![]() |
| |||||||
Aşk ve Sevgi Durağı icinde Saklı Pulsuz Mektuplar konusu , Merhaba Kader'im.. Merhaba Güz Hazanının Hüzünlü Yanı.. Merhaba yüzbinlerce kelimenin tamamını tek bir kelime ile silebilecek kadar güçlü manalı kelime.. Bilemezsin sana duyduğum özlemin nasıl da bir gecenin doruk noktasında ...
![]() |
|
|
LinkBack | Seçenekler | Stil |
|
|
#1 | ||
|
|
Merhaba Kader'im..
Merhaba Güz Hazanının Hüzünlü Yanı.. Merhaba yüzbinlerce kelimenin tamamını tek bir kelime ile silebilecek kadar güçlü manalı kelime.. Bilemezsin sana duyduğum özlemin nasıl da bir gecenin doruk noktasında ızdıraba dönüştügünü ve bilecegini zannetmiyorum sana olan hasretin ölüm sebebim olacagını ve zannediyorum ki bilirsin ölmememin nedeninin bir gün gözlerine bakabilme umudu olduğunu... Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] An kalbime saplıyor paslı hanceri ve benim ellerim hiç titremediği kadar titriyor.Ben seni özlüyorum.Gözümün önünde bilmediğim hayalin.Bir rüzgar esiyor,dünya yerinden oynuyor,bir fırtına bir kıyamet almış başını gidiyor.Umrumda mı sanki yeryüzü ? Hayalin karşımda.Asilce bana bakmakta.Başın dik alnın ak..Ve azraile bile inat gülümsüyorsun..Oysa ben üşüyorum,ellerim titriyor.. Ağaçlar filizleniyor.Mevsimler evrime uğruyor.Bir yangının tam ortasındayım elimde tuttuğum yüregim bir kor ve erimekte,oysa ben sana uzatmak istemiştim... Sen huzursun.Dünyamsın.Olabilecegin herşeysin.Bütün kaleleri fethettin,piyonlar düştü,muhafızlar esir,şah mat oldu...Ellerim ensemde kenetli,nefes dahi almıyorum.Öl desen ölürüm..Sen herşeyden önce ve herşeyden sonra ve şimdi ve sonsuza dek Kader'imsin... Sen... Sen... Sen herşeysin... Sen Umutların Filizlendiği Bozkırların sahibisin.. Fermansın. Hükümsün. Hükümdarsın. Herşeysin. Kainatta ki bütün canlıların mutlulugunu kıskanacak mutluluklara sahip olman dileği ile.. | ||
|
|
|
|
|
#2 | ||
|
|
![]() Yine bir renkte düştün aklıma…Biraz hercai, çokça maharetsiz fırçalanmış resmin yitmeye yüz tutmuş ışıklarının arasından çıkıp geldin bu güne. Ve yine… Ormanın kuytularında, göze hiç bulaşmamış, üzerine değen ayakları olmamış, dalsız yaprağın yalnızlığına benzedin bir kez daha. Oysa bir tıkırtı dahi duyulmadı odaların dibinde…Sesin yokluğu seçmiş dost; öyle mi?…Bir başkaldırışı, bir inadı, bir terk edişi, yabansı suskularla bezemiş demek gönlün…Hiç saymadığımız, oluruna baş koymadığımız bir vazgeçişin durağında elini kaldırıyorsun demek “sen” denilemeyecek zamanlara…Olsun! Varsın, öyle olsun! Yazdığımızı silmeyi, bir yerlerde, bir şeyler söylemeyi deneyip, yüzü gözü katran karalarına çevireli rahatın demini yudumlayamadık hiç…Biraz eksikle, çokça süssüz çıkıp dolanırdık ahalinin ortasında. İstediğimiz kadar “biz” olmadık mı, yalan düşüverirdi omuz başımızdan… “Yaramızı sakla derininde! Yüreğin hangi buluta tutunursa tutunsun…kandıracağın bir benin olur , sadece “sen” olur yaşam nihayetinde…” Bükülmüş kelimelerin kimseyi mutlu ettiği yok