketbol sporunu hiç bir zaman olmadığı kadar yükseğe taşıyan isim. Basketbol topunu eline almış, gelmiş geçmiş en iyi oyuncu, yaşayan bir efsane. Michael Jordan hikayesi, babası evin arka bahçesine bir çift pota monte ettiğinde doğdu. Ama o potalar sayesinde basketbola başlayan çocuğun, bir gün NBA' in dünya basketbolunun hakimi olacağını herhalde kimse düşünmezdi. Tam Adı: Michael Jeffrey Jordan Doğumu : 17/02/63 Brooklyn, N.Y. Lisesi : Laney (Wilmington, N.C.) Üniversitesi : North Carolina Draft : Chicago Bulls, 1984 (1. tur 3. sıra) Yaptıkları : İlk vedası 6/10/93; Geri dönüşü 18/3/95; 2. Vedası 13/1/99; 2. Geri Dönüşü Washington Wizards, 25/9/01. Boy : 6-6 (198 cm) Kilo : 216 lbs. (98 kg) Nickname: Air Jordan Kariyeri *6 NBA Şampiyonluğu (1991-93, 1996-98) *NBA MVP (1988, '91, '92, '96, '98) *10 Kez All-NBA First Team e Seçilme (1987-93, 1996-98) *All-NBA Second Team (1985) *Yılın Savunmacısı Ödülü (1988) *9 kez All-Defensive First Team (1988-93, 1996-98) *Yılın Çaylağı Ödülü (1985) *14 Kez All-Star *All-Star MVP (1988, '96, '98) *NBA Tarihinin En İyi 50 Oyuncusu Ünvanı (1996) *2 Kez Olimpiyatlarda Altın Madalya (1984, '92) *İlk Kez Bir All Star Maçında Yapılan Triple Double (1997) *NBA Playoffları Sayı Rekoru : 33,4 *Genel Kariyer Ortalaması : 1072 Maç 0.497 Saha İçi İsabeti 0.327 3 Sayı İsabeti 0.835 Serberst Atış İsabeti 6672 Toplam Rebound 6.2 Rebound Ortalaması 5633 Toplam Assist 5.3 Assist Ortalaması 2514 Top Çalma 893 Blok 32292 Toplam Sayı 30.1 Sayı Ortalaması (Tüm Zamanlar Sayı Krallığında 3. Sırada) Sayı Ortalaması Tüm Zamanlar Lideri (30.1) *Playofflarda 1 Maçta Atılmış En Fazla Sayı Rekoru : 63 (Boston'a) *Smaç Şampiyonluğu (87 , 88) *1 Playoff Serisinde En Yüksek Sayı Ortalaması (41) (Tüm Zamanlar) *3 Kez Top Çalma Kralı *Üst Üste En Çok Çift Sayılı Hanelere Ulaşma Rekoru (840 Maç) *Normal Sezon Sayı Krallığı Rekoru (10 Kez) *6 Kez Playoff MVP si Ödülü *25 Kariyer Winner Shot u *1 Maçta 40 ve 50 Sayı Barajını Aşan En Yaşlı Oyuncu ÇOCUKLUĞU Jordan, New York Brooklyn' de doğmuş, ama Kuzey Carolina eyaletinin, küçük sahil kasabası Wilmington' da büyümüş. Annesi ve babası, zamanın ırkçı olaylarını ve sivil hareketinin dışında kalmayı başardı.Amerika'daki pek çok çocuk gibi çocukluk yıllarında rüyalarını süsleyen spor, basketbol değil beyzboldu. Basketbola başladığında tam 12 yaşındaydı ama aynı yaşta, beyzbol takımıyla Küçükler Ligi eleme maçı, bayzbol oynayan çocuklar için, NBA finalleri demek !Jordan final maçında çok iyi oynayıp, sayıda kaydetmesine rağmen, takım olarak maçı kaybettiklerinden, bölgesel şampiyonluğu kaçırdı.Michael'in beyzbol aşkına karşılık, babası basketbolu seviyordu (Gençlik yıllarında bu sporu yapmış olan James Jordan, daha başarılı olmayışını, boynunun biraz daha uzun olmasına bağlıyordu) ve 5 çocuğuna basketbol aşkını bulaştırabilmek için evlerinin arka bahçesine potalar dikmekle başladı."Rekabet insanı iyiye götürür" der Jordan sık sık. Daha çocuk yaştan itibaren her gün düzenli olarak basketbol sahasında kendisiyle rekabet edilen ve her kazandığı maçta, rakipleri her yendiğinde kendisine olan güveni artan JORDAN LİSE YILLARI Laney Lisesi'ndeki ilk yılında Jordan basketbola B takımında başladı. Bu takımda daha çok küçük sınıflardaki oyunculara yer veriliyor ve son sınıf öğrencileri kabul edilmiyordu.A takımında küçük sınıflar için bir yer açıldı. Sürekli olarak kendisine yaşça büyük rakiplerle maç yapan Michael, bu konuda deneyimli olduğu için bu yeri kendisinin alacağını sandı.O günlerde Michael basketbol sahasını dünyanın merkezi olarak görüyordu. Zaten yaptığı ilk eğitim kasetinin adıda 'Basketbol Sahası'ydı.Boyu uzadıkça vücudu gelişti. Jordan o zamanlar 1.90 boyundaydı ve son sınıf öğrencisiydi. Ve birden bire kendini power forvet mevkiinde buldu. Bu Jordan bu temel seviyede post-up oyunlarını ve alçak postta hareketleri öğrenmesini sağladı. Jordan bugünlerde boy olarak ulaşabileceği en iyi noktaya ulaşmıştı. Bir guard olmak için doğmuş ve basketbol sahalarında ve antremanlarda guard özelliklerini geliştirmiş olarak, Jordan kendi mevkiisi olmayan bir yerde gayet iyi oyun çıkarıyordu. Ondaki yeteneğin işaretleri görünmeye başlamıştı. New Honnover Lisesi'nin bir maçında, son dakikalarda ipleri tamamıyla eline alarak 15 sayı attı ve maçı kazandırdı.Ahhhhh kolej yılları başlıyor. Jordan bir basketbol oyuncusu olarak o ünlü Street ve Smith dergisinin o çok prestijli Amerika'nın en iyi 300 oyuncusu listesine yer almamış olsa da, Koç Dean Smith Kuzey Carolina'lı bir çocuk beğendi ve Kasım 1980'de Jordan kendini North Carolina Üniversites' inde buldu. NORTH CAROLİNA YILLARI Kolej basketbolunun önemli bir adı olan North Carolina Koleji'nde, Smith'in Boris Yeltsin'e olan benzerliği basit bir fiziksel benzerlik olmaktan daha fazlaydı.Jordan, Chapel Hill'deki bu günlerinin anlatırken "Oldukça kesin kuralları olan bir yerdi." ifadesini kullanıyor. "İnsana takım oyuncusunun ne demek olduğunu öğretiyorlardı, takımın iyiliği için nasıl kenara çekilmeyi bilmen gerektiğini. Fundamental eğitimi de kuşkusuz en iyi düzeydeydi. Ama orada ne yapman gerektiğini hiç bir zaman tam olarak bilmedim. Oyuna hakim mi olmalıyım, parçası mı ?"Tabii ki hakim olmaktan bahsederken, Jordan bugünkü Jordan standartlarına bakarak konuşuyor olmalı. Çünkü o günlerde herkes onun topla fazlasıyla oynamak istediğini konusunda hem fikirdi. Çaylak sezonunda Jordan sezonun son günlerinde doğru inanılmaz performans yakaladı. 7 maçlık bir dönemde şut ortalaması yüzde 45'in, attığı sayı da bir maç dışında iki haneli rakamların altına düşmedi. Kolejdeki ilk yılını 13.8 sayı ve %54 şut artalamasıyla bitirdi ve daha da önemlisi Smith'in sistemine, kendi bakış açısını getirerek mükemmel denecek şekilde adapte oldu.Kolej hayatı boyunca Jordan için "Onu durdurabilecek yegane kişi kıç Smith'dir" deniyordu. Jordan o günleri "O zamanlar pek çok kişi, koç Smith'in benden maç başına 20 sayının altında kalmamamı istediğini söylüyordu." diye anlatıyor. "O benim yeteneklerimi sınırlayıp beni baltalamadı, beni frenlemedi. Onun yaptığı tek şey bana maç başına nasıl 37 sayı atabileceğimi öğrenmekti. İnsanlar bunu anlamakta zorlanıyor.Jordan yine de hiç bir maçında 20 sayının üzerine çıkmadı. Yine de 1983 ve 1984 senelerinde The Sporting News'un "En İyi Kolej Oyuncusu" ödülünü aldı, bu iki sene peşpeşe All-American seçildi, Wooden ve Naismith verdiği prestijli ödülü kazandı.Hayranlıkla ve anlayış karşılıklıydı. Jordan, Mart 1993'de küçük bir gruba yaptığı konuşmada, sezon sonunda basketbolu bırakacağını açıkladı takım arkadaşları ona güldüler. Horace Grant "Tabi, tabi..." dedi "Hiç bir yere gittiği yok !" Ama Smith başka bir eyalette oturmasına rağmen, kalktı Chicago' ya geldi. O, Michael' ın son maçını salonda seyretmek istemişti. O, öğrencisinin ciddi olduğunu biliyordu. 1984 DRAFTI 1984 draftı oldukça enteresandı. Yani bir draft ne kadar enteresan olabilirse, o kadar ! Bulls 27 galibiyetlik oldukça kötü bir sezondan sonra, drafta 3. sıradan girecekti. Portland ve Houston, İlk seçimi kimin yapacağı konusunda büyük bir olasılıkla yazı-tura atacaklardı. Uzun adamların revaçta olduğu bir dönemdi ve en büyük prayı, muhtemelen ilk iki sırada dratf edilecek Hakeem Olajuwon ve Sam Bowie alacaktı. Rockets ilk sırada draft etme hakkını kazandı ve Olajuwon'u seçti. Portland'ın Jordan yerine Bowie'yi seçmiş oluşu, hala basketbol tarihinin en büyük yöneticilik hatası olarak kabul edilir. Çünkü Jordan, Bulls'la üçüncü şampiyonluğunu kutlarken, Bowie New Jersey'de yedek oyuncu olarak bankı ısıtıyordu. Draftı 1984 Los Angeles Olimpiyatları izledi. Jordan'ın sonraki yıllarda Dream Team'de aynı takımda oynayacağı Patrick Ewing ve Chris Mullin'le birlikte oynadıkları takım, en yakın takipçisin 32 sayı önünde altın madalyayı kazandı. Jordan müsabakalar boyunca herkesin dikkatini çeken adam oldu ve Bulls'u iyi günlerin beklediği konusunda takıma umut verdi. 1992'de Michael Olimpiyatlara tekrar döndüğünde Dream Team'in bir üyesiydi ve Barcelona'da altın madalyayı kazandılar. 1984 sonrası, Jordan'ın NBA kariyeri başlamıştı. NBA'E GİRİŞ Michael lige, lig tarihinin kritik bir dönüm noktasında dahil oldu. Magic-Bird rekabeti basketbolu bir süre gündemde tutmayı başaracak gibi görünse de , Dr. J'in basketbolu bırakacak oluşuyla lige taze kan gelecekti.Seyirci sayısı önemli ölçüde düşmüştü. Chicago'nun maçlarına gelen seyirci sayısı 7000'in altındaydı. Diğer şehirlerde de durum pek parlak değildi. Bazı oyuncuların şöhretli adları olsa da, basketbol insanları peşinden sürükleyen bir eğlence değil, sadece bir spordu ! Oyuncu ajanı David Falk'un, koç Smith'e yaptığı 90 dakikalık prezantasyon kendisini etkilemiş olacak ki, koç Jordan'ı onu seçmek konusunda ikna etti. Falk, benzer bir konuşmayı Bulls'a yapacak ve oldukça başarılı olacaktı. Öyle ki daha kontrat pazarlıkları sürerken takımın ileri gelenleri oyuncuyu 'heyecan verici' olarak tanımlıyorlardı bile! DÖNÜŞ Şimdi Teybi 19 Mart 95'e doğru ileri saralım. Indianapolis. Ulusal televizyon. Biletleri 1000 dolar. Jordan geri dönmüş New York'daki The Garden'da mucizevi bir gece 55 sayı. 45 numara mı, 23 numara mı ? Play-off'lar ve Orlando'ya zor bir mağlubiyet. Bir daha kaybetmemeye yemin.Takım, onun dönüşünde farklı bir şeyler olduğunu farketmiş ve daha önce hayal edilmeyen 70 galibiyete şartlanmıştı. Jordan bir taraftan bunun amacını küçümsüyor. "Şampiyonluk olmadan bunu bir anlamı yok" diyordu ama herkes bunu aslında ne kadar çok istediğini biliyordu. Bulls, 72 maç kazandı, rekoru kırdı ve finallere kadar sadece 1 Play-off maçı kaybetti. Orada Jordan tekrar "En Değerli Oyuncu" seçildi ve Seattle'ı harcayıp, Bulls'a yeni bir şampiyonluk kazandırdı. Hikayenin sonu işte böyle geliyor. VE MAJESTELERİ SON KEZ PARKELERDE... Bulls efsanesi ile kazandığı 6 şampiyonluk ve bir dolu ulaşılamaz başarıdan sonra yoğun isteklere dayanamayan majesteleri 2001-2002 sezonunun başında parkelere 3.kez ayak bastı.Yöneticiliğini de yaptığı Washington Wizards formasıyla ilk maçında 12 dakika oyunda kalan 38 yaşındaki bu adam 18 sayı atarak yine nasıl bir dev olduğunu gösterdi.2003 sezonunun sonuna kadar başarıyla oyununu sürdüren,bu iki sezonda bir maçta 51 ve hemen 2-3 maç sonra 46 sayı atarak 50 sayı barajını geçen en yaşlı oyuncu da olmayı başaran,bu arada o yaşta tüm sahayı koşup Chicago maçında dillere destan bir blok ve sayısız defansif başarıya imza atan,yanındaki Richard Hamilton un da şutörlüğünde büyük pay sahibi olan MJ,2003 sezonunun All-Star maçında dillere destan bir maç çıkararak 20 sayı atmayı(maça 0/7 FG ile başlasa da)ve son bir THE SHOT da yapmayı başardı ve half time da herkes etrafındayken "Ben basketbolu Dr.J,Bird,Kareem,Magic den aldım,şimdi şu gördüğünüz pırıl pırıl gençlere emanet ediyorum" diyerek de herkesin gönlünü bir kez daha feda ederek klasına,oyunculuğuna ve adına yakışır şekilde parkelere veda ediyordu... ***Peki Michael Jordan'ı ne yapacağız? O kuşkusuz basketbol sporunun gelmiş geçmiş en iyi oyuncusu, belki bütün takım sporları tarihinde, bireysel rekabet duygusu en gelişmiş sporcu. Eğer bir şansınız olursa, onu bir kez canlı olarak seyredin. İnsan bu imkanı bir kez kaybettikten sonra, ne kadar çok özlediğini anlaması için çok kısa bir süre yetiyor ve geri dönmesinin basketbol için ne kadar gerekli olduğunu hemen anlıyor. Ama unutmayın ki Jordan'ın basketbolu bıraktı | ||
|
|
|
|
|
#8 | ||
|
OutLaW
|