aslında…Ne söylenip durduğun zaman, ne o anlamı yoğuran ihanet önemli seni göz ucuyla süzen varsıllarca. Doyduğun tası devirebilmek tek maharetleri…Bize kalansa eklemek kendimize o biçare hüzünleri...Unutma! Kaldırıp atamayacağımız gerçekliğin acısına sevdalanmak suç değil bu gün… Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Bir unutuş olamaz dün dediğin…Dilsizliğin canını öfkeye boğduğu , kekremsi ayrılıkların teninden lime lime koparıldığı ve bir çığlığı bastıramadan diğerine kapıları araladığın güncelerden kesip çıkaramam dost ben seni…Uzakların, yakınların… Hepsiyle dolandın içimde; ve kalakaldın öylece ben de… Yüreksiz ve bezgin insanlardan aldırışsız uzaklaşmanın kutlanacağı bir şehrin tepeliğinde, yanıma düşecek rengini sevinçle karşılayacağım güne kadar iyi bak kendine… Ve bir cesaret iliştirir son kez olsun, yıkmaya yeltendiğin tüm imgelerin üzerine… | ||
|
|
|
|
|
#3 | ||
|
|
...Sen! Bilemezsin beni...
Biçare olup peşinden koşarak, "Beni Affet!", diyeceğimi düşündün... Ve beni bekliyordun şu herkesin geldiği, ama benim olmadığım şehirdeki küçük evinizin merdivenlerinde... Yollarımı gözlüyor, "gelecek" diyordun... Y A N I L D I N !... Hatayı yapan, ihanetin bedeline mahkümdur. İzin vermiyorum sana. Hak etmiyorsun beni, yasakladım kendimi sana. Ve sen yine bekleyeceksin "belki bir umut" diye... Yine gelmeyeceğim! Ağrılarla kalsam da, sonuç ortada. Seni düşünmüyorum artık ve emin olmalısın ki bu yazdığım da sana SON MEKTUBUM... Belki yine duygularına esir düşüp telefona sarılacaksın... Beni arayacaksın, HAYIR!... Sakın yapma. Düşünmüyorum ve düşünmekte istemiyorum ihanetini... Affetmeyi denedim inan... Ama olmadı yalanlar içinde garip bir sevda!. Ağla şimdi haline... Ne kadar kırgınsan bana eskilerin yaşanmışlığı hatrına özür dilerim senden... Uzun uzun yazardım sana... Şimdi bir kaç cümleyi bile zor toparlıyorum... ...Senin de aynı fikirde olmanı, beni ve duygularımı anlayıp artık düşücelerimen çıkmanı istiyorum... "BİZ" diye birşey olmamalı artık... Sadece yolları ayrılan iki yürek... İstemiyorum seni... İsteklerimi de erteledim yarınları olmayan günlerime... Hayat kazanılmış bir zafer görünüyor insanlara... O zaferde kaybeden benim... Seni istemekle beraber, imkansızı kabullenmeye çalıştım... Yalanlarına, sahteliğine kandım... Ve bu yüzden seni isteklerimden çıkardım... Ulaşamadım sana... Kayıp şehirlerin diyarına sürükledin beni... Yaram sızladı, kanıyor! İstemiyorum seni unutuyorum yavaş yavaş geçirdiğimiz o sahte güzellikteki günleri... Eski anılardan bahsetmek istemiyorum. Zaten şu an ki halini tahmin edip, yüreğimdeki cümleleri susturup, mantığım doğrultusunda kalemime yön veriyorum... Artık bitirmeliyim... Son bir isteğim senden!... "Lütfen, Düşüncelerime Bir DamLa Yaş oLup DÜŞME..!" | ||
|
|
|
|
|
#4 | ||
|
|
Üzerinden oldukça zaman geçmiş eski şarkıların ve eski dizelerin… Bir sonbahar türküsü bilirim, bir de Ankara’nın boş bakışlı gözlerini.