Kobe Bryant Tam Isim: Kobe Bryant Uzunluk: 6' 6" Agirlik: 220 lbs. Pozisyon: Guard Dogum Yeri: Philadelphia, Pennsylvania Dogum tarihi: Agustos 23, 1978 Bitirdigi Okul: Lower Merion (PA) NBA Takimi: L.A. Lakers ![]() Kobe Bryant, Los Angeles Lakers'da kalarak en azindan simdilik genel menajer Mitch Kupchak'in rahat bir nefes almasini sagladi. Shaquille O'Neal ise istediginin gerçeklesmesini sagladi ve Miami Heat'e takas oldu. Lakers'da sezon bitiminden bu yana yasanan gelismelerde kazanan kimler oldu? Bizce hiç kimse. Egolarin ön plana çiktigi, "takim" olmanin Detroit Pistons örnegine ragmen unutuldugu bu dönemki gelismeler öncesindeki ortami 3-4 yil sonra herkes çok arayacak. Iste bu döneme damgasini vuranlar, ve niye eski günleri çok arayacaklari. Mitch Kupchak: NBA tarihine Shaq'i takas eden isim olarak geçti. "Franchise" pivotlarin takaslari NBA tarihi boyunca onlari yollayan yetkilileri hep pisman etmistir. Wilt Chamberlain'i takas edenler, Kareem Abdul Jabbar'i takas edenler bu gerçegi yasamislardir. Mitch Kupchak'de yasayacaktir. Shaq'in boslugunu Vlade Divac veya Erick Dampier'i alarak doldurmaya çalisacak. Ama Shaq'i çok arayacak. Shaq ile gelen 3 sampiyonlugun bir daha yakalanmasinin ne kadar zor oldugunu ögrenecek. Shaq'a saygisi ve Shaq'tan korkusu yok demek mümkün degil. Yoksa onu çok daha iyi bir paket sunan Dallas Mavericks'e takas ederdi. Dirk Nowitzki'yi pakete dahil ettirmek için bu kadar israr etmezdi. Sonuçta Antoine Walker, Paul Pierce ile birlikte çok iyi bir ikili olusturmustu. Kobe Bryant ile birlikte çok daha iyisini yapabilirilerdi. Üstelik sign and trade ile Steve Nash de pakete dahil olup Lakers'in oyun kurucu sikintilarinin yasanmasini en az 2-3 sezon daha erteleyebilirdi. Ama o Shaq'i Bati'da tutmayi göze alamadi. Shaq'i Dogu'ya yolladi. Karsiliginda da daha önce Los Angeles anilari pek de hos olmayan Lamar Odom'i aldi. Odom, Lakers için büyük risk. Çok yetenekli bir oyuncu olmasina karsin, Kobe gibi topun hep kendisinde olmasini istiyor. NBA'de basketbol tek topla oynaniyor. Üstelik Los Angeles sosyal hayati geçmiste onun iki kez uyusturucu ile yakalanmasina neden olmustu. Üçüncü kez bu hatayi yaparsa, ligden ihraç tehlikesi yasayacak. Brian Grant iki dizide sakat, boyu pivot pozisyonu için yetersiz, kontratinin büyüklügü herkesi rahatsiz eden çok sert ve gayretli bir oyuncu. Shaq'in gölgesi bile olamayacak bir uzun olmasi ise ayri bir konu. Heat paketinin son ismi Caron Butler, Kobe-Odom-Devean George, Kareem Rush ve Luke Walton kalabalikligi arasinda ne kadar kendini gösterme sansini bulacak ki? Üstelik Rick Fox'i da saymadik. Butler'in oyunundaki eksikleri de Los Angeles basini gündeme getirmekte hiç gecikmeyecektir. Su anki görüntüsü ile San Antonio Spurs, Minnesota Timberwolves, Sacramento Kings ve transferlerle güçlenen Denver Nuggets ile Utah Jazz'in Lakers'dan daha iyi durumda oldugu bir gerçek. Yani Kupchak'in su anda kazanmasi çok ama çok zor görünüyor. Phil Jackson: Her ne kadar mutlu görünse de, Zen Master coach olarak NBA tarihinde 10 sampiyonluk yasayan ilk isim olma firsatini kaçirdi. Simdi bir daha bu fisati yakalar mi, yoksa emekli mi kalir bilinmiyor. Ama Jackson'in o onuncu sampiyonlugu istemedigine ve düsünmedigine kimse beni inandiramaz. Jackson belki yakin bir zamanda tekrar bir sampiyonluk yakalayabilecegi bir takimin basina geçebilir. Ama böyle bir takim bulmasida kolay degil. Kobe Bryant: Umdugunu bulamayan NBA oyuncusu Joe Bryant'in özel olarak yetistirdigi Kobe'ye babasi bir çok konuda önemli katki yapmis. Bunu kimse inkar edemez. Ancak "takim" oyunu olan basketbolun, "ben" bölümünü asamamis. Bu sebeptendir Derek Fisher bile Golden State Warriors'in teklifine evet diyerek Shaq'siz gemiyi terk ediyor. Kobe, su anda mutlu. Hem NBA'in en büyük kontratina sahip, hem de kendi takimina. Bu da onun için Michael Jordan'dan daha büyük oldugunu gösterme sansi demektir. Ancak Kobe'nin de isi kolay degil. Bir kere mahkeme sorunu halen devam ediyor. Hakimin aldigi son kararlar ise Kobe'nin suçsuz bulunacaginin çantada keklik olmadigini gösteriyor. Lakers'da ise durum çok da farkli degil. Eger bu Lakers takimi her yil en azindan Bati'da bir yari-final oynamazsa fatura Kobe'ye kesilecek. Sonuçta her ne kadar Phil Jackson'in takimdan uzaklastirilmasinda ve Shaq'in takasinda benim hiç bir etkim olmadi desede, buna kimseyi inandiramayacak. Ben dahil. Jackson'siz, Shaq'siz Lakers'da zor günler yasadiginda ise tek sorumlu olarak Kobe gösterilecek. Rudy Tomjanovich: Houston Rockets ile 2 kez NBA sampiyonlugu yasayan Rudy T, egolari idare etmek konusunda Jackson kadar basarili olmasa da, ün yapmis bir isimdi. Lakers'a evet derken, Shaq ile Kobe'nin arasini nasil yaparim diye kafa yorurken, simdi Kobe-Odom kapismasin diye ter dökecek. Ikisi arasinda çok fark var degil mi? Rockets'da her ne kadar Kobe'nin sevdigi hürrüyeti dis oyuncularina tanidiysa da, pivot olarak Hakeem Olajuwon'a sahipti. Benzer bir hayal ile Lakers'a geldi. Simdiki pivotlarinin hepsi power forvetten dönme. Brian Grant, Horace Grant, Stanislav Medvedenko ve Brian Cook. Üstelik hepsini toplasan bir tane pivot etmiyor. Nedense Grant x 2, Wallace x2 ile ayni havayi tasimiyor. Bence, Rudy T ile ilgili en dogru yorumu Shaq yapti. Shaq, "Rudy'i severim ve onun için üzülüyorum. Çünkü ben orada olmayacagim." yorumunu yapmisti. Shaquille O'Neal: Istedigini elde etti ve "saygi görmedigi" Lakers'dan ayrilarak saygi görecegi Miami Heat' takas oldu. Dogu Yakasi da bu transferle (Detroit Pistons'in sampiyonlugunu da unutmuyoruz) birden bire Shaq'in aradiginin benzeri bir saygiyi kazandi. Artik NBA ile NBDL arasindaki yaka sakalari olmayacak. Ama Shaq, Heat'de gerçekten mutlu olabilecek mi? Esasinda bu biraz da Shaq'in elinde. Ama çogunlukla degil. Shaq, uzun bir aradan sonra bu yazi iyi degerlendirirse, sezona formda, fazla kilolarindan kurtulmus (Orlando Magic'te forma giydigi günleri size hatirlatalim dedik) ve saglikli bir sekilde girerse, Lakers'dan dislanmis olmanin verdigi motivasyonla Heat'i bir anda NBA Finalleri adaylari arasina koyar. Bunu söylerken, Heat koçu Stan Van Gundy'nin (Ne de olsa Patrick Ewing ve Yao Mig'in koçu Jeff'in kardesi) Shaq'a en uygun sistemi bulacagini tahmin ediyoruz. Ama iste sorunda burada. Heat'in elle tutulur diger tek oyuncusu olan Dwyane Wade "öbür" sisteme daha uygundu. Su anda birakin sistemi, play-off'lara uygun kaç tane oyuncu var Heat'in kadrosunda? Toronto Raptors ile free agent olarak anlasan Skip To My Lou ve Lakers'a giden 3 oyucu bu takimin çekirdigi degil miydi? NBA tek pota ve ikiye iki oynanan bir lig olsaydi, Shaq'in Miami'yi zirveye tasiyacagi konusunda fazla tereddüttümüz olmazdi. Ama NBA öyle degil. 