Henüz çok olmadı; olsa olsa bir iki yıl… Yine böyle çok sancılandığım bir dönemde, kelimelerin kucağına kendimi bırakıp içimde birikenleri teker teker kendimden uzaklaştırmaya çalıştığım zamanların birinde, posta kutuma isimsiz bir şekilde bırakılan birkaç dizeye rastlamıştım. Bazen tanımadığınız birilerinin, tanıdıklarınızdan ne kadar çok yanınızda olduğunu görmek, insanı acıtabiliyor. Onca şeyi birlikte yaşa, göğüs ger; sonrasında yaşanan her şeyin, koca bir hiçmişçesine hatıralarından kayıp gittiğine şahit ol… Hepimizin bireysel bir alanı vardır bilirsiniz ve o alan korunaklıdır....biz izin verdiğimiz sürece, bizim dışımızda birileri o alana girebilir.... Sadece güvendiğimiz, dostluğunu ispat etmiş, zarar vermeyeceğine inandığımız kimseler girebilir... Ancak çoğu insan, o alanı korumayı bilemediği için zarar görür, hatta kötü sonuçlarla karşı karşıya kalır... Bazılarımız bundan ders alır, tecrübe edinir... Bazıları ise yüreğini bile bile yağmaya açar...tabii, bedel ödemeyi göze alarak... Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] İşte bir gün içimden bağırdığım, yakındığım anların birinde ,o hiç bilmediğim, sesini duymadığım kişi bana şöyle yazmıştı : "yüreğini kolayca açıveren biri, aldanmaya en müsait olandır aynı zamanda" Bir kaç gündür aklımı zorluyor bu cümle… Belki de yüreğimi kolayca açabildiğim içindir. Canımı yaktığını hissettim.. Niye? Dedim.. ve nihayetinde, hep içine hep içine akan yaşamların durağında, yine aynı otobüsü beklerken buldum kendimi.. Onca güvensizliğin, onca gerçeğin gün gibi aşikar olduğu zamanlarda bile, yine de yakın durmayı seçmişim hep.. İyi niyet sevgiden mi besleniyordu? Yoksa onun da mı bir ayağı çukurda, diğer gözü aynadaydı? ….ve neden meraklar, heyecanla bu kadar doğru orantıda yaşanıyordu? Öyle ya insan, arzuladığı bir şeye ulaştığında, heyecan biter ve yerini alışmışlığa, basite indirgemeye bırakır,“geldim, gördüm, yendim…” basitliğine… Oysa hepsi bu kadar mıdır? Ya ötesi? Ne kadar sığ bakıştır, şu üç kelimeden görmek bir gizi… “eriştim ve heyecan da bitti işte!” Hedeflenen menzilin ötesinde ve dahi içinde bile, her zaman, bizim görmediğimiz ve belki bakmayı dilemediğimiz bir başka giz ve gerçek vardır…….ve gerçek; hiçbir zaman, bizim gördüğümüz gibi değildir… Hayat dediğimiz şeydir bu! Ne zaman ne şekilde oyunlarla karşımıza çıkar, hiç kestiremeyiz ve biz buna karşı hazırlıksız olduğumuz için, her yeni sürprizine karşılık, elimizden fazla bir şey gelmeyeceği açıktır… Her şeye rağmen bu hayata nedense küfredemiyorum.. Çok şey verdiğim halde benden iki kat fazla almasına da lafým yok! Varsa yoksa sinirimi kusana kadar her şey dilimde.. Zehirli sözlerimin de süzüleceği bir an illa ki gelecek… Ki belki de doğal akışım bu benim hayatta… Bir yılanın deri değiştirmesi gibi… Yenilenmek adına, geçmişin elbisesini giye giye onu eskitmek…ve ondan eser kalmadığı anda yeni bir şeylere adım atabilmek… ……….“yeni” ile neden belli bir dönem barışık olamadığımı henüz kestiremedim ve üzerimdeki giysiyi taşımaktan da hiçbir şekilde vazgeçmedim… ………‘insan’da çıkılacak yolculuğa tahammül etmek bazen gerçekten zor… Ehh, benim de öğrendiklerim var elbette… Ayıkladığım ve sakladığım… Bundan sonra kapının kolu, hangi elin dokunuşuna bırakır kendini usulca bilemiyorum ama; sanırım o hiç tanımadığım insanın sözüyle yazıyı sonlandırmak iyi olacak: İçindeki ‘sen’i, sen biliyorsun ya!.. ona hitap edebilecek bir ses mutlaka duyarsın, hayatının bir safhasında. O, karşına bir şekilde çıkarılır. | ||
|
|
|
|
|
#5 | ||
|
|
Seni sevmenin adını da koyabilirim bugün ! terk etmeninde. Kalemimin ucunda bir kelimeye asabilirim de seni veya çizebilirimde.
Solgun hazan sabahında kirpiğimdeki çiy tanesinden düşürebilir, şakaklarımdaki beyaz yapraklara savurabilirim seni!yanağımdan dudaklarıma devrilen bir nehirde yapabilirim. Bugün seni ! kendi bedenimde yakabilir, firari uykulara satabilirim gözlerini. Sokaklarımda vuslat karanlığına fener alayı kedi gözler. Korkunun ve telaşın oynak bebekleri kırmızı. Avuçlarımda bir tutam mavi ve sarı hüzünler ! ıslak. Seni bugün, yan yana resimlerimden ayırtıp, kör bir makasa kurban edebilirim.. Saçlarının kırık telleri dolanır ayaklarıma, giderken bıraktığın izlerin ! bedevi ruhumu getirir dizlerinin dibine. Tek sarılışımın serap olmuş süresi, alnına değen dudak izlerimden yeniden doğurur güneşi. Seni bugün, yedinci çizgide yapabilirim şavkıma.. Ütopyamın cenderesinde kıvranırken hırsım, şeceremin namusunu kirletebilirim seninle. Kendimi ! kendimle aldatıp eski bir kanepede, uğruna dik tuttuğum başımı eğebilirim lanet bir aynada ! yine kendime. Bir acı bin acıya haber salar yokluğunda. Geri durmuşluğunun bilinmezliği yıldızı bol geceler yaşatır saçlarıma, ki ben-esmerken toprağında.. Küf yeşili solumalar tüner hıçkırığıma. Bir beyaz ten’e değmez olsaydı parmaklarım. Arı kovanı uğultusuyla beynimde sesinin çınlaması ve bileğimden tırnak uçlarıma sancı / titreme telaşı ! Unutmak isteyişimin kadehime dolan sıvısı dimağımı kuruturken, -ki terin tuzu yakmışken dil ucumu, sarhoş olamıyorsa ‘’seni seviyorum’’ denen iki kelime! Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Dert etme ! bırak../ zıvanası bozuk say sevgimi. Düşün ki taştan bir bağıra yaslamışım başımı. Ve bir mezar hırsızına emanet etmişim düşlerimi. Vakitsiz ötüşlerin bülbülüyüm, gül’e kırmızı yanışım ondandır. Her eylül sonu gözlerimi alıp gitmem servi saçlı mayıslara vurgunluğumdandır! Düşün ! seni ağustos yanmışlığımla buğday rengi bir gecede bulmuştum. Ben seni toprağa düşen ilk cemre gibi sevmiştim. Ne gözlerine, ne de kumralına saçının ! ben seni avucuma düşen tek siyah saç telinde sevmiştim. Gömleğime gölge yüzün, esmer duruşun, kocaman gözlerinle ! ne kara kaşına ne titrek dudağına yanmıştım. Ben seni bedenine kazınmış o yarada sevmiştim. Yeni umutlarla gelen baharın ardından, kan ter içinde bir yaz’ı satıp hazana, yine bir Eylül akşamı kırık dökük yanlarımla ! çakıl taşlarındaki muhabbet izlerine elimi sürüp, ben seni son kez köhne bir iskelede beklemiştim. Suskunluğuma sapladığım hançer, daha ulaşmadan sen olan yere. Parmaklarımda bıraktığın üşümeyi bir