82 maçlik bir maraton ve ardindan sansliysaniz ve iyiseniz play-off'lar. Simdi Shaq oyuncu bulmaya çalisacak. Eski dostlarindan Robert Horry ve Karl Malone'a seslenecek. Ayrica Toni Kukoc, Steven Smith ve Lindsey Hunter gibi kendi jenerasyonuna yakin ve onun oyununa saygi gösterecek isimleri Heat'e çekmeye çalisacak. Bir veya iki genç ikinci veya üçüncü derece free agentlari (Mike James, Bob Sura) da daha az paraya sampiyonluk yüzügüne oynamak konusunda etkilemeye çalisacak. Ama Shaq'in sikintilari olacaktir. Çünkü onun bu tekliflerini kabullenme ihtimalleri en yüksek olanlar 30 yasin üstünde. Hem de çok üstünde. Eski yeteneklerinin önemli bir bölümünü yitirmis olmanin yani sira, lig maratonunu kaldiracak durumda degiller. Herkes play-off'larda Malone ve Horry'nin ne yasadiklarini hatirlayacaktir. Shaq da eski günleri hatirlayarak, keske diyecektir. Keskeherkes egolarini hakim olup çenelerini tutabilseydi diyecektir. Emekliligi yaklasirken, Kareem Abdul Jabbar'n genç bir Ervin "Magic" Johnson'a yol verdigi gibi ben de Kobe'ye yol verebilseydim diyecektir. Sonra biraz daha düsünüp, Magic'te her zaman Kareem'e gereken saygiyi göstermistir diyerek, belki de hiç pisman olmayacaktir. Pat Riley: Su anda kazanmis gözüküyor. Brian Grant'in igrenç kontratindan kurtuldu. Bir de Eddie Jones'a bir alici bulabilse (!). Bir dakika..Jones'un su anda takimda alternatifi bile yok. Neyse! Miami'de müthis bir heyecan firtinasi basladi ve Shaq sayesinde sezonluk bilet satislarinda müthis bir patlama var. Sezon içinde de Shaq saglam ise DetroitPistons ve Indiana Pacers'a kök söktürürken havasindan geçilmeyecektir. Bir de hersey yolunda gider de bir Dogu Final, ya da hersey mükemme gider de bir NBA Finali, hatta niye olmasin bir NBA sampiyonlugu diye düsünerek bu sezonu rahat geçirebilir. Ama buparanin bir tarafi. Ya gelecek sezon, Shaq kendisinin dört gözle bekedigi yeni kontrattan söz etmeye baslayinca? Ya kontrat kelimesiyle baslayan cümleler saygi kelimesini de içermeye yönelince. En iyi yillarini çoktan geride birakmis, sagligi ve kilosu soru isareti olan birine Riley milyonlarca dolar ödemek için köseye sikistirilinca. Ya o zaman? Yok, yok... Riley kisa vade de kazansa da, uzun vade de kazanmasi çok zor. Lamar Odom-Brian Grant-Caron Butler: Brezilya dizisini andiran Hollywood'un takimi Lakers'da Kobe ile yan yana oynamanin ne kadar zor oldugunu anlamalari çok uzun sürmeyebilir. Özellikle topu seven Odom ve Butler için bu geçerli. Bir de Jack Nicholson bunladan birisini kafaya takarsa, iste o zaman isleri gerçekten çok zor olur. Özellikle bu yil çok güzel bir çikis yakalayan ve All-Star olacagi günlerin pekuzakta olmadigi gözlenen Odom için üzülmemek elde degil. | ||
|
|
|
|
|
#9 | ||
|
OutLaW
|
işte favorim
ALLEN IVERSON Tam Ismi: Allen Ezail Iverson Uzunluk: 6' 0" Agurlik: 165 lbs. Pozisyon: Guard Dogum Yeri: Hampton, Virginia Dogum Tarihi: Haziran 7, 1975 Bitirdigi Okul: Georgetown '98 NBA Takimi: Philadelphia 76ers Daha çocuk yasta ona gebe olan bir anne, babasiz, fakir, sefalet içinde geçen ve ailesinin aldigi tüm yanlis kararlarin yasamini dogrudan etkiledigi bir hayat. Allen Iverson, 6 Temmuz 1975 tarihinde Hampton, Virginia’da dogdu. Allen dogdugunda annesi Ann sadece 15 yasindaydi. Ve Allen’i tek basina yetistirmek zorundaydi. Hampton’ da yasadiklari ev ise kanalizasyon sebekesinin hemen üzerinde oldugu için sik sik lagim taskinlarina maruz kalmaktaydi. Iverson’in gerçek babasini merak edenleriniz varsa, Iverson’in hayatiyla biyolojik olarak onun babasi olmasi disinda hiçbir ilgisi olmadi. Iverson’larin evinde ödenmeyen faturalardan dolayi genelde su ve elektrik kesik olurdu. Ama küçük Allen gene de annesine kizgin degildi çünkü mevcut duruma göre annesinin zaten elinden geleni yaptigini düsünmekteydi. Allen daha sonra kendi basinin ç****ine zor bakarken hayatina giren iki kizin da sorumlulugunu üstlenmek zorunda kaldi: Kardesleri Brandy ve Iliesha. Özellikle küçük Iliesha’nin lagim suyu baskinlarin getirdigi sagliksiz kosullar nedeniyle sik sik hastalanmasi zaten mali problemler yasayan aileyi daha da büyük bir krize sürükledi. Iverson’in hayatindaki dönüm noktalarindan belki de en önemlisi, annesinin o daha çok küçük yaslardayken oglunun spora yetenekli oldugunu kesfederek onu bu yönde desteklemesi. Zaten bu dönemde annesinin daha iyi bir hayat için kurdugu tüm hayallerin merkezinde Allen’in spor konusundaki yetenegi bulunmaktadir. Belki Inanmayacaksiniz ama, Iverson çocuklugunda basketbola karsi pek de fazla ilgili degildi. Annesi onu zorla basketbol oynamaya yolladi ona bu oyunu sevdirmek için maddi bakimdan zorlanarak da olsa Jordan ayakkabilari ve buna benzer basketbol malzemeleri aldi.Iverson ailesinin yasadigi yer olan Hampton, çetelerin kol gezdigi,uyusturucu ve suçun adeta günlük siradan bir olay oldugu tabiri caizse tam bas belasi bir yerdi. Allen daha 14 yasindayken yakin arkadaslarindan birinin biçaklanarak öldürülmesine sahit olmustu. Bu olayin üstünden fazla geçmeden katildigi bir partide en yakin arkadasi gözlerin önünde vurulmustu. Annesi ile yasayan Ive’nin babasi yerine koydugu adamsa uyusturucu satarken yakalandi. Iverson genç yasinda bu gibi sorunlarla boguluyor ve bu olaylari kafasindan atmak aklini baska seylere vermek istiyordu ve kendini spor a yöneltti. Basketbol ve Amerikan futbolu en sevdigi sporlardi.Basketbol Iverson için bos vakitlerini degerlendirdigi hos bir ugrasti sadece. O kendini Amerikan futboluna daha yakin görüyordu annesi ise onun basketbol ile ilgilenmesini istiyor, ona nasil sut atilacagini içeriye nasil dribling yapilacagini gösteriyordu. Iverson ile ilgilenen sadece annesi degildi. Ilkögretim ögretmeni Amerikan futbolu takimi antrenörü Gary Mooredu idi. Mooredu Ive’nin atletik özelliklerini fark etmisti ve onu Hampton’nun belali sokaklarinda uzak tutmak istiyordu.Ancak Iverson hala Amerikan futbolunu basketbola tercih ediyordu.Ta ki 15 yasina kadar.... INANILMAZ OLAN.... Bir gün Ive yine basketbol oynarken kisacik boyuna ragmen nizami olan bir potaya smaç atti. O maçtan sonra hissettikleri Allen’a gelecegi için önemli bir karar verdirecekti. Lisede okulunun hem basketbol takiminda hemde Amerikan futbol takimin da oynadi. Bethel lisesini adeta tek basina eyalet sampiyonu yapti. Ayni basariyi Amerikan futbol takiminda da gerçeklestirince Virginia’daki liseler arasinda en iyi sporcu ödülünü aldi, bu ödül bir ilk ama asla sonuncu olmayacakti... 