çingene falındaki umutlarla ısıtıp, kırk iki dakikalık bekleyişin meraklı gözleriyle ! saatimi sana ilk sarıldığım anda durdurmuştum. Kim alıp götürdü seni benden? Hangi çıngırak dil zehrini akıttı düşlerine ve olmadığım hangi şiirle dağladın yüreğini. Ben hiçbir kelimeye sığdıramazken sevgimi, sen hangi düz çizgide teğet geçtin onurunu. Oysa ben sana bırakmıştım yen’i sen olan kolumu. Şimdi, eski bir hikaye gibiyim. Bu aşkın iki kahramanını da yenmiştir şiir. Eflatun bir gecede tren yollarına serilmiş iki beden ve yangın artığı gibi gözlerinden düşüşüm ! ağlayışlarımda iliğimi kurutan gözyaşımla / bitmiştim. Oysa ben seni kemiğimde ilik diye sevmiştim. Diklen kadınım, sen benim sevdamsın derken ! belki derin bir uykunun güvenli kollarındaydın. Yan yana koltuklarda dirsek teması yaşandı bu sevda. Sen sustun, ben sustum / en mahrem yanımızdı sessizlik. Şimdi aleni bir çığlıkta tek ses, sensizlik / bensizlik. Kime sattın beni? masum bir çocuğun anne şefkati düşlerine mi? Yoksa bir kadının onurunu temizleyen insan yanıma mı? Kime sattın beni? Şuh bir bakışın sevdamı ele geçirme isteğine mi? Yoksa bir gelip iki giden geri duruşunun cenderesine mi? Utanmaz bir kelimedir yaşam. İçinde sakladıklarıyla alnın şavkında etiket. Onca çizgide sıkışmış insan olabilme ehliyeti ve yüreğin kıvrımında sızlayan ar damarı / kopmuş gerçekten! Geri dönüşüm olmaz asil sevdamı ! ayakları altına almış bedene / bakışı oynak iki göze..ama ben çekip almışım kokladığım gül’ü avuçlarından ve tek yolculu bir limanda elimde dönüşü olmayan tek bilet.. Vapur yanaşmak üzere ! gelsen de boş. Belki geç, belki erken ! son sözüm HOŞÇAKAL’ dır asıl (sana) giderken. Küf tut şimdi ve eskit kendini düşlerimle. Kelimeleri kirleten bir mektup gibi..! | ||
|
|
|
|
|
#6 | ||
|
|
senin girdiğin yer benim candamarım,
senin istendiğin yer hayata bağlantım, senin olduğun yer kalbim, tam ortasındasın... yürek aşkı tanıdı seninle, umut besliyor artık senli günlere, hayatın akışı bile senin gözlerinde, yağmur hiç yağmasın senin yüzünde.... kayıp geçilmiş ömrün ifadesini öğrendim sayende, ne kadar geç olsada kaderim, çıktın ömrüme, sevilip el üstündesin nefes aldığım sürece, bir yeminsin,benimsin kelime kelime hece hece...!!!! dularım gecene,gündüzüne, seninle geçireceğim ömrüme,bitmesini istemediğim sevgine...... sanadır hayranlığım,bağlılığım, sanadır benim son yalvarışım... benim ol, benimle ol.... beni kendi yerine koy... | ||
|
|
|
|
|
#7 | ||
|
|
Düşler...