1992 yilinda ise Amerikan futbol takimini sampiyon yapmisti ve hayatinin belkide en güzel ve mutlu günlerini geçiriyordu. Ama 1993 yili hiçde öyle geçmeyecekti. Hayat ona en aci sürprizini hazirliyordu ....... HAPISHANE GÜNLERI.... Bir gün Iverson arkadaslari ile bowling oynamaya giderken yollarini irkçi bir grup beyaz çevirdi. Karsilikli sözlü satasma kisa süre içinde büyük bir kavgaya dönüstü. Kavga bittiginde ise Iverson çete kurarak kavga çikarmak suçundan tutuklandi. Elliden fazla kisinin katildigi kavgada sadece dört siyah tutuklanmisti ve Iverson onlardan biriydi onun için istenen ceza 15 yil hapisti. Olanlara inanamiyordu artik tüm rüyalari ona uzakti. Lise diplomasi,üniversite ve profesyonel sporculuk artik rüyaydi. Ama bir Amerikan rüyasinin gerçeklesecegini nereden bilebilirdi. Iverson'in aldigi ceza Amerika’da genis yanki yaratti. Irkçi bir örgüt olan Ku Klux Klan örgütünün bu olayi bilinçli olarak yarattigini siyah bir oyuncunu basarilarini engellemek için bu olaylari çikardiklari iddia edildi. Iverson’in annesi oglunu kurtarmak için her seyi yapiyor her kapiyi çaliyordu aklina Georgetown Üniversitesinin disipliniyle taninan ünlü antrenörü John Thompson geldi hemen Thompson u aradi ve Thompson eger hapisten çikarsa onu Georgetown Üniversitesine alacagini söyledi üstelik ona burs verecekti diger taraftan çesitli örgütler de Iverson'in aldigi cezayi protesto ediyordu. Virginia valisi davayi tekrar görüsülmesine karar verdi. Bunun sonucunda Iverson'in cezasi agir ceza kapsamindan çikarildi,davanin çocuk mahkemesi yetkisinde olmasi gerektigi ve cezasi dört ay bir çiftlikte çalismak olarak açiklandi. Iverson o dört ayin sonunda serbestti ve hayallerini gerçeklestirmek için tek yapmasi gereken lise diplomasini almakti .O da bunu gerçeklestirerek Georgetown Üniversitesinin yolunu tuttu. ÜNIVERSITE GÜNLERI... Iverson'in Üniversite günleri pek kolay olmadi. Bu seviyedeki basketbola pek de hazir degildi. Rakip takimin taraftarlari maç sirasinda ona sürekli ^hapishane kusu^ olarak seslenmeleri onu olumsuz etkiliyordu.Herseye ragmen Iverson'a güvenmeye devam eden antrenör Thompson da yogun elestirilere maruz kaliyordu. Çok geçmeden Iverson kendini toparladi ve NCAA in sayili oyunculari arasinda gösterilmeye basladi ertesi senede farkli degildi ancak saha disindaki sorunlar Iverson'in pesini birakmiyordu. Kardesinin önemli saglik sorunlari vardi ve annesi tedavi masraflarini karsilayabilecek durumda degildi. Ailesinin siddetle paraya ihtiyaci oldugu dönemde Iverson üniversiteyi birakarak NBA gitme karari aldi zaten baskada seçenegi yoktu. Ive kisa süren üniversite kariyerinde 67 maçin 66 sinda ilk bes baslamis ve oynadigi her iki sezonda da Georgetown üniversitesinin bas skoreri olmustu.Georgetown’da geçirdigi iki yilin sonunda arkasinda bir çok ödül birakti. 20.4 sayi ve 4.5 asist ortalamalari ile oynadigi 1994-95 sezonunda Big East Ligi’nin en iyi çaylagi ve savunmacisi ödülüne ulasti. 25.0 sayi, 4.7 asist, 3.35 top çalma ortalamalariyla oynadigi 1995-96 sezonunda ise ismi Big East’in en iyi ilk besindeydi ve tekrar yilin takimina seçildi.. __________________ | ||
|
|
|
|
|
#10 | ||
|
OutLaW
|
Timothy Theodore Duncan
Tam Isim: Timothy Theodore Duncan Uzunluk: 7' 0" Agirlik: 260 lbs. Pozisyon: Center/Forward Dogum Yeri: St. Croix, Virgin Islands Dogum Gunu: Nisan 25, 1976 Bitirdigi Okul: Wake Forest '97 NBA Takimi: San Antonio Spurs Timothy Thedore Duncan, 25 Nisan 1976'da Wiiliam ve Delysia Duncan çiftinin üçüncü çocuğu olarak St.Croix-Virgin adalarında dünyaya geldi. Tim, çocukluk yılları boyunca daha henüz 14 yaşındayken Seul Olimpiyatlarında yarışan ablası Tricia'yı kendisine örnek aldı ve ablasının başarılarına özenerek yüzmeye başladı. Hiç aksatmadan her gün en az 6 saat havuzda çalışan Tim, kısa zamanda 50 ve 100 metre serbest stilde Virgin Adaları rekorlarını kırınca kendi yaş grubunun adından en çok bahsedilen yüzücülerinden biri haline geldi. Otoriteler Duncan'ın gelecekte Amerika çapında önemli bir 400 metre yüzücüsü olacağını düşünürken 1989 yılında meydana gelen Hugo Kasırgası, tüm adayla beraber genç Duncan'ın hayatını da yerle bir etti. Kasırga Tim'in her gün çalıştığı adadaki tek olimpiyat havuzu da dahil olmak üzere bir çok binayı kullanılamaz hale getirince Tim, bir süre denizde çalışmaya devam etti. Ama korsan filmlerinden de rahatça hatırlayacağımız üzere Karaip Denizi'nde köpek balıkları cirit atmaktadır. Bu yüzden de en büyük korkusu olan köpekbalıkları nedeniyle yüzmeyi bıraktı. Yalnız Hugo kasırgasının Duncan'ın hayatı üzerindeki etkisi bu kadarla kalmaz. O dönemde Timothy'nin annesi göğüs kanseriyle mücadele etmekte ve hastalığının tedavisinde kemoterapi oldukça önem taşımaktadır. Ne var ki kasırga bir çok binanın yanı sıra adadaki tüm güç santrallerini de devre dışı bırakmıştır. Bu yüzden tedavisine devam edemeyen Delysia Duncan daha fazla dayanamaz ve 1990 yılında amansız bir mücadeleye giriştiği kanser hastalığına yenik düşer. Arkabahçeden- Wake Forest'a: Kaderin Cilveleri Hayat, 14 yaşındaki genç Tim Duncan için adeta bir kabusa dönüşmüştü. Tim, adadaki havuzlar tamir edildikten sonra bile asla eskisi kadar ciddi bir şekilde yüzmedi çünkü yüzdüğü zaman annesi ve kasırga sonrası yaşananlar aklına gelmekteydi. Çoğumuz, herhangi bir nedenle, çok sevdiğimiz birisini ya da bir şeyi kaybettiğimiz zaman onu hatırlatan her şeyden bir süreliğine uzaklaşma ihtiyacı duyarız ve kendimizi tamamen yeni uğraşılara kanalize ederiz. O sırada kaderin bir cilvesi olarak Tim'in karşısına da basketbol çıktı. Duncan'ın ablalarından Cheryl, annesinin ölümünden sonra kocasını da ikna ederek ailesine destek olmak amacıyla Ohio'dan adaya geri dönmeye karar verdiğinde; yanında yüzmeyi bırakan küçük kardeşi Timothy'i oyalamak için küçük bir hediye getirir: Portatif bir basketbol potası... 14 yaşına kadar hiç basketbol oynamayan Tim, bir anda bu yeni "oyuncağını" çok sevdi. Vaktini sık sık arka bahçede eski NCAA Divison III oyuncusu ve hediyenin "fikir babası" olan eniştesi Rick Lowery ile bire bir maç yaparak geçirmeye başladı. Lowery, NCAA'de guard oynadığı için o zaman 1.80'lerde olan Tim'e guard hareketlerini nasıl yapması gerektiğini öğretmişti (şu an bile arka bahçede yaptığı bu temel top sürme ve pas verme antrenmanlarının Tim'in fundementalının gelişimindeki etkisini fark edebilirsiniz) Sürekli kısa oyuncu hareketlerini çalışan Duncan'ın boyu, St.Dunstan Episcopal lisesinden mezun olduğunda artık hiç de kısa oyuncu olarak oynamasına müsaade edecek cinsten değildi çünkü Tim, lise birinci sınıftan mezun olduğu yıla kadar yaklaşık 16-17 cm. uzamıştı. "Chris'ten çıktıkları bu tur sırasında yetenekli bir oyuncuyla karşılaşması halinde bana haber vermesini istemiştim. Bir perşembe akşamı beni aradı ve "Coach, burada inanılmaz bir velet var. Neredeyse Alonzo'yla kafa kafaya oynadı." dedi. Bir an duraksadım ve hangi Alonzo?! Yoksa Alonzo Mourning mi?" diye sordum. Chris'in “evet” demesiyle benim de adanın yolunu tutmam bir oldu." Dave Odom-Eski Wake Forest Coach'u Bildiğin Alonzo işte Yaw!! Basketbol; önceleri Tim'in hayatındaki bir boşluğu doldurmak ve keyif almak için başladığı bir hobiydi ama bu büyülü spor, hiç tahmin etmediği bir anda bir kez daha hayatının tümüyle değişmesine neden oldu. 1992 yılında NBA'deki bir grup çaylak oyuncu, NBA'i tanıtmak ve insanlara sevdirmek amacıyla Karaip adalarına ufak bir tura çıkmıştı. Ve gittikleri her yerde gençlerle küçük gösteri maçları düzenliyorlardı. Bu maçlardan birinde oynayan Duncan'ın Alonzo Mourning gibi bir dev karşısından ortaya koyduğu inanılmaz oyun, çaylaklar takımındaki (kısa bir NBA kariyerinden sonra, ülkemizde Mavi Jeans Ortaköy de dahil olmak üzere, Malaga, Aris, Le Mans ve Hapoel Tel Aviv gibi bir çok Avrupa takımının formasını giyen) Chris King'in oldukça ilgisini çekmişti. King eline geçen ilk fırsatta kendisinden Karaip'lerde ufak çapta bir scouting yapmasını rica eden Wake Forest'taki, eski antrenörü Dave Odom'u aradı ve Duncan'dan bahsetti. Odom bu ilginç olayı şöyle anlatıyor: "Chris'ten çıktığı bu tur sırasında yetenekli bir oyuncuyla karşılaşması halinde bana haber vermesini istemiştim. Bir perşembe akşamı beni aradı ve "Coach, burada inanılmaz bir veled var. Neredeyse Alonzo'yla kafa kafaya oynadı." dedi. Bir an duraksadım ve hangi Alonzo?! Yoksa Alonzo Mourning mi?" diye sordum. Chris'in evet demesiyle benim de adanın yolunu tutmam bir oldu." Mourning'in ismini duyunca iştahı kabaran Odom ertesi gün asistanlarından bu çocukla ilgili her şeyi olabildiği kadar çabuk öğrenmelerini istedi. Ama Duncan'la ilgili duyumları alan tek coach Odom değildi. Georgetown ve Providence gibi takımlar da Duncan'ın peşine düşmüştü. Bu yüzden elini çabuk tutan Odom, asistanların Duncan'ın adresini ve telefon numarasını bulup kendisine getirmesinden bir iki gün sonra St.Croix'e giderek Tim Duncan'la görüşüp ondan söz aldı. Artık Duncan'ın hayatında yepyeni bir sayfa açılmıştı. "31 yıllık antrenörlük hayatımda Tim kadar mücadeleci bir oyuncu daha görmedim. İster antrenman maçı olsun, ister maça hazırlanmak için rakip takımın kasetlerini izlediğimiz bir toplantı veya maçın ta kendisi fark etmez her defasında bana ondan istediğim şeylerden daha fazlasını verdi." Dave Odom Duncan-Dream Team'e karşı Tim Duncan, ACC (Atlantic Coast Conference) liginin köklü ve kuvvetli takımlarından Wake Forest'ın formasını giydiği ilk maçı bir tek sayı bile atamadan tamamladı. Sonuçta Duncan, ne kadar yetenekli olursa olsun doğru düzgün bir basketbol salonunun bile olmadığı, basketbol kültürünün hiç gelişmediği küçük bir adadan gelmekteydi. Bu yüzden başta NCAA Division I seviyesinde mücadele etmeye alışmakta biraz zorlansa da kısa zamanda double-double'lık klasik performansını yakamaya başladı. Freshman sezonunda (1993-94) sahaya çıktığı 33 maçın 32'sinde kendisine ilk beşte yer bulan Duncan, ortalama olarak oyunda kaldığı 30.2 dakikada 9.8 sayı ve 9.6 ribaundla oynadı. Bu arada takımı Wake Forest da NCAA turnuvasına katılma başarısını gösterdi ama Demon Deacons, daha ikinci turda güçlü Kansas'a yenilerek turnuvaya veda edecekti (69-5. Duncan, NCAA'deki ilk yılında kariyerinin geri kalanına kıyasla oldukça sönük bir sezon geçirse de İyi Niyet oyunlarına (Goodwill Games) katılacak Amerikan milli takımına seçildi. Amerikan Goodwill Games takımı formasıyla Dream Team II'ye karşı da mücadele eden Duncan, Shaq ve Mourning klasındaki uzunlar karşısında verdiği ilk ciddi sınavda 8 sayı ve 5 ribaundla oynayarak 18 yaşındaki bir oyuncu için gerçekten başarılı oldu. Tim, NCAA'deki ikinci yılında (sophomore season) oldukça büyük bir gelişim göstererek ortalamalarını 16.8 sayı,12.5 ribaund'a yükseltti ve onun bu performansı sayesinde Wake Forest Demon Deacons, Duke ve North Carolina gibi güçlü takımlara rağmen ACC Turnuvası şampiyonluğuna ulaştı. NCAA turnuvasında ise, Sweet16'e kadar gelmesine rağmen o yıl Final Four'da mücadele edecek Oklohoma State'e 71-66 yenilerek bir kez daha evinin yolunu tutmak zorunda kaldı. Duncan sayı ve ribaund potansiyelinin yanında yaptığı inanılmaz bloklarla pota altını rakipleri için adeta bir cehenneme çevirmesinin semeresini NCAA yılın savunmacısı ödülüne ulaşarak da fazlasıyla aldı. Tim, NCAA'deki üçüncü (junior) yılında da kendisini geliştirmeye devam ederek sayı ortalamasını 19.1'e çıkardı. Basketbola geç başlamanın verdiği dezavantajı inanılmaz derecede disiplinli ve sıkı çalışarak kapatan Duncan, böylece NCAA'in neredeyse tartışmasız en iyi uzunu konumuna gelmişti. Coach Odom, Duncan'ın ortaya koyduğu performansı, çalışma disiplinini ve mücadeleci yapısını "31 yıllık antrenörlük hayatımda Tim kadar mücadeleci bir oyuncu daha görmedim. İster antrenman maçı olsun, ister maça hazırlanmak için rakip takımın kasetlerini izlediğimiz bir toplantı veya maçın ta kendisi fark etmez; her defasında bana ondan istediğim şeylerden daha fazlasını verdi." sözleriyle oldukça iyi bir şekilde ifade etmekte. "Drafta katılmıyorum çünkü hala eksiklerim var ve bu eksiklerimi kapatabileceğim en iyi yer NCAA. Bazen bazı şeyler paradan daha önemlidir." Tim Duncan 1995-96'da Tim takımını bir kez daha ACC Turnuvası'nda şampiyonluğa taşırken ACC'de yılın oyuncusu ve NCAA yılın savunmacısı ödüllerine de ulaşıyordu. Artık Tim, takımını NCAA turnuvasında da Final Four'a taşımaya kararlıydı ama bu kez de Wake Forest'ın karşısına -daha sonra şampiyon olacak- Kentucky çıkınca 20 sayılık mağlubiyetin tesellisi Elit Eight'e kadar yükselmekle sınırlı kalacaktı. 