İz düşümleri... Yokluğa sinmiş tüm kokular... Kaynak: ForumPaylas.net [Üye Olmadan Linkleri Göremezsiniz. Üye Olmak için TIKLAYIN...] Perdelerin tütünle yıkanmış geceleri... Bir ses, satırlarıyla yol boyunca, hüzünlü gerdanımdan öpmesini bilen... usulca, incitmeden... " Konuşmak istediğinde arayabilirsin, eğer istersen." " Olur." Hani bazen rüzgar inceden vurur ya bedene, titrer ve içinize çekilirsiniz.. Güçlü bir soluk gibi kıyıda bekleyen aşk silinmiştir, en tenha bakışlarla başbaşa kaldığınızı anladığınız anda... Aynanın soğukluğu, yaklaşan kış mevsiminin karbondioksit kalabalıklığında çoğalan acı kokusu ve bir mağlubun çizelgesi gibi elinize tutuşturulan acı kayıtları, teker teker dolar yalnızlığın kapakçıkları arasına... Yürek gitmek ister... yorgun, bitkin, koşulsuz.. Sadece gitmek... Oysa uzun bir yanılgıdır terk etmenin sancısı... Gidenin kalana eşitlendiği ve kalanla aslında eşitlenemeyen, asla da eşitlenemeyecek olan, suale yer vermeyen, komplo ayrılıkları tütsülenir sigaradan çekilen nefesin arasına... Kayıt defterinde mavi yolculuklar tutulur, isimsiz şehirlerin bekleyişi sanki çok eskiden kalmış bir mirasçasına... Sahi, bir mirasın kaydı nerede tutulurdu tüm kutsanmış aşkların mahzeni böylesine vurulmuşken, parçalanmışken, yıkılmışken? Tarih kokan ve son diye atfedilen onca vazgeçişin damardan bir bir çekilişi, tüm varoluş salgılarının azalışı, demin demlendiği vakitler... Tutulan kayıtlar buradan mı miras kalır incinmişliğimize, küstürülmüşlüğümüze? Ona hayır buna evet, her şeye hayır, hiçbir şeye her şey!! Hiçlik... Dümenin henüz kıyıdayken bilinen belirsizliği; aşkın rotasızlığının sonbahar bitişi, kış başlangıcı bakışları... Kadınlığın... Tüm sözcüklerin buğulu camlardan düşen ıslaklığa kendini amansızca teslim edişi... Yanılgılarım... Yanılırken ayağımı basıp da üzerinden kaçmadığım onurlu yenilgilerim... Vedaları kutsuyorum, mabedin soğuk taşları arasından düşlerimi yırtıyorum... Düşlerin de yırtıldığı bir gece şarkısı düşlüyorum(!) Kaçılmıyor... Amaçsızdı başlangıçlarım ve bir geceyarısı ansızın, hep böyle olmamış mıydı, fark etmeden ayak bastığım şehirlerde, sana düş'müşüm.. Eğer birgün...eğer birgün kendi canına kıyarsa dilsizliğim, içinde sana dair izdüşümleri bulacaksın... Adım adım derin bir nefes gibi, yanılgısında geçeceksin yokluğu.. Birtek kendinle...bir tek kendinle konuşamadığın an gelince durup bakacaksın sarı sayfalara... Üzerine eklediğin, üzerinden çıkardığın her kelime, mürekkebini akıtacak toprağına ve sen yine de anlamayacaksın!! ... Sokak taşlarına düşer ya hesapsız bir yağmur, tene dokunur ya kaçamak bir öpüşme hatırası, sen orada kaybettin beni.. Biliyordum... Sense bir ömür boyu bildiğimi bilmeyeceksin.. O sendin... Tarihleri aylarla anlatılan bir karenin çocukluğunu avuçlarına aldığında, işte tam da o anda, özlemlerimizden çok uzağa, bilinmeyen bir kıyıya demirlemiştin ayrılığı... O ayrılık ki, bizi ayrı ayrı şehirlerden toplamıştı... Bir daha bir araya gelemeyecek şekilde... Nişanlar... Küller... Limanlar ve aslında hiç gidilemeyecek adresler.. Pusulasız her yanılgının, aşkta karşılığı yok!!! | ||
|
|
|
![]() |
| Bookmarks |
| Seçenekler | |
| Stil | |
|
|