1996 yazında Tim bir kez daha milli takımlara çağrılarak Dream Team III yıldızlarına karşı kendisini deneme fırsatını yakaladı. Duncan bu kez pota altında Shaq, Hakeem Olajuwon ve "Amiral" David Robinson üçlüsüyle cebelleşirken sahadan 9 sayı ve 6 ribaundla ayrıldı. Artık Duncan'ın bir sene daha NCAA'de oynamasına gerek yoktu çünkü drafta katıldığı an birinci sıradan seçilmemesi draftın en büyük sürprizi olacaktı. Ama Duncan herkesi şaşırtan bir karar alarak üniversiteyi bitirip psikoloji diplomasını almaya karar verdi. Her ne kadar önceleri Drafta erken katılmamasının nedenini "Drafta katılmıyorum çünkü hala eksiklerim var ve bu eksiklerimi kapatabileceğim en iyi yer NCAA. Bazen bazı şeyler paradan daha önemlidir." diye açıklasa da gerçekte Tim'i drafta katılmaktan alıkoyan şey, ölmeden önce annesine verdiği bir sözdü. Delysia Duncan'ın çocukları için en büyük hayali hepsini üniversite mezunu olarak görebilmekti. Bunu bilen üç kardeş de ne pahasına olursa olsun üniversite eğitimlerini tamamlamak için kendi kendilerine söz verdiler. Sözünü sonuna kadar tutan Duncan, kolejdeki son yılında 14.7 ribaund ortalamasını yakalayarak tüm NCAA Division I oyuncuları arasında zirveye kuruldu. Buna ilaveten 20.8 sayı ortalamasını da tutturunca NCAA'in en prestijli ödüllerinden ikisi olan Wooden ve Naismith'in sahibini belirlemek de seçim komiteleri için fazla zor olmadı. Duncan, Wake Forest'tan mezun olduğunda NCAA tarihinde hem 2000 sayı+1500 ribaund toplamını geçen on oyuncudan biri; hem de 1500 sayı, 1000 ribaund, 400 blok ve 200 asiste ulaşan da ilk oyuncu unvanını kazanıyordu. Ayrıca yaptığı 431 blok onu ACC rekoruna taşıdı. (Bu kategoride NCAA genel sıralamasında ise şu an Golden State'te oynayan Adonel Foyle'nın hemen ardından ikinci sırada gelmekte.) Duncan'ı Kapmak 98 Draftında Duncan'ın Utah'lı Keith Van Horn ile çekişmesi beklense de kimse Van Horn'un Duncan'ı geride bırakarak birinci sıradan seçileceğine inanmıyordu. (Tabii o zamanlar kimse 9.sırada seçilen Tracy McGrady'inin de 30 sayı ortalamasıyla oynayacak bir süper star olacağını da tahmin etmiyordu.) Sonuçta biraz kader biraz şans Tim Duncan piyangosu San Antonio Spurs'ün başına vurdu. Spurs, NBA'e katıldığı 1976-1977 sezonundan beri playoff'larda olmasa bile normal sezonlarda (regular season) NBA'in en başarılı takımlarından biridir. Öyle ki Spurs, 26 sezon boyunca sadece 6 kez %50'lik galibiyet yüzdesinin altına indi. Talihin şu oyununa bakın ki 1995-96'da Spurs, sezonu 59 galibiyet elde ederek %72'lik bir yüzdeyle tamamlamıştı. 1996-97'de üst üste gelen sakatlıklarla takım en büyük iki yıldızı "Amiral" David Robinson ve Sean Elliott'ın yanında Chuck Person ve Charles Smith'ten de tüm sezon boyunca hemen hemen hiç faydalanılamayınca kaçınılmaz olarak Spurs ancak 20 galibiyet alabildi. Hoş bir yerden sonra NBA'in en kötü takımı olarak Lottary'de avantajlı konuma geçeceğiniz için yenilgiye pek ses çıkartmazsınız hatta yenilmek öncelikli hedefiniz haline bile gelebilir hele bir de işin ucunda Tim Duncan gibi bir yetenek varsa!!.. İkiz Kuleler Amerikan basketbol medyası 1980'lerde Houston'ın iki dev pota altı oyuncusu Hakeem Olajuwon ve Ralph Sampson'a yakıştırmış olduğu ikiz kuleler lakabını o kadar çok beğenmişti ki yetenek ve sahada sergiledikleri performansla onlardan çok da aşağı kalmayan Duncan ve Robinson ikilisi bir araya geldiğinde bu lakabı bir kez daha kullanmakta tereddüt bile etmediler. Tabii Samuel Huntington'ın Medeniyetlerin çatışması tezinin popülerleştiği 11 Eylül saldırılarından sonra kimse bu lakabı bir daha kullanmak istemedi ama Amiral ve Duncan her zaman için ikiz kuleler olarak hatırlanmaya devam edecek tıpkı Hakeem ve Sampson'ın da hatırlanacağı gibi. Duncan ve yaşlı kurt Robinson'ın ne kadar etkili ve uyumlu bir ikili olacağı beraber geçirdikleri ilk sezonda kendisini belli etti. 4 numaraya kaydırılan Duncan, daha efektif olduğu bu pozisyonda ligdeki hemen hemen tüm power forvetlerden daha uzun ve daha hareketli olduğundan her takım Duncan'ı savunmakta önemli zaaflar yaşadı. Duncan, bir çaylak için inanılmaz olarak adlandırabileceğimiz 21.1 sayı, 11.9 ribaund, 2.7 asist ve 2.51 blok ortalamalarını yakalayıp sezon boyunca her ay, “ayın rookie oyuncusu” olarak sezon sonunda “yılın en iyi çaylağı” ödülünü aldı hem de sezonun sonunda All-NBA takımına seçilerek, 1979-80 sezonunda Larry Bird'den bu yana çaylak sezonunda bu şerefe erişen ilk NBA oyuncusu oldu. Ayrıca Duncan 57 double-double'la bu kategoride de NBA lideriydi. Sonuçta San Antonio, o güne kadar bir NBA takımının sezon içinde gösterdiği en büyük yükselişi gerçekleştirerek önceki sezona kıyasla tam 36 galibiyet daha fazla aldı. Sıra playoff'lara geldiğinde Spurs, ilk turda Suns'ı 3-1 ile kolay geçerken, ikinci turda karşılaştıkları Malone&Stockton biraderlerin liderliğindeki Utah Jazz, serinin ikinci maçında Duncan'ın da sakatlanması sonucu Spurs'u ezip geçti.(4-1) Ama bu sadece şampiyonluğun bir yıl için erteleneceği anlamına geliyordu. NBA tarihinde şampiyon olan ilk eski ABA takımı, Spurs… NBA ve oyuncular sendikası arasındaki sorunlar nedeniyle ligin oldukça geç başladığı 1998-99 sezonunda Duncan'ın 21.7 sayı, 11.4 ribaund, 2.4 asist, 2.52 blok'luk performansı onu ikinci kez üst üste All-NBA yaparken defansif performansıyla da NBA All-defensive first team'e seçildi. Ayrıca 37 double-double'la bir kez daha bu kategoride zirvede yer aldı. Şampiyonlukla sonuçlanacak bu sezon aslında Spurs için o kadar da parlak başlamadı ama takıma deneyimli veteran Mario Elie'nin katılımı, böbreklerinden çok ciddi problemler yaşayan All-Star forvet Sean Eliott'ın inanılmaz fedakarlığı, Avery Johnson'ın zekası ve Tim Duncan'la David Robinson'ın mükemmel uyumu da eklenince 31-5'lik bir seri yakalayan San Antonio, Play-off'larda fırtına gibi eserek tarihindeki ilk şampiyonluğa ulaştı. Tim Duncan, New York Knicks karşısındaki final serisinde 27.4 sayı,14.0 ribaund ve 2.2 blok ortalamalarıyla takımını tarihindeki ilk NBA şampiyonluğuna ulaşmasında en önemli rolü oynayan oyuncuydu. Bu şampiyonluğun bir başka özelliği de Spurs, NBA'de şampiyon olan ilk eski ABA takımı olmasıydı. 1999-00 sezonu ise Tim için oldukça iyi başlamasına rağmen başladığı gibi bitmedi. Sayı ortalamasını 23.2'ye, ribaund ortalamasını da 12.4'e çıkaran Tim Duncan, Cleaveland karşısında 17 sayı, 17 ribaund ve 11 asistlik bir oyun ortaya koyunca 1994'te David Robinson'dan sonra triple-double yapan ilk Spurs oyuncusu oluyordu. Ayrıca All-Star maçındaki 24 sayısı ve 14 ribaundu sayesinde All-Star MVP ödülünü Shaq ile beraber paylaştı ve adet edindiği üzere bir kez daha All-NBA ve All-Defensive takımlarına seçildi. MVP oylamasını ise 5. sırada bitirdi. Ama ligin sonunda Sacramento karşısında sakatlanınca ligin geriye kalan birkaç maçını ve playoff'ları kaçırdı. 2000-01 sezonunda San Antonio Spurs ligin en çok galibiyet elde eden takımı olurken (5 Tim Duncan da bir yıl önce Shaquille O'Neil'a kaptırdığı double-double krallığını geri alıyordu (66). Oynadığı 82 maçın 81'inde çift haneleri sayılara ulaşan Duncan, 52 kez 20'li, 10 kez de 30'lu sayıların üzerinde skor üretti ve her zamanki gibi adını All-NBA ve All-Defensive team'e yazdırdı. (22.2 sayı,12.2 ribaund, 3.0 asist ve 2.34 blok) Spurs'un son 12 yılında çıktığı 11. playoff yolculuğunun ilk turunda Spurs, Minesota'yı 3-1, ikinci turda ise Dallas Mavericks'i 4-1 ile rahat geçerken tekrardan yeşeren şampiyonluk umutları LA Lakers önünde süpürülerek son buldu (4-0). 2001-2002 sezonunda San Antonio'nun yine bir parlak normal sezon ve kötü biten playoff macerasına daha şahit olduk. Spurs, 58 galibiyet 24 mağlubiyet alırken Duncan oyununu bir üst seviyeye çıkartmayı başararak 5.profesyonel sezonunda lig MVP'si ödülüne ulaştı. (25.5 sayı, 12.7 ribaund, 3.7 asist ve 2.48 blok) 70 maçta Spurs'un skor yükünü çeken Duncan, 69 maçta da takımın en çok ribaund alan ismi oluyor ve bir kez daha kendisine All-NBA ve All-Defensive takımlarında yer buluyordu. Ayrıca Kareem Abdül-Jabbar, Patrick Ewing, Hakeem Olajuwon ve Shaquille O'Neil'dan sonra sayı, ribaund ve blok kategorilerin her birinde ilk beş sırada bulunan 5.NBA oyuncusu olarak ismini rekor kitaplarına yazdırırken bir sezonda 2000 sayı, 1000 ribaund barajını geçen 14. NBA oyuncusu oluyordu. Tabi birde Bob Mc Adoo'dan sonra ilk kez double-double'larda 4 kez ligi zirvede tamamlayan forvet oyuncusu unvanını alıyordu. Playoff'ta ise San Antonio, Seattle Super Sonics karşısında oldukça zorlanırken çaylak Fransız guard, Tony Parker'ın inanılmaz oyunuyla turu geçmesini bildi. İkinci turda bir yıl önce elendikleri Lakers'la karşılaşan Spurs, bu kez de Lakers karşısında fazla bir varlık gösteremeyerek 4-1 elenmekten kurtulamadı. Bu arada Tim, kolejden beri beraber olduğu ve eskiden Wake Forest'ın da cheerleader'larından biri olan Amy ile dünya evine girdi. "Eğer onun kadar iyiyseniz bence sahada trash-talk yapmanıza, zaten gerek yok. O, şu anda ligin en iyi oyuncusu." Charles Barkley San Antonio Spurs, bugünlerde önemli bir değişim süreci içinde. Şu anda şampiyon kadronun ilk beşinden geriye kalan sadece iki oyuncu bulunmakta.(Duncan&Robinson) Bu yüzden son iki sezonda Duncan takımdaki liderliği oldukça belirgin bir şekilde devraldı. Mesela geçtiğimiz yıl bir Minnesota maçında Kevin Garnett trash-talk'la Duncan'ı sindirmeye çalışınca Duncan, hiç de alışık olmadığımız bir şekilde KG ye karşılık verdi ve olay her iki oyuncunun da diskalifiye edilmesiyle sonuçlandı. Bu konuda son günlerde dili iyice uzayıp önüne gelen oyuncuya sataşan ve en sonunda da mecburen, benim tabirime göre, bir eşek ile yaşayabileceği en ilginç tecrübeyi yaşayan Charles Barkley, şu yorumda bulunmuştu: "Eğer onun kadar iyiyseniz bence sahada trash-talk yapmanıza zaten gerek yok. O, şu anda ligin en iyi oyuncusu." Houston coach'u Rudy Tomjanovic ise Duncan'ın bu tür hilelerle durdurulamayacağını belirterek ekliyor: "Duncan kesinlikle durdurulması mümkün olmayan bir oyuncu sizin yapabileceğiz tek şey onun veya pas vereceği oyuncunun şutunu kaçırması için dua etmek olabilir." Duncan ise hayat ve basketbol felsefesini şu sözlerle açıklıyor: "Hiçbir zaman havalı gözükmeye çalışmadım. Böyle şeyler yapmaya çalıştığımda kendimi küçük düşürdüğümü düşünüyorum. Şu yaşıma kadar öğrendim ki eğer çok yüksekten uçup ayaklarınızı yere basmazsanız ya da durum kötüleştiğinde bunalıma girecek hale gelirseniz yine de kendinizi bir şekilde dengede tutmak zorundasınız. Ben bunu yapmaya, rahat olmaya çalışıyorum. Benim için son moda giyinmek önemli değil. Kıyafetimin rahat olması önemli. Olduğu kişiden başkası olmaya çalışmak veya bunun nasıl bir duygu olacağını denemek istemiyorum. Benim istediğim tek şey görevimi yapıp takımım için üretken bir oyuncu olmak. Bazı insanların benim için aşırı sakin veya tepkisiz demesi umurumda değil aslından bu tür sözleri kendim için bir iltifat olarak kabul ediyorum. David bana bir lider ve winner olmak konusunda çok şey öğretti. Ama aynı zamanda bunları yaparken gururumu ve onurumu korumam gerektiğini de öğrendim." Bu sezon Amiral Robinson'ın son sezonu, hatta belki free agent olacak Tim Duncan'ın da Spurs'teki son sezonu olabilir ama çoğu kişi gibi ben de Tim'in çok mutlu olduğu San Antonio'dan kolay kolay kopabileceğini sanmıyorum tıpkı Jason Kidd'in kendi yarattığı Nets fenomeninden kopamayacağını düşündüğüm gibi. Yine de kuşkusuz GM'ler bu yaz Payton, Stackhouse, Olowokandi, Kidd ve Duncan gibi serbest kalacak yıldız oyuncular için kıyasıya bir yarışa girişecekler. Artık kimlerin takım değiştireceğini ölü sezonda göreceğiz ama sezon sonunda değişmeyecek bir şey var ki, o da Tim Duncan’ın muazzam istatistikleri ile All-NBA ve All-Defensive takımlarında bir kez daha yer alacağı… __________________ __________________ Konu TuRC_a tarafından (11-29-2006 Saat 13:15 ) değiştirilmiştir. Sebep: Devamıda var | ||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|
Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| NBA'de Haftanın Oyuncuları | TuRC_a | Basketbol | 0 | 11-28-2006 